CHP’nin resmî hikâyesinde ve CHP taraftarlarının zihninde en güçlü kabullerden biri şudur: CHP devleti kuran partidir... Bu ifade, uzun yıllar boyunca siyasal bir meşruiyet kaynağı olarak kullanılmıştır. CHP kendisini yalnızca partilerden biri olarak değil, devletin ve rejimin asli sahibi, hatta Türkiye’nin doğal siyasi merkezi olarak görme eğilimindedir. Oysa bu görüş hem tarihî hem de siyasi bakımdan ciddi şekilde tartışmaya açıktır.
Her şeyden önce, Osmanlıdan cumhuriyete geçişte sıfırdan bir devlet kurulması söz konusu değildir. Elbette rejim değişmiş, monarşiden dar anlamda cumhuriyete geçilmiş, siyasal kurumlar yeniden düzenlenmiştir. Fakat, devlet bütünüyle yoktan var edilmemiştir! Bürokrasi, ordu, maliye, hukuki tecrübe, diplomasi ve idare geleneği büyük ölçüde Osmanlıdan devralınmış, yeni şartlara adapte edilmiştir. Bu bakımdan, “devleti kuran parti” söylemi tarihî gerçekliği fazlasıyla basitleştiren bir iddiadır.
CHP devleti kuran parti değil, devlet tarafından kurulan partidir. Halk Fırkası’nın kuruluş sürecine bakıldığında bu gerçek açıkça görülür. CHP, serbest ve çoğulcu bir siyasi rekabet ortamında ve toplumun içinden doğmamıştır. Devlet gücünü elinde bulunduran kadronun, topluma her bakımdan nüfuz etmek üzere oluşturduğu bir yapılanma olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden, başka partilerin varlığına izin vermemiş, siyasi rekabeti yok etmiş, muhalefet teşebbüslerini kısa sürede ortadan kaldırmıştır.
Partinin ilk adında “cumhuriyet” kelimesinin bulunmaması da dikkat çekicidir. Halk Fırkası adı ve tek partinin bulunması bütün halkı temsil etme ve kapsama iddiasını yansıtır. Bu, zaten, klasik anlamda bir parti fikriyle bağdaşmaz; çünkü, demokratik sistemlerde parti, toplumun tamamını değil, toplum içindeki bir görüşü, bir çizgiyi temsil eder. Halk Fırkası ise kendisini halkın tamamının siyasi ifadesi gibi konumlandırmıştır. Daha sonra Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın ortaya çıkmasıyla partinin adına apar topar “cumhuriyet” kelimesinin eklenmesi de bu bakımdan anlamlıdır. Üstelik “Cumhuriyet Halk Partisi” ifadesi Türkçe bakımından da problemli bir adlandırmadır ve aslında “Devlet Halk Partisi” anlamını taşımaktadır.
Bu tarihî zemin CHP’nin siyasi psikolojisini anlamak bakımından önemlidir. CHP’liler kendilerini devletin ve ülkenin asli sahipleri olarak görür. Diğer siyasi akımları, toplumsal kesimleri ve partileri ise çoğu zaman ikincil, geçici veya sapma unsurlar gibi değerlendirir. Bu bakış açısı siyasi ve ideolojik çoğulluğu kabullenmeyi zorlaştırır. Kişi kültüne yatkınlık, resmî ideolojiye bağlılık ve demokrasiyi ancak kendi çizgisi içinde meşru görme eğilimi buradan beslenir.
Benzer bir hata Demokrat Parti hakkında da yapılmaktadır. DP’nin CHP içinden çıkmış olması, onun CHP zihniyetinin devamı olduğunu göstermez. Tek parti döneminde siyaset yapmak isteyenlerin CHP içinde yer almaktan başka seçeneği yoktu. Adnan Menderes’in siyasete önce Serbest Fırka çevresinde ilgi duyması, Serbest Fırka’nın kapatılmasından sonra CHP içinde bulunması ve orada muhalif bir çizgiyi temsil ettiği biliniyor. DP, CHP’nin devamı değil, tek parti düzenine karşı toplumdan yükselen demokratik talebin siyasal ifadesidir.
Tek parti dönemi bazı yönleriyle otoriter, bazı yönleriyle de totaliter nitelikler taşımıştır. Siyasi rekabetin ortadan kaldırılması, otoritenin merkezîleştirilmesi ve muhalefetin bastırılması otoriter; yeni bir birey ve yeni bir toplum ortaya çıkarma arzusu ile sivil topluma derin müdahalelerde bulunulması ise totaliter eğilimleri göstermektedir. CHP bu dönemde sıradan bir siyasi parti olmaktan çok, devleti ve toplumu aynı ideolojik kalıba sokmak isteyen bir araç olarak işlev görmüştür. Bu sebeple, CHP’yi “devleti kuran parti” olarak görmek yerine, “devlet tarafından kurulan ve devlet eliyle toplumu şekillendirmek isteyen parti” olarak değerlendirmek daha doğru olur. CHP’nin bugünkü demokrasi, çoğulculuk ve meşruiyet problemlerinin önemli bir kısmı da bu tarihî mirastan kaynaklanmaktadır.
Türkiye’de sağlıklı bir demokratik sistemin yerleşmesi, hiçbir partinin kendisini devletin sahibi olarak görmemesine bağlıdır. Devlet milletindir; partiler ise ancak milletin belli kesimlerinin geçici ve sınırlı temsilcileridir.

