Hükûmeti devirmek için her şeyi yapıyorlar. Her yola başvuruyorlar. Başarılı olamayınca sessiz kalıyorlar ama mahkeme celp çıkarınca, iki polis kollarına girince süt dökmüş kediye dönüyorlar.
Önce Gezi olaylarıyla ilgili ifade veren Ayşe Barım’a bakalım. 2013’te dönemin başbakanını devirmek için Gezi’de her numarayı çektiler. Mahkeme bunları çağırınca geri çark ettiler. “Bizimkisi tamamen çevre hassasiyetiyle ilgiliydi” dediler. Hele Halit Ergenç çok korkmuş. Bakın mahkemede ne demiş:
“Gezi Parkı’na gitme sebebim tamamen çevrecilik ve ağaçların kesilmemesi adınadır. Amacının çevrecilik olmadığı ancak ne olduğu da belli olmayan bazı gruplar gelmeye başlayınca rahatsız olduk, olayların kötüye gitmesi sebebiyle uzlaşma sağlanabilmesi adına, setten çıkıp sanatçılar grubu olarak Kadir Topbaş, dönemin Valisi Avni Mutlu ve dönemin başbakanı ile görüştük ve bir daha da Gezi Parkı’na da gitmedik. Benim söyleyeceklerim bunlardan ibarettir. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.”
Öyle korkmuş ki Halit Ergenç, neredeyse "Gezi Parkı’na gitmedim!" diyecek. "Oraya gelenler ne olduğu belli olmayan gruplar" demiş. Aslında hepsi hükûmeti devirmek için oraya gitti. Ama başaramadılar. Şimdi hesap sorulunca korkudan ölüyorlar. Hatta yakın arkadaşı Mehmet Ali Alabora’yı bile satmış!
“Alabora’yı Sanatçı ve Oyuncular Sendikası Başkanı olarak tanırım. O dönem çıkması muhtemelen telefon görüşmeleri de yalnızca sendika başkanı olması ve iş gereği olmuştur" demiş. Yahu desene "biz iyi arkadaştık, severim onu" diye. Yazık... Bunlardan dava adamı olur mu?
Aynı şey TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ve YİK Başkanı Ömer Aras için de geçerli.
Orhan Turan, "Yalnızca basından ve Anadolu'yu gezdiğim sırada öğrendiğim bilgiler kapsamında konuştum. Olayların ayrıntısını bilmiyorum, zaten bu olaylar da benim konum değildir. Beyanlarımın herhangi bir yargı mensubuna yönelik olması söz konusu değildir. Herhangi bir yanlış bilgi verdiğimi düşünmüyorum. Benim zaten kamuoyunu bu konulara ilişkin bilgilendirme amacım yoktur. 42 yıllık sanayiciyim ilk defa bir savcının karşısına çıkıyorum. Diyeceklerim bunlardan ibarettir" demiş. Teğmenlerin ihracını konuşmak sizin işiniz mi? Size mi kaldı siyaset?..
Mehmet Ömer Arif Aras ise korkudan ölmüş savcılık ifadesinde “Konuşmamın amacı, dünyada ve ülkemizde geçtiğimiz yılın bir değerlendirmesini yapmak ve daha güçlü ekonomiye sahip bir Türkiye için yapısal hangi reformlara öncelik vermemiz gerektiğini vurgulamaktı. Konuşmada kastettiğim sorumlular, görevden ayrılmasının doğru olduğunu düşündüğüm de özel sektör ve kamuda görevli olan bu kişilerdir. Siyaset kurumunu asla kastetmedim, ima bile etmedim” demiş.
Ömer Aras bal gibi seçilmiş meşru hükûmeti kastettin. Hükûmete, Erdoğan’a laf attın. Ama dava adamı olmadığınız için korkundan geri adım attın...
Bakın bu muhaliflerin hepsi böyledir. Atıp tutarlar. Bir polis ve bir savcı gördüler mi, "eyvah" derler. Hiçbiri dava adamı değil. Öyle olsa sözlerinin arkasında dururlardı. Hepsi geri adım atıyor.
Gazi’de ve her kritik olayda seçilmiş meşru hükûmeti hedef aldılar. Ama başaramadılar. Çünkü Erdoğan bunlara anladığı dilden konuşuyor. Çok da iyi yapıyor. Vesayetçi, bürokratik ve tepeden inmeci bu grupların artık bir önemi yok. Olmayacak da. Fırsatını bulsalar ne kötülükler yapacaklar. Allah bunlara fırsat vermesin...

