Ülke olarak uzun vadeli problemimiz enflasyon. Bir dönem düşük faiz, artan üretim programı uygulandı. İş dünyası uygun imkânlarla borçlanacak, yatırım yapacak, üretim artacak, piyasada ürün bollaşmasıyla fiyat artışları duracak ve hatta azalacaktı. Türkiye bu yöntemi uygularken ABD ve Avrupa Merkez Bankaları enflasyonun üzerinde politika faizi uygulayarak talebi sınırlı tutmaya çalışıyordu. Türkiye'de düşük faiz artan üretim yöntemi enflasyonu durdurmaya yetmedi ve 2022'nin ekim ayında yüzde 85,5 oranındaki enflasyon kayıtlara geçti. Bu aşamanın ardından para politikasında yöntem değişti, yüksek faiz-sıkı para politikası devreye alındı. Yıllardır süren bu politika sürecinde başarının adımları hissediliyordu ki, ABD ve İsrail, İran'a saldırdı, dünyanın gıda ve petrol hatları tıkandı. Petrol 120 dolarları gördü. Tarımın ham maddesi olan gübrede fiyatlar yüzde 80'e varan oranda arttı. Diğer ham maddelerin tedarik sıkıntısı büyüdü, bu fiyatları ödeyecek olanlar bile alamadı ve hem gübre hem de “eşel mobile” rağmen 80 lirayı bulan akaryakıt fiyatları da eklenince gıda fiyatları yüzde 100'ü aşan oranlarda arttı. İşte tam burada TMO devreye girdi ve 'kıtlık' algısını bozdu, ürün bollaştı. Bunca kötü haber peş peşe gelirken, yağışlar bollaştı, geçen sene yaşadığımız don ve benzeri felaket korkusu gerçeğe dönüşmedi ve şimdi üreticilerden "Bu yıl ürün bollaşacak" müjdesi geldi. Bu kesinlikle önemli bir müjde. Geçen sene bazı ürünler çiçeğe döndüğünde yaşanan don afeti sebebiyle etkilensin etkilenmesin bütün gıda fiyatlarında yüksek oranlı artışlar yaşanmıştı çünkü. Bu yıl ise yağış bol, olumsuzluk yok. Enflasyonu besleyen en önemli etken olan gıda biraz olsun nefes aldıracak...
Aldıracak da, psikolojimiz izin verirse. Enflasyon üzerinde psikolojinin etkisinin büyük olduğu bir gerçek. Rakamlara dönüşmese de gerçek...
Tüketicilerde "Yarın bu fiyata alamam" hissi oluştuğunda o enflasyonun artması kaçınılmaz oluyor. Son aylarda düşme eğilimine giren 'enflasyon beklentisi' savaş sebebiyle yeniden yönünü yukarı çevirdi. Neyse ki şimdilik 12 ay sonrası için beklenti yüzde 23,39'dan yüzde 23,82'ye çıkmış durumda. Bu, piyasa katılımcılarının beklentisi. Asıl enflasyon hareketini tetikleyen unsur, hane halkının beklentisinde. Geçtiğimiz yıllarda her ev birer stok merkeziydi. O stoklar eridikçe, enflasyonun belinin kırılması da gerçekleşiyor demektir.
Lagarde ne demek istedi?
Türkiye, eski adı AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) olan birliğe ilk kez 31 Temmuz 1959 tarihinde üyelik başvurusu yaptı. Türkiye ile AET arasında ortaklık ilişkisi kuran Ankara Anlaşmasının ardından resmî başvuru 14 Nisan 1987 yılında yapıldı. Ardından Avrupa ile Türkiye arasında, o zamanlar büyük bir zafer gibi sunulan 'Gümrük Birliği' anlaşması imzalandı. O zaman da tarihler 6 Mart 1995'i gösteriyordu. "Tamam, hazırsınız, artık müzakerelere başlayalım" dedikleri tarih ise 17 Aralık 2004. Bu tarihin ardından birçok alanda 'AB kriterlerine uyalım' diye yaptıklarımızın haddi hesabı yok ama yok, olmadı. Böyle olunca kamuoyunda da AB üyeliğini destekleyenlerin oranı da düştü "AB olmazsa başka birlik kurarız" şeklindeki tavsiyeler halkta büyük karşılık buldu. Ne zaman pandemi patladı, lojistik kolaylık Avrupa'nın gözünü Türkiye'ye çevirdi. Türkiye bir yandan ticaret demir yolları ve kara yollarıyla ticaretin ulaşımını hızlandırdı, diğer yandan boru hatlarıyla çok güçlü bir enerji koridoru oluşturdu. Savunma alanındaki süper gelişmeler de destekleyince şimdi Avrupa'dan hiç duymadığımız sözler duymaya başladık. Önce şirketler kıpırdadı. Türk şirketleriyle ortaklıklar fazlalaştı. Şimdi ise paranın yönetimindeki bir isimden ses geldi. IMF'nin eski başkanı olan Christine Lagarde, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanlığı sıfatıyla Avrupa Birliği liderlerine çağrıda bulundu. Lagarde, doğrudan "Türkiye" demese de "Blokun temellerini güçlendirme konusunda cesaret göstermeleri" çağrısında bulundu. Başka şeyler de söyledi Lagarde: Ülkeler kendi kendine yetme tavrını kırmalı. Fırsatı kaçırmamalıyız. Avrupa, kendi içine kapanmak yerine birlikte inşa ettiğinde daha güçlüdür.

