Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Otuz yıllık arkadaşım bile yardım edemiyor
0:00 0:00
1x
a- | +A

Feridun Ağabey, sizin aracılığınızla bir derdimi yetkililerimize arz etmek istiyorum. Efendim bendeniz 67 yaşındayım. Kalp yetmezliğim var. Devamlı kullandığım raporlu ilaçlarım var. Ev doktorum ise evime 3-4 km uzaklıkta. Önceden araba kullanabildiğim için mesele olmuyordu. Arabamla gidip gelebiliyordum. Şimdi araç kullanamaz duruma geldim. Trafiğe çıkamıyorum. Devamlı kullandığım raporlu ilaçlarımı yazması için doktoruma telefon açsam veya mesaj ile yazdırsam diye denediğimde olamayacağını söylediler. Nedir, illa geleceksin ve muayene edilir şekilde görüneceksin, yüz yüze ilaç yazabileceğiz. Yani telefonla veya mesaj ile ilaç yazdıramıyorum. Diyorum ki: “Tamam yeni ilaç yazmayın, bari bu raporlu ilaçlarımı yazın!” “Hayır illa buraya gelmen lazım, yoksa yazamayız. Hapis cezası bile var” diyor ev doktorum. Üstelik ev doktorumla çok uzun senelerdir, 30 seneden fazla tanışıklığımız var, arkadaş sayılırız. O bile yardım edemiyorsa, bu kadar katı bir tutumu anlamış değilim. Buna genel bir çözüm bulunmasını saygılarımla arz ederim Efendim.

Çetin Demir

Sahi sen ne zaman ağlarsın?

“Soruyorum kendime nereye gitti o gözyaşları? Neden akmıyor gözlerinden? Yaşadığın onca şeye rağmen neden gülüyorsun? Gülmeyi başarıyorsun. Onca sorun varken dışarıdaki insanlar “nasıl da mutlu” desinler diye mi? Her şeye rağmen hâlâ dimdik desinler, “güçlüymüş” desinler diye mi. Anlatmaya utandığın sıkıldığın dertlerden mi çekiniyorsun. Yoksa dünyanın senin için bittiğini mi saklıyorsun herkesten. Nereye kayboldu bu gözyaşları. Hüzün çöker her yanı kafanı iki elinin arasına alırsın. Derin düşüncelere dalıp zaman nasılda geçti diye hayıflanırken. Kaybolan yılların hesabını kendine sorarken. Neden akmaz o gözyaşı. Geçmişi hatırlarken, yanlış aldığın kararları düşünürken. Gelip geçen aşkları hatırlarken neden ağlamazsın? Girdiğin çıkmaz sokak ve dönüşü yok. Artık belli şeyler için çok geç. Belki de öylece yaşayıp öleceğiz. Belki ölüm aşktan yakın ne bilirsin. Ahireti düşünüp neden ağlamazsın. Katlettiğin dünyayı kurtaramadı doktorlar. Ahireti bari kurtar, derken. Düşünüp kadere ağlamak varken, neden gülersin, neden boş verirsin hayatı? Hayat bu kadar zorken, bu kadar çetrefilken neden numara yaparsın insanlara. Hayaller çukurun çukurundayken neden mutlu gibi davranırsın? Boş yere ağladığın üzüldüğün şeyler gelir aklına. Durup dinlersin sessizliği haykırırsın kısık sesle. Nerede hata yaptım, nerede yanlış yaptım diye. Nasıl oldu da dünyamı mahvettim diye kızarsın kendine, ama yine ağlamazsın. Kalbini kırarlar susarsın, canını sıkarlar susarsın... Susarsın da susarsın. Derdin vardır bitmek bilmeyen... Ama her defasında hep kendini avutursun “bu sefer olacak” diye. Olmayınca yine ağlamazsın. Sahi sen ne zaman ağlarsın? Hüzün de kaplasa her yanı akmaz o gözyaşı. Belki bir gün her şey düzeldiğinde gerçek aşka kavuştuğunda akar bir damla gözyaşı.

Abdullah Karakoç

Nitelikli gençlik yetiştirilmesi için

"Feridun Ağabey sizin aracılığınızla yetkililerimize nitelikli gençler yetiştirme konusunda görüş ve önerilerimi sunacağım" diyen değerli okuyucumuz özetle diyor ki:

1980 yılında İzmir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünden mezun oldum. Stajımı tamamladım bilahare tayinim çıktı. Ancak iyi bir eğitimci olamayacağımı düşünerek görev yerine gitmedim. Şimdilerde kararımın hatalı olduğunu görüyorum. Bunu telafi etmek için Eğitime yönelik fikir ve değerlendirmelerimi sizlere iletmek istiyorum. Hâlihazırda 4+4+4 “Zorunlu Eğitim” Modeli uygulanmaktadır. Bu Model kısa ve uzun vadede ülkemizin en değerli varlığı olan insan kaynağını sıradanlaştırıp felakete yol açacaktır. Zaten bu felaket şimdilerde kapıya dayanmış durumdadır. Uygulamadan bir an vazgeçilerek çocukların, gençlerin geleceğe daha iyi ve nitelikli hazırlanmasını sağlayacak uygulamalara acilen geçilmelidir. Bu meyanda;

Türkiye, genç nüfusunun potansiyelini kâğıt üzerindeki bir zorunluluğa kurban etmektedir. 4+4+4 zorunlu eğitim modeli, "Diplomalı İşsizler Ordusu" üreten, sanayi ve zanaat kollarını nitelikli elemansız bırakan, akademik başarıyı dibe düşüren bir modeldir.

Mevcut sistem, çocuklarımızı sadece merkezî sınavlara hazırlayan bir sınav stres fabrikasına dönüştürmüş onları 12 yıl boyunca temel becerilerden, mesleki yönelimlerden ve hayata hazırlıktan uzak tutmuştur. Geleceğimiz çalınmaktadır! Bu uygulamadan derhâl vazgeçilmelidir. İnsan kaynağımızı sıradanlaştıran bu yapıyı yıkıp her genci kendi yeteneğine göre şekillendiren, ülkenin üretim gücüne anında katacak ve akademik alanda zirveye taşıyacak bir sisteme geçmek zorundayız: 1. Temel Okul: Keşfetme ve Nitelikli Ayıklama (4 Yıl) 2. Ortaokul: Kırılma Noktası (2 Yıl) 3. Lise: Meslek / Bilim / Teknik Eleman ve Bilim İnsanı Yetiştirme 4. Yükseköğretim: Esneklik ve Akademik Mükemmeliyet

Gerektiğinde detaylarıyla açıklanabilecek bu eğitim sisteminde ve bu modelde bir yanda nitelikli insanlar yetiştirirken, diğer yanda ulusal bilim gücümüzün çekirdeğini oluşturacak yüksek kaliteli akademik eğitimi garanti altına almaktadır.

Türkiye'nin gençlerini tüketmek yerine, üreten, yetkin, bilimle donanmış ve mutlu bireyler olarak yetiştirmek için bu köklü değişime geçilmesini bekliyoruz. Saygılarımızla...

Fazil Önal

Anlat Derdini Feridun Ağabey'de önceki yazılar...

ÖNE ÇIKANLAR