Kaydet
a- | +A

Aslında, "yolsuzluk kavramını" tarif etmek bir "ağacı" tarif etmeye benzer. Herkes o ağacı algılar ama, kişilerde uyandırdığı duygular çok farklıdır. "Yolsuzluk", en küçük seviyede, kendi işini yürütmeye çalışan bir küçük veya orta ölçekli işletme sahibinden bir küçük bürokratın istediği "hediye" olabilir.. Veya, büyük seviyede, bütün bir ülkenin milyarlarca dolar kaybına neden olabilecek bir soygun... Bugün, "yolsuzluk" temel olarak, yüksek düzeydeki bürokratlar, politikacılar, hatta devlet başkanlarının gerçekleştirdiği, "kuralları çiğneyen ve ahlaki olmayan yollardan para transferi" ile, hukuka saygıya indirilen darbe, fakirliğin desteklenmesi, demokrasiye ihanet ve serbest piyasa ekonomisinin batırılması olarak değerlendiriliyor. Bu yapısıyla yolsuzluk, "küresel" bir sorundur. ¥ "Yolsuzluk ekonomileri", toplumun çok küçük bir kesiminin olağanüstü zenginleşmesine, buna karşılık büyük kesimin fakirleşmesine yol açmaktadırlar. ¥ Bu nedenle, geniş halk kitlelerinde, serbest piyasa ekonomisinin "ahlaki ve üreticiyi destekleyen bir sistem olduğuna" dönük düşünceler zayıflamaktadır. ¥ Bununla birlikte, geniş kitleler "hukuk" kavramının, belirli güç odaklarını koruyan, kendisini dışlayan bir kavram olduğuna inanmaya başlamaktadırlar. ¥ Gelişmenin devamı, demokrasiye olan inancın zayıflaması, yoksul kitlelerin radikal siyasal eğilimlere yönelmesidir. ¥ Bu kıskacın içine giren ülkeler, ya, "yakın çevresiyle" birlikte iktidara yerleşen ve normal yollardan gitmeye pek niyetli olmayan "liderler" ya da, çeşitli görünümler altındaki açık diktatörlükler tarafından yönetilerek, "yolsuzluk ekonomisi" bir "devlet sistemi"ne dönüşmektedir. Dünya, Sovyetler Birliği''nin dağılması sonrasında yaşanılan son 10 yılın deneyimleriyle, "yolsuzluğun" küresel ekonomi ve istikrar açısından bir numaralı tehdit halini aldığını artık kabul ediyor. Eski Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği ülkelerinde işbaşına gelen yönetimlerin oluşturdukları tablo, son üç yıl içinde yaşanılan "küresel ekonomik krizlerle" desteklenince, yolsuzlukla mücadele küresel bir kavram halini aldı. ¥ İlk sinyal, 1997-98''de patlak veren "Asya Krizi" oldu. Küresel ekonomiyi sarsan gelişmenin temelinde, Güney Kore, Tayland, Malezya, Endonezya, Tayvan ekonomilerinin "şeffaf olmaması"nın yattığı belirlendi. ¥ Ekonomisi "mafyaya" teslim olmuş Rusya''nın bu krizden etkilenmesi, küresel ekonominin ancak, "şeffaf devlet sistemleri ve ekonomi anlayışı ile yürüyebileceğini" ortaya koydu. ¥ Tabii ki, perde arkasında "yolsuzluk ekonomisinin" yattığı bu krizden en çok etkilenen üçüncü büyük bölgenin bu konuda dünya şampiyonluğunu elinde bulunduran Latin Amerika ülkeleri olması sürpriz olmadı. Görüldüğü gibi, bizim, kendi ülkemiz içinde tartıştığımız, sadece bize has bir sorunmuş gibi gördüğümüz bu konu, aslında bir "dünya sorunu..." "Küresel değişim şeffaflığı getiriyor..." "Hasta" belki sancı çeker ama, kurtulur...

Rusya''dan atak!.. ¥ Rusya''nın Orta Asya''daki güçlü ortağı Kazakistan ve devamında Kırgızistan''a yaptığı ziyaretler, Devlet Başkanı Vladimir Putin açısından bir "başarı öyküsüne" dönüştü. Ziyareti öncesinde Kazakistan''ın başkenti Astana''ya gönderdiği özel temsilcisi Victor Kalyuzhny''nin Nezavisimiya Gazeta''ya yaptığı açıklamada, "Kazakistan artık Bakü-Ceyhan projesi ile yakından ilgili değil" demesiyle rahatlayan Putin ekonomik ve askeri alanda iki büyük adım attı. ¥ Astana''da biraraya gelen Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Belarus ve Tacikistan devlet başkanları, Avrasya Ekonomik Birliği (Eurasian Economic Community-EEC) anlaşmasına imza attılar. Eski Sovyet cumhuriyetlerinin daha çok Rusya ile yakın bağlantılı olanlarının kabul ettiği bu anlaşmayla bu beş devlet arasında bir çeşit gümrük birliği kurulmuş oldu. ¥ Kırgızistan''ın başkenti Bişkek''te düzenlenen Bağımsız Devletler Topluluğu Ortak Güvenlik Konseyi toplantısı çerçevesinde biraraya gelen Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Belarus ve Ermenistan devlet başkanları, Orta Asya''da önümüzdeki beş yıl içinde alınacak ortak askeri tedbirler konusunda karar verdiler. Kararlar, halen bölgede 25 bin asker bulunduran Rusya''nın ortak güvenlik konusundaki yetkilerini artırıyor. ¥ Orta Asya''nın önemli ülkesi Özbekistan ise bu gelişmelerden uzak durmayı tercih etti. Özbekistan lideri Kerimov, ülkenin bağımsızlığının bütün şartlar altında korunmasında kararlı olduklarını belirterek, "Rusya bize sadece kendisinden istediğimiz silahları versin, biz kendimizi koruruz" dedi.

Aliyev''in "Oğul" politikası... ¥ Azerbaycan, bağımsızlık kazandığı 1991 yılından bu yana yaşadığı en ciddi siyasi kararla karşı karşıya: 5 Kasım''da genel seçim var. ¥ Şu anda 78 yaşında olan ve sağlık durumu giderek endişe uyandıran Haydar Aliyev''in yerine geçecek ismin de önünü açması beklenen bu seçimler, tüm dünya tarafından yakın takibe alındı. ¥ Kaynaklar, Haydar Aliyev''in, yerine, şu anda devlet petrol şirketi başkan yardımcılığı görevini yürüten İlham Aliyev''i geçirmek istediğini belirtiyorlar. "Oğul" Aliyev bu nedenle, Yeni Azerbaycan Partisi''nin seçim listesinin en üst sırasında yer aldı.

Rusya''da nüfus felaketi... Avrasya''da, bir "eski süper güç" olarak varlığını güçlendirmeye çalışan Rusya''nın, büyük bir nüfus felaketi ile karşı karşıya bulunduğu ortaya çıktı. Gelişme, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin''in, Rus Parlamentosunda yaptığı konuşmada, "Giderek yaşlanan nüfusun yol açacağı büyük bir felaketle karşı karşıyayız" demesiyle mercek altına alındı. İstatistikler, Rusya''da ölümlerin, doğumlardan yüzde 80 fazla olduğunu ortaya koydu. Bu eğilimin varlığını koruyacağı da belirlendi. Bu gelişme üzerine, Rusya Ekonomik Gelişme Bakanlığı ülke nüfusunun, önümüzdeki elli yıl içinde tam 52 milyonluk bir azalmayla 94 milyona ineceğini açıkladı.

"Batı, elini yıkadı" ¥ Aslında, Amerikan liderliğindeki NATO güçlerinin, Kosova operasyonlarından sonra karşılaştıkları durum hiç de hoş değildi. Evet, operasyon başarıya ulaşmış, bölgedeki Arnavutlar yeni bir "etnik temizlik kampanyasından" kurtarılmışlardı ama, bütün savaşların mimarı olarak görülen Slobodan Miloşeviç hâlâ iktidardaydı. Yugoslav muhalefeti dağınıktı ve şartlar, NATO''nun bölgede daha uzun yıllar kalacağını gösteriyordu. ¥ Washington ile Avrupalı başkentler, yeni bir stratejiye yöneldiler. Miloşeviç''i yıkıp, bir an önce bölgeden uzaklaşmak istiyorlardı. Ama, Belgrad''da, Çekoslovakya''nın ünlü "kadife devriminin" mimarı felsefeci, insan hakları savunucusu Vaclav Havel değil, Vojislav Kostunica yaşıyordu. ¥ Oyun, üst üste siyasi hatalar yaparak, halk arasında güven kazanan bu ismin üzerine oynandı. Kostunica, işe, Miloşeviç''e değil, daha sonra kendisini desteklemek zorunda kalan muhalefet liderlerine saldırarak başlamıştı. Halk ise, "yalnız adamın" Miloşeviç yönetimine hiçbir taviz vermeyen davranışlarından ona "siyasi aşk" besliyordu. ¥ "Miloşeviç''in yıkılması, batıya ellerini yıkamak için iyi bir fırsat veriyor" ama, yerine gelen Kostunica''ya sağlanacak desteğin ciddi riskleri var. "Milliyetçi" Kostunica''nın, eski Yugoslav cumhuriyetlerinde yaşayan Sırplar ve Kosova konusunda Miloşeviç''ten farklı bir politika izleyemeyeceği biliniyor.

Havel''i tanımak... ¥ "Bu dünyanın en zengin üç adamının toplam servetinin, nüfuslarının büyük çoğunluğu açlıkla boğuşan toplam 600 milyon nüfuslu bir grup geri kalmış ülkenin servetinin toplamı kadar olması, asla iyi bir işaret olarak değerlendirilemez" ¥ "Dünya ekonomisi hızla büyüyor ama, bugün seksen ülkenin vatandaşları, on yıl öncekinden daha az ücret alıyorlar. Bilgisayar ekranları aracılığıyla gerçekleştirilen kara para aklama operasyonları, tüm insanlığın toplam üretiminin yüzde 5''ine, uyuşturucu ticareti ise, toplam ticaretinin yüzde 8''ine ulaşmış durumda." ¥ "Dünyanın her yerinde, insan hakları hareketi güç kazanıyor. Ama, asıl güçlenen, reklamcılık ve tüketicilik eğilimleri ile birlikte, televizyon terörü, önde gelen politikacıların medya oyunları ile kontrolü ve sıradan sloganlardır." ¥ "Eşitlikçi ve hukuka dayanan bir sistemi bir kenara bırakarak, mal-mülk edinme hırsına yenilmek bir utançtır. Hırslarımız, hiçbir zaman, çevremizi mahvetmemize, dünyamızı kirletmemize ve geleceğimizi karartmamıza neden olamaz."

Kazanan İran oldu ¥ İsrailli aşırı sağcı lider "Beyrut kasabı" unvanlı Ariel Şaron''un Mescid-i Aksa ziyaretinden sonra yaşanılan kanlı olaylar, Ortadoğu''da, zaten var olan bir "oyuncunun" güçlenmesine neden oldu: Hizbullah. ¥ Bugüne kadar, İran ve Suriye''den destek gören Hizbullah, 18 yıl süresince İsrail işgali altında bulunan Güney Lübnan''da gerçekleştirdiği gerilla operasyonları ve devamında, İsrail ordusunun bu bölgeden çekilmesiyle dikkat çekmişti. ¥ Her ne kadar, Lübnan hükümeti, varılan anlaşmalar çerçevesinde bölgedeki otoritesini kurmaya çalışsa da, geçtiğimiz mayıs ayında gerçekleşen bu çekilmeyle birlikte, Ortadoğu''da üzerinde konuşulan konu, "artık, İsrail ile İran''ın komşu oldukları" yönündeydi. ¥ Nitekim, Mescid-i Aksa olaylarıyla birlikte doğan İsrail-Filistin gerginliğinden ilk yararlanan, 3 İsrail askerini esir alarak, İsrail''in elindeki savaşçılarının serbest bırakılmasını isteyen Hizbullah oldu. Hizbullah''ın bu taktiği bir anda, Ortadoğu''yu savaşın eşiğine getirdi. ¥ Hizbullah''ın Filistin bölgelerindeki devamı olarak kabul edilen Hamas''a karşı mücadele eden Yaser Arafat yönetimi ve Lübnan''daki İsrail işgalinin sone ermesini Golan Tepeleri''ni geri almak için önemli bir adım olarak gören Suriye yönetimi, böyle bir gelişmeye sıcak bakmıyorlardı. ¥ Hizbullah bir anda, kendi destekçisi Suriye''den "bağımsız" hareket eden ve Lübnan topraklarını savaş bölgesine çeviren bir politikaya yönelmişti. Örgüte açık destek, geçtiğimiz günlerde Hizbullah ve Hamas yöneticilerini Tahran''a çağıran İran''dan geldi.

... Ve kaybeden: Mısır ¥ Ortadoğu''yu sarsan şiddet fırtanasından en büyük yarayı Mısır aldı. Ortadoğu Barış Süreci''nin bu en önemli ülkesi, kendisini bir anda, iç politikada kilitlenmiş halde buldu. Mısır halkı, "taş atan çocuklara" karşı "hakiki mermi kullanan" İsrail''e büyük bir öfke patlaması yaşadı. ¥ Mısır, 1974 Camp David Anlaşması sonrasında İsrail ile ilişkilerini "normalleştiren" ilk Arap ülkesi olarak hâlâ, yılda 2.1 milyar dolarlık Amerikan yardımını alıyor. Buna karşılık gerçekleştirilen son kamuoyu yoklaması, 67 milyon nüfuslu ülke halkının yüzde 94''ünün İsrail ile ilişkilerin kesilmesini istediğini ortaya çıkardı. ¥ Mısır hükümeti, ülkede yaşanılan gerginliği yumuşatmak için İsrail ile ilişkilerini buzdolabına kaldırdı. Kaynaklar, bu manevranın, işbaşındaki Ulusal Demokratik Parti''nin yaklaşmakta olan seçimlerde İslamcı muhalefet karşısında bir yenilgi yaşama korkusundan kaynaklandığını belirtiyorlar. ¥ Mısır yönetiminin, "iç baskıyla" ülkenin "uluslararası stratejik ilişkilerini" dengelemekte büyük zorlukla karşı karşıya bulunduğu belirtiliyor. ¥ Filistin''de dün yaşanılan "savaş" gelişmelerinden sonra Mısır ve Suriye''nin izleyecekleri politikanın ilk hedefinin, kendi kamuoylarını tatmine dönük olacağı belirtiliyor.