Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ABD'nin Avrupa’nın ihracat çıkarlarını hedef alan ticaret anlaşmaları ile “Avrupa’yı zayıflatmayı ve boyun eğdirmeyi” amaçladığının altını çizdi.
Fransa Cumhurbaşkanı, gümrük vergisi uygulamalarının özellikle “toprak egemenliğine karşı bir baskı olarak” kullanılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Trump, Grönland’ı istediğini söyledi. "Askerî güç kullanmayacağım" diye de ekledi.
Bunun üzerine Avrupalı liderler açıklamalar yaptılar. Macron Çin ile ilişkilerin geliştirilmesi çağrısı yaptı.
Macron, “Avrupa’da doğrudan yapılan Çin yatırımlarına ihtiyacımız var” dedi. İngiltere Başbakanı Keir Starmer da gelecek hafta Pekin'e kapsamlı bir ziyaret gerçekleştirecek.
Öte yandan Çin'in İngiltere'nin başkenti Londra'da yeni ve çok büyük bir büyükelçilik açma planı tartışmalara sebep oldu. İngiltere hükûmeti, belirli şartlara tabi olmak kaydıyla başkentte "süper büyükelçilik" olarak adlandırılan Çin'in yeni büyükelçilik inşa etme planlarını onayladı. Yani "Çin, bir nevi AB’nin yeni partneri olabilir mi?" sorusu gündemde...
Batı ile ABD’nin arasının artık eskisi gibi olmayacağının en net açıklaması Kanada Başbakanı Mark Carney’den geldi. Davos’ta yaptığı konuşmada artık düzenin eskisi gibi olmayacağını söyledi Carney:
1978’de Çek muhalif Václav Havel -sonradan cumhurbaşkanı olacak- “Güçsüzlerin Gücü” adlı bir deneme yazdı. Şu basit soruyu sordu: "Komünist sistem kendini nasıl ayakta tutuyordu?" Cevabına bir manavla başladı. Bu dükkân sahibi her sabah vitrinine bir tabela asıyordu: “Dünyanın bütün işçileri, birleşin!” Buna inanmıyordu. Kimse inanmıyordu. Ama yine de sorun çıkmaması için, uyum sinyali vermek için, hayatını kolaylaştırmak için asıyordu. Ve her sokaktaki her dükkân sahibi aynı şeyi yaptığı için sistem sürüyordu.
Sadece şiddetle değil, sıradan insanların içten içe yanlış olduğunu bildikleri ritüellere katılmasıyla ayakta kalıyordu.
Havel buna “yalan içinde yaşamak” diyordu. Sistemin gücü hakikatinden değil, herkesin doğruymuş gibi davranmaya razı olmasından geliyordu. Kırılganlığı da aynı yerden doğuyordu: Bir kişi bile bu oyunu bıraksa -manav tabelayı indirse- yanılsama çatlamaya başlıyordu.
Dostlar, şirketlerin ve ülkelerin tabelalarını indirme zamanı geldi.
On yıllar boyunca Kanada gibi ülkeler, “kurallara dayalı uluslararası düzen” dediğimiz yapı sayesinde refah içinde yaşadı. Kurumlarına katıldık, ilkelerini övdük, öngörülebilirliğinden yararlandık. Onun koruması altında değer temelli dış politikalar izleyebildik.
Bu düzen hikâyesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. En güçlülerin işine geldiğinde kendilerini muaf tuttuğunu. Ticaret kurallarının asimetrik uygulandığını. Uluslararası hukukun, suçlanan ya da mağdurun kimliğine göre farklı sertlikte işletildiğini...
Carney artık Kanada ile ABD’nin bir kopuşta olduğunu söyledi. Eskiye, nostaljiye takılmamalıyız diye de ekledi.
ABD dışında yeni arayışları olduğunu söyleyen Carney’in şu cümleleri de çarpıcı:
Dışarıda hızla çeşitleniyoruz. Avrupa Birliği ile kapsamlı bir stratejik ortaklık kurduk, Avrupa’nın savunma tedarik düzenlemesi SAFE’e katıldık. Son altı ayda dört kıtada on iki ticaret ve güvenlik anlaşması imzaladık. Son günlerde Çin ve Katar’la yeni stratejik ortaklıklar kurduk.
Hindistan, ASEAN, Tayland, Filipinler ve Mercosur’la serbest ticaret anlaşmaları müzakere ediyoruz. Küresel sorunlara çözüm için “değişken geometri” izliyoruz: Farklı konular için, ortak değer ve çıkarlara göre farklı koalisyonlar.
Ukrayna konusunda “Gönüllüler Koalisyonu”nun çekirdek üyesiyiz ve kişi başına düşen katkıda en büyük destekçilerden biriyiz.
Arktik egemenliği konusunda Grönland ve Danimarka’nın yanındayız, Grönland’ın geleceğini belirleme hakkını tamamen destekliyoruz. NATO’nun 5. Maddesine bağlılığımız sarsılmaz.
İlerleyen günlerde bu ayrışmanın izlerinin nasıl olduğunu daha iyi göreceğiz. Tabii mevcut ABD Başkanı böyle davranıyor ama ileride seçilecek yeni ABD Başkanı farklı bir siyaset izleyebilir.

