Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Vergide ayrıcalık mı eşitlik mi?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Vergi, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkinin en önemli alanlarından ve unsurlarından biridir. Vergiyi sırf devletin gelir toplama aracı olarak görmemeliyiz. Vergi sadece ekonomik bir boyuta sahip değildir, aynı zamanda vatandaşlık bağının, ortak yükümlülüğün ve kamusal hizmetlerin finansmanına katılmanın bir ifadesidir. Bu sebeple, vergi sisteminin temel ilkesi, bazı kesimleri kollamak değil, herkese mümkün olduğu ölçüde eşit ve genel kurallar uygulamak olmalıdır.

TBMM’de kabul edilen son düzenlemeyle, yürürlük tarihinden önce edinilmiş taksi, dolmuş, minibüs ve servis plakalarının satışından doğan kazançların gelir vergisinden, plaka devirlerinin ise KDV’den muaf tutulması öngörülmektedir. Ayrıca, 18 yaş altındaki gençlerle öğrenimine devam eden 25 yaş altındaki öğrenciler için biletle girilen bazı eğlence yerlerinde eğlence vergisi alınmayacaktır.

Bu düzenlemeler ilk bakışta belirli kesimlere kolaylık sağlayan, sosyal veya ekonomik amaçlarla hazırlanmış tedbirler gibi görünebilir. Ancak, meseleye vergi adaleti açısından bakıldığında, ciddi bir problem ortaya çıkmaktadır: Niçin bir iktisadi kazanç sağlayan veya iktisadi boyutları olan bir faaliyete katılan kişiler vergi öderken, başka bir iktisadi faaliyetten kazanç sağlayan veya faaliyete katılan kişiler vergiden muaf tutulmaktadır?

Taksi plakası milyonlarca liraya ulaşabilen değerli bir iktisadi varlıktır. Bir gayrimenkulün, şirket hissesinin veya başka bir ticari varlığın satışından kazanç elde eden kişi vergi öderken, ticari plaka sahibinin satış kazancının vergiden istisna edilmesi eşitlik ilkesiyle hiçbir şekilde bağdaştırılamaz. İstisna, plaka sahiplerine açık bir ayrıcalık sağlarken diğer alanlardaki mükelleflerin nispeten daha ağır bir yük altında bırakılmasına yol açar.

Aynı şey eğlence vergisi bakımından da geçerlidir. Gençlerin kültürel ve sosyal faaliyetlere katılmasını kolaylaştırmak savunulabilir bir amaç olabilir. Ancak, bir faaliyeti teşvik etmenin yolu, vergi sistemine yeni istisnalar eklemek olamaz, olmamalıdır. Gerçekten, eğlence vergisi gereksiz veya ağır bulunuyorsa, yalnız belirli yaş grupları için değil, herkes için azaltılmalı veya tamamen kaldırılmalıdır.

Vergi istisnaları çoğaldıkça mevzuat karmaşıklaşır. Her istisna yeni bir sınır, tanım, belge ve denetim ihtiyacı doğurur. Kim öğrencidir, hangi bilet istisna kapsamındadır, plaka ne zaman edinilmiştir, hangi satış istisnaya girmekte hangisi girmemektedir gibi sorular ortaya çıkar. Basit olması gereken vergi sistemi giderek ayrıcalıklar ve istisnalar labirentine dönüşür.

Üstelik bu yaklaşım devletin vatandaşlar arasında pozitif ve negatif ayrımcılık yapmış olmasına yol açar. Vergiden muaf tutulan kesim pozitif ayrımcılıktan yararlanırken, aynı muafiyete sahip olmayan vatandaş negatif ayrımcılığa uğratılmış olur. Çünkü devletin vazgeçtiği gelirin yükü genellikle diğer mükelleflere aktarılır ve bu onların daha yüksek oranlı vergilerle karşılaşmasına sebep olur.

Doğru vergi politikası, yüksek vergi oranları koyup sonra siyasi bakımdan etkili veya sempati duyulan gruplara istisnalar dağıtmak değildir. Doğru olan, vergi tabanını geniş, oranları düşük ve kuralları basit tutmaktır. İktisadi kazanç elde eden herkes vergi ödemeli ve devlet vatandaşları mesleklerine, yaşlarına veya siyasi pazarlık güçlerine göre ayrıcalıklı sınıflara ayırmamalıdır.

Vergi adaletinin yolu muafiyetlerin çoğaltılmasından değil, vergi oranlarının düşürülmesinden, vergi mevzuatının basitleştirilmesinden, vatandaşlar arasında negatif ve pozitif ayrıcalıklara yol açabilecek kararların ve uygulamaların ortadan kaldırılmasından geçer. Devletin görevi bazı vatandaşları vergiden kurtarmak ve bazı vatandaşları vergi yükü altında boğulmaya mahkûm etmek değil, herkes için daha düşük oranlı, daha sade ve daha eşit bir vergi sistemi kurmaktır.

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...