Av. Cengiz Gülaç
“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” toplamda 12 maddeden oluşmaktadır. Özetle maddeleri ele alacak olursak: Birinci madde, kanunun amaç ve kapsamını izah etmektedir.
Bir ülke düşünün ki bir infaz düzenlemesi yüzünden ülkelerinin bölünebileceğini düşünenler var! Bu düşüncenin acaba ne kadarı samimi, ne kadarı evham, ne kadarı sorunlu?
İnsan düşünmeden edemiyor, acaba İcra İflas Kanunu’nda, Borçlar Kanunu’nda, Hayvanları Koruma Kanunu’nda, Karayolları Trafik Kanunu’nda, Çevre Kanunu’nda vs. kanunlarda yapılan herhangi bir yasal düzenleme de bir ülkeyi böler mi? Cevabınızı duyar gibiyim. Bu yüzden infaz düzenlemesi içeren bir kanun da hiçbir ülkeyi bölmez. Bölmemeli!
Konunun ne olduğunu anlamışsınızdır. Pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467 gibi rekor bir oyla geçen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” yasasına ilişkin eleştirileri, yasanın neleri kapsadığını, tarihî örnekleriyle ele alacağım.
İlk önce kabul edilen kanunu madde madde inceleyelim. Yasanın amacı ve içeriği nasıl? Daha sonra tarihte buna benzer bir düzenleme olmuş mu, ona bakarız. Çıkacak sonuca göre de yasaya ilişkin yapılan eleştirileri değerlendiririz.
***
“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” toplamda 12 maddeden oluşmaktadır. Özetle maddeleri ele alacak olursak:
Birinci madde, kanunun amaç ve kapsamını izah etmektedir. Birinci maddeye göre özetle; PKK/KCK ve bununla bağlantılı her türlü oluşum varlığına son verecek. Her türlü silah ve mühimmatı teslim edecek. Bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmî Gazete'de yayınlanmasına müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin belirlenmesine başlanacak.
Yani PKK/KCK ve tüm unsurları şartsız silah bırakacak ve kendisini feshedecek. Bir terör örgütünün kendisini feshetmesini içeren birinci maddeden ülkenin bölüneceğine dair bir sonuca varamıyoruz!
İkinci madde, kanunda yer alan tanımları izah etmektedir. Sadece tanımların olduğu ve herhangi bir hükme yer vermeyen ikinci maddeden de bölünme sonucu çıkmıyor.
Üçüncü madde bu kanuna giren suçlarda soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesinin yasal çerçevesini izah etmektedir. Üçüncü madde özetle ilk önce maddenin uygulanmasını bazı şartlara bağlıyor:
a) Örgüt fiilî varlığına son verecek,
b) Örgüt silah ve mühimmatlarını teslim edecek,
c) Silah ve mühimmatların teslimi güvenlik kurumlarınca tespit edilecek,
d) Sonra bu tespitin teyidine dair MGK kararının Resmî Gazete'de yayımlanmış olması gerekecek,
e) Kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olacak.
Bu beş şartın mutlaka ama mutlaka gerçekleşmesi hâlinde üçüncü madde özetle diyor ki; 1’inci madde kapsamına giren ve üst sınırı on beş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zaman aşımı işlemez.
Üçüncü maddeden de ülkenin bölünmesi sonucuna varamadık!
Dördüncü madde koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyaları izah etmektedir. Dördüncü madde tamamen usule ilişkin bir madde olup ülkenin bölünmesini sağlaması zaten infaz hukuku tekniği açısından mümkün değildir!
Beşinci madde erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi hâlini düzenlemektedir. Madde “Erteleme karanın verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur” diye başlar ve sadece hukuki bir içerikle devam eder.
Beşinci madde de tamamen hukuki bir izah içermekte olup ülkenin bölünmesi sonucunu çıkarmamaktadır!
Altıncı madde mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesini düzenlemektedir. Madde, yukarıda izah edilen şartların oluşması şartıyla infaz erteleme şartlarını ve usulünü anlatmaktadır. İnfaz erteleme şart ve yöntemlerinin anlatıldığı altıncı maddeden de ülkenin bölünmesine dair bir sonuca varamıyoruz!
***
Yasanın yarısını bitirdik ama ne bölünmeye rastladık ne Abdullah Öcalan’a özgürlük verileceğini okuduk!..
Yedinci madde bu kanunun takibinin, koordinasyonunun ve uygulamasının nasıl yapılacağını düzenler. Maddeyi okuduğunuzda “Resmî Gazete, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakam, Millî Savunma Bakam, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri” bu kişi ve makamların kuracağı kurul… Özetle maddenin takibini kimler nasıl yapacak, sadece onu anlatıyor.
Evet, yedinci maddeden de ülkenin nasıl bölünebileceğini anlayamadık!
Sekizinci maddeye göre örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır. Öyleyse örgütün silahlarını teslim etmesinden de ülke bölünmez!
Dokuzuncu maddeye göre; 1. maddeye atıfla, altı ay içinde bu kanundan yararlanmak isteyenler bulundukları yerdeki Cumhuriyet Başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanacağını belirtmektedir. Yasanın kime uygulanacağına dair hükmü içeren bu maddeyle de ülke bölünmez!
Onuncu madde görev alan kişilerin hukuki ve idari açıdan ceza sorumluluğunun doğmayacağını belirtir. On birinci madde yürürlüğe girmesini, on ikinci madde ise yürütmenin Cumhurbaşkanı olacağını düzenlemektedir. Son üç madde de bölünmeye ilişkin bir sonuç çıkmamaktadır!
***
“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” metnini madde madde ele aldık. Kanunun özeti bize PKK/KCK’nın tüm unsurlarıyla şartsız, şekvasız silah bırakması gerektiğini, kendisini feshetmeden bu kanunun uygulanamayacağını söylüyor.
Yasa vesilesiyle Kemalist abdestlerini tazeleyip “Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti bölecekler!” diyenlere kulak verelim ve Atatürk dönemine, yani tek partili döneme bir bakalım. Acaba o zamanlar benzer bir yasa çıkmış mı?
Bilindiği üzere Şeyh Said İsyanı 1925 yılında çıkmıştı. Şeyh Said İsyanını bastırmak ve rejimi korumak amacıyla 4 Mart 1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu (Huzur ve Sükûtu Sağlama Yasası) çıkmıştı.
1925 yılında ve devamında Takrir-i Sükûn Kanunu çıktıktan sonra devlete karşı gerçekleştirilen ve suç olan çeşitli vakalardan sonra TBMM’de “1239 sayılı Şark Mıntıkasında Muayyen Vilayet ve Kazalarda Ceraim Takibatı ile Cezalarının Tecili Hakkında Kanun” isimli bir düzenleme yapılmıştır. Kanun, 14 Mayıs 1928 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
1239 sayılı Kanun’da öncelikle bir af yapılmadığı vurgulanmıştır. Ancak mevcut mevzuattan beklenen gayeye ulaşılamadığı için özel bir düzenlemenin uygun görüldüğü belirtilmiştir. Buna göre hukuken kaçak olan, özel ve doğal olmayan hadiseler veya saiklerle doğru yoldan çıkmış ancak Cumhuriyet'e saygı gösteren ve memlekete faydalı olabilecek “vatan evlatlarını” bir müddet için takipten vareste bırakmak, kanunun amacı olarak ifade edilmiştir. (1925 olaylarında terörist dediği insanlara Atatürk bu yasayla vatan evladı mı demiş? İlginç!)
Altı maddeden ibaret bu kanunla hadiselere karışmış olanlar ile bu olayların başından 27 Kasım 1927 tarihine kadar geçen süre zarfında kanunda belirtilen il ve ilçelerde işlenen suç ve kabahatler dolayısıyla sanık veya mahkûm olanlar hakkındaki soruşturmalar ve infazlar ertelenmiştir.
Ayrıca hâlihazırda hukuken kaçak olan ve kanunun yayımı tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde başvuran sanık ve mahkûmların ertelemeden yararlanacakları düzenlenmiştir.
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde ele aldığımız ve dahi ülkeyi hangi maddenin bölebileceği sorusuna cevap bulamadığımız “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ile 1928 yılında Atatürk döneminde çıkan “1239 sayılı Şark Mıntıkasında Muayyen Vilayet ve Kazalarda Ceraim Takibatı ile Cezalarının Tecili Hakkında Kanun” arasında amaç ve içerik açısından nasıl bir fark var?
En azından bugün çıkan yasayla hiçbir PKK’lıya “vatan evladı” denmiyor!
Atatürk ülkeyi bölmeye çalışmış diyemiyorsanız, diyememek bir tarafa tek parti dönemini bu ülkenin öz evlatları üzerinde 100 yıldır bir sopa gibi kullanıp insanları dövüyorsanız, “Terörsüz Türkiye” için atılan bir adımı da sabote edemezsiniz.
***
Aslında çok fazla hukuki analize bile gerek duyulmayan son yasa için bu ülkedeki her musibetin kaynağı ve savunucuları neden karşımıza bölünme iddiasıyla çıkıyor? Makalemizin son kısmını yukarıda analizini yaptığımız yasanın sonuçlarını, itiraz edenlerin zihniyetini analiz ederek bitirelim.
Kıymetli okurlar, son süreçte şu cümleleri ne çok duydunuz:
“Barışa karşı değiliz ama... Terörün bitmesine karşı değiliz ama...”
Herhangi bir çözüm önerisi sunmadan biten “ama”nın temsilcileri pazartesi günü Meclis’te tokat yedi! Çünkü “ama”larla biten cümleleri kuran insanların siyaseten sermayesi sadece kandır!
“Ama”nın yanına “Yasa referanduma gitsin” diyen siyasetçilere; “Hiçbir yasa referanduma gitmez, gidemez. Ancak ve ancak anayasa değişiklikleri şartların oluşması hâlinde referanduma gider” dedikten sonra önerideki cehaletin seviyesini ciddiye alabilir miyiz?
Siyasetteki sermayesi sadece ırkçılık olan, ismini yazdığımızda makalemizi kirletecek olan birileri “Ülkenin bölünmesi için ilk adım” diyor! Hepinizden rica ediyorum. Bu isimler bugüne kadar ülkenin ufkunu açacak kaç değişim için “bölünmek için ilk adım” dedi? Evet, kaç olay için?
Ağızlarından eğitime dair cümle çıksa… Ekonomi, tarım, ulaşım… Onları kim dinler ki?
Her sözleri, her kelimeleri, ağızları kan kokuyor!
Ve korkuyorlar!
Çünkü PKK biterse onlar da bitecek. Bu ülkenin huzuruna dair söyleyecek hiçbir sözleri yok. Ülkesini seven hangi insan terörün bitmesinden rahatsız olur ki?
Attila İlhan’ın “Ben sana mecburum” isimli şiirini biliyorsunuzdur.
Çıkan yasanın ülkeyi bölmediğini uzun uzadıya anlattık. Bölünme türküsünü söyleyenler aslında PKK’ya diyor ki:
“Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Ben sana mecburum sen yoksun.”
Evet, PKK yoksa onlar da yok! Yani mesele bölünme korkusu değil! Yasaya hayır diyen her kişi ve zihniyet “Büyük Türkiye”nin yarınında olmayacak...
***
Ve son olarak elbette ki şehit ve gazilerimiz…
Bugün PKK’yı asıl bitiren şey şehit ve gazilerimizin kahramanca mücadelesidir. PKK bu ülkenin kahramanlarına yenildi. Yasa sadece işin hukukunu düzenliyor. Çünkü “Türkiye Yüzyılı”nın bu en büyük adımı olacak yasanın asıl müellifleri şehit ve gazilerimizdir. Hepsini rahmetle anıyor ve aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum!..

