Feridun Ağabey, yolculukta biz engellilerin karşılaştığı sorunlara dikkat çekmek istiyorum. Toplu taşıma araçlarında bazen “Çalışıyor, maaş alıyorsunuz; neden ücretsiz ulaşım kullanıyorsunuz?” sorusuyla da karşılaşıyoruz. Bir insan memur veya işçi olabilir, maaş alabilir. Fakat aldığı maaş engelini ortadan kaldırır mı?
Ben sabah evden çıktığımda elimde yine beyaz bastonum var. Kaldırımda park etmiş araç, düzensiz bir yol veya gelişigüzel bırakılmış bir eşya yine karşıma çıkabiliyor.
Engelli olmayan birinin yürüyerek on dakikada gideceği yere ben bazen iki otobüs değiştirerek ulaşabiliyorum.
Çünkü yol aynı olsa da yük aynı değil. Elbette bütün şoförleri aynı kefeye koymak da doğru değil. Yıllardır otobüs kullanan biri olarak çok güzel insanlarla da karşılaştım. Karşıdan karşıya geçmek için beklediğimi gören, otobüsü durdurup araçtan inerek beni karşıya geçiren şoför dostlarım da oldu. Otobüste yolcular beklerken bunu yapan insanlar…
Allah onlardan razı olsun. Bazen bir insanın yaptığı küçük bir iyilik, uzun uzun anlatılan birçok sözden daha değerlidir.
Bir başka mesele de erişilebilirlik. Büyük şehirlerde bile bazı otobüslerde sesli durak anonslarının çalışmadığına şahit oldum. Oysa bu sistemler görme engelliler için bir konfor değil, bağımsız hareket edebilmenin temel şartlarından biridir. Nerede olduğumuzu bilmek ve ineceğimiz durağı kimseye sormadan takip edebilmek bir ayrıcalık değil, haktır.
Bildiğim kadarıyla birçok şehirde toplu taşıma şoförlerine çeşitli eğitimler veriliyor. Engelli bireylerin de bu eğitimlerde söz sahibi olması, yaşadıklarını doğrudan anlatması çok faydalı olacaktır. Çünkü engelliliği en iyi, onu yaşayan anlatır.
Bir saatlik samimi bir sohbet, bazen uzun bir eğitimden daha etkili olabilir. Bizim beklentimiz aslında çok büyük değil: Türkiye’nin neresine gidersek gidelim geçerli olacak ortak bir engelli kimlik ve ulaşım anlayışı… Erişilebilir kaldırımlar ve duraklar… Eksiksiz çalışan sesli anons sistemleri… Ve en önemlisi, engelli vatandaşın hakkını anlatmak zorunda kalmadığı bir hayat.
Çünkü mesele birkaç liralık otobüs ücreti değildir. Mesele, insanın kendi ülkesinde ve kendi şehrinde engelli olduğu için yeniden mağdur edilmemesidir. Rabbim bizleri iyi insanlarla karşılaştırsın. Âmin.
Veli Bayramoğlu
Yalvarıyorum, yalvarıyorum, yalvarıyorum...
Feridun Ağabey, daha önce yazmıştım Allah razı olsun inşallah yayınladınız. 61 yaşında acılı anne olarak yalvarıyorum, yalvarıyorum, yalvarıyorum... Duyun beni! Çok çaresizim çıkmazdayız; çamura saplanmış çırpınan kuş gibiyim. 35 yaşında Serebral palsi, epilepsi hastası kızımı kaybettim. Eşim emekli astsubay; parkinson, şeker hastası. Ben tansiyon, şeker hastasıyım. Başımıza gelen bir olaydan dolayı maddi olarak çökmüş durumdayım. Allah rızası için feryadımı Sayın Cumhurbaşkanımıza duyurmam için yardım edin. Ben de 8 yıl AK Parti İzmir Narlıdere Kadın Kolları Teşkilat Başkanı daha sonra ana kademede görev yaptım. Yemin ediyorum bataklıktayız; yürümeye mecalim kalmadı, ne olur...
Nuran Ülküye Sucu
Bir insanın kendini iyi hissetmesi diye bir şık olamaz mı?
Feridun Ağabey, bir yakınımın muayenesi ve kan tahlili isteği ile gittiğimiz sağlık ocağında dediler ki: “Sen de bir kan ver, kan tahliline bakalım.” Şaşırmadım desem yalan olur.
“Ne gerek var ki, benim böyle bir ihtiyacım yok. Kendimle ilgili herhangi bir sağlık sorunum da yok” deyince şöyle olurdu böyle olurdu derken konu döndü dolaştı aile hekimliğine kayıtlı bireylerin belli yaştan sonra kan tahlili yaptırması, -burayı da ben tahmin ediyorum, belli yaştan sonra kanser taraması vb. gibi- mecburiyet demesek de benzer bir durum varmış. Hatta ne derece doğru anladığım ama bu durumdaki kimselere tahlil tetkik tarama vb. adına her ne diyorlarsa yaptırılmadığında aile hekiminin maaşından mı ne kesiliyormuş. Bir tuhaf oldum. Bu nasıl bir sağlık endişesiydi? Bu nasıl bir sağlık hizmetiydi? İnşallah kesinlikle ben yanlış anlıyorumdur. Bir insanın kendini iyi hissetmesi diye bir şık olamaz mı? İlla yaşlılıkla birlikte insan mutlaka hasta mı olması lazımdır? İnsanları mutlaka tahlile tetkike yönlendirmeye zorlamak ne kadar sağlıklı bir yöntem? Hele de bunun için her biri birbirinden kıymetli, zor görev yapan zor şartlara rağmen hastalarıyla ilgilenen kıymetli aile hekimlerini böyle uygulamaya yönlendirmek ayrıca çok vahim değil mi? Saygılarımla.
Rumuz: "Üzgün”

