Av. Cihangir Yıldız (Hukukçu-Sosyolog)
cihangir.yildiz@hotmail.com
“Günümüzde İslam hukukunun tamamen cari olduğu ülke var mı?” sorusuna müspet cevap vermek pek mümkün değil. Olsa olsa İslam hukukunun uygulandığı iddiasının bulunduğu yerler vardır. Buralarda ise ya “ılımlı İslam” akımlarının etkisi ya da “radikal İslam” anlayışının tesiri görüldüğünden, günümüzde klasik ve hakiki manada İslam hukuk sisteminin uygulandığı ülke bulunmamaktadır denilebilir. Bu sebepledir ki “İslam ülkesi” diye tabir edilen ülkelerdeki hukuksuzluk ve kaos bitmemektedir. Bu sebeple, İslam hukuku, ülkeler düzeyinde uygulanmaktan ziyade imkânlar dâhilinde bireysel çapta tatbik edilebilir bir hâldedir.
Şöyle ki İslam hukuku; ibâdât, münâkehât, muâmelât ve ukûbât olmak üzere dört büyük kısma ayrılır. İbâdât; namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlere dair hükümleri, münâkehât; evlenme, boşanma, nafaka gibi aile hukukuna dair hükümleri, muâmelât; borçlar ve ticaret hukuku gibi özel hukuk ilişkilerine dair hükümleri, ukûbât; ceza hukukuna ilişkin hükümleri ihtiva etmektedir.
İbâdât hükümleri şahsi tatbike müsait olduğu için serbestçe uygulanabilmektedir. Buna mukabil, ukûbât hükümleri ancak devlet eliyle uygulanabileceğinden tatbiki mümkün değildir. Muâmelât ve münâkehât hükümleri ise modern hukuk sisteminin emredici hükümlerine aykırı olmadığı, suç teşkil etmediği ve bir ihtilaf hâlinde mahkemeye müracaat edilemeyeceği bilindiği müddetçe kişiler arasında tatbik edilebilmektedir.
Bugün dünyanın büyük bir kısmında ve ülkemizde cari olan modern hukuk sistemi, Roma hukukuna dayanır. Roma hukuku, bazı yönleriyle Katolik hukukundan etkilenerek Batı hukuk sisteminin temelini atmıştır. Modern hukuk sistemleri, genellikle iki ana kategoriye ayrılmaktadır: Kıta Avrupası ve Anglosakson hukuk sistemi. Kıta Avrupası hukuk sistemi, kodifikasyon, yani mevzuat esasına dayanırken, Anglosakson hukuk sistemi içtihatlara, yani emsal kararlara dayanır.
Bu noktada, “İslam hukuk sistemini modern hukuk sisteminden ayıran özellikler nelerdir?” suali akla gelebilir. Biz bu yazımızda genel çerçevesi ile bu suale cevap vermeye gayret edeceğiz.
İSLÂM HUKUKUNUN MENŞEİ İLAHİDİR
Öncelikle, İslâm hukukunun menşei, ilahidir. En temel iki kaynak; kitap (Kur’ân-ı kerim) ve sünnettir. Bu kaynaklar, Allah’ın ve Resulünün iradesine dayandığından, İslam hukukunda, kanun koyucu, Allah ve Hazreti Peygamberidir. İslam hukukunun diğer iki ana kaynağı olan kıyas (yani, müctehid hukukçuların içtihatları) ve icma (yani, müctehidlerin söz birliği) da temelde insanoğlunun ilmî faaliyet ve gayretine bağlı ise de bu ilmi çalışmanın kaynağı insan iradesi değildir. Dolayısıyla, kıyas ve icmaya müteallik hükümler kitap ve sünnetten çıkarıldığı için yine ilahi menşeili sayılırlar. Zaten, bu dört ana kaynağa istinat eden sisteme “şer’i hukuk” denilir.
“Allah’ın yarattığı mahlukatı en iyi bilen” olduğu düşünüldüğünde, ilahi menşeili olmasının İslam hukukunun en güçlü yönü olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, İslam hukuk sistemi, şer’i hukukun düzenlemediği alanlarda hükümdara (ulu’l-emr) da kural koyma yetkisi vermektedir. Şu kadar ki konulacak kurallar şer’i hukuka aykırı olamazlar. Hükümdarın kanun koyma yetkisi ile vazedilen bu kurallar bütününe “örfi hukuk” denilmektedir.
Modern hukuk sistemi ise beşerî olup insan iradesine dayanır. Kanunları yapan bir yasama organı mevcuttur. Bu organ bir grup insandan oluşur. Kanunların niteliği, kolektif bir akıl ürünü de olsa insanoğlunun kapasitesi ile sınırlıdır. Doğru ve yanlış; kişiye, topluma, yere ve zamana göre değişebileceğinden insanoğlu bugün yaptığını yarın bozmak isteyebilir. Bununla birlikte, modern hukuk sistemlerindeki bazı hukuki müesseseler ilahi hukuk sistemlerinden belli ölçüde etkilenmiştir.
MADDİ MÜEYYİDELER YANINDA
MANEVİ MÜEYYİDELER DE ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR
İslam hukuku, maddi müeyyideler (yaptırım) yanında manevi müeyyideler de öngörmüştür. Kurallara uymanın sevabı, uymamanın günahı vardır. Mesela, hırsızlık suç olup had cezasına müstelzim olduğu gibi ayrıca günahtır. Had cezası ile bu dünyada cezası çektirilmekle birlikte tövbe edilmediği takdirde ahirette de azaba müstahak olunduğu bilinir. Bu manevi yön, bir otokontrol tesis eder. Bilhassa, suç teşkil eden bir fiilin veya alacağa dayanan bir hukuki ilişkinin ispat edilemediği noktada İslam hukukunun maddi yönü ihtilafı çözemese de manevi yönü bir baskı unsuru olarak hukukun uygulanmasını tesis edebilir.
Oysa, modern hukuk sitemleri sadece maddi müeyyide temelinde kurgulanmıştır. Sistem genel itibarıyla mekanik şekilde işler. İspat edilemeyen ihtilaflar çözümsüz veya cezasız kalır. İhtilafların maddi karşılığından başka otokontrolü tesis edecek manevi bir müeyyide sistemi bulunmamaktadır.
İSLAM HUKUKU, KİŞİLERİN ALLAH İLE OLAN MÜNASEBETLERİNİ DE DÜZENLER
İslam hukuku, kişilerin birbirleriyle münasebetlerini tertip ettiği gibi bireylerin Allah ile olan münasebetlerini de düzenler. Mesela, İslam hukukunun yukarıda zikredilen ibâdât kısmı bu cümleden sayılabilir. Hatta, İslam hukukunun diğer kısımlarında tertip edilen hukuki müesseseler İslam’ın emrine uymak niyetiyle gerçekleştirilirse sevap kazanmaya vesile olur. Sevap, ahirette karşılığı vadedilen bir kazançtır.
Oysa, modern hukuk sistemleri sadece kişilerin birbirleriyle veya devletle ya da devletlerin birbirleriyle arasındaki münasebetleri düzenlemektedir.
İSLAM HUKUKU DEVAMLILIK ARZ EDER
İslam hukukunun şer’i hukuka dayanan kaideleri değiştirilemez. Bununla birlikte, örfi hukuk hükümleri değişebilir ise de şer’i hukuka muhalif olamazlar. Mesela, temel insan hakkı olarak tanımlanan yaşama, mülkiyet, adil yargılanma gibi haklar şer’i hukuk ile teminat altındadır ve bu haklar ancak şer’i hukuka aykırı olmayacak şekilde sınırlandırılabilir.
Ancak, modern hukuk sisteminde teorik olarak değiştirilemez hiçbir hüküm yoktur. İnsan iradesinin kapasitesi veya anlayışı ölçüsünde her kural konulabilir veya değiştirilebilir. Yani, her hak ölçüsüz şekilde sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir. Şüphesiz, modern hukuk sisteminde de hakların sınırlandırılabilmesi için belli kurallar vardır. Mesela, temel hakların ancak kanunla sınırlandırılabileceği veya kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağı gibi kurallar var ise de bu referans kuralların da beşerî olduğu ve değiştirilebileceği düşünüldüğünde hakların bu nispette sınırlanabileceği anlaşılmaktadır. Üstelik, modern hukuk sisteminde; kuvvetler ayrılığı teorisi, anayasacılık teorisi ve normlar hiyerarşisi gibi kendini kanıtlamış temel teoriler mevcut ise de bunlar 18. asırdan itibaren üretilmiş teorilerdir. Uzun insanlık tarihine bakıldığında modern hukuk sisteminin ancak son iki asır içerisinde belli bir noktaya ulaştığı bir gerçektir. Üstelik, bu teorilerden daha iyi teorilerin üretilip üretilemeyeceği de şu an için bilinmemektedir. Yani, modern hukuk sistemi gelişmeye devam etmektedir. İdeal bir noktaya vardığı iddiasında da değildir. İslam hukuku ise yapısı gereği zaten en ideal noktadadır. Ve üstelik, örfi hukuk müessesesi ile gelişmeye de açıktır.
İSLAM HUKUKU EVRENSELDİR
İslam hukuku evrenseldir. Yani, bütün insanlık içindir. Irk, dil, coğrafya fark etmeksizin uygulanabilir mahiyettedir. Tüm zamanlara hitap eder. Dünyanın sonu gelene kadar caridir. Kendisinden önceki tüm ilahi sistemleri yürürlükten kaldırmıştır. Ancak, hiçbir otoritenin İslam hukuk sistemini yürürlükten kaldırma yetkisi yoktur. Bununla birlikte, İslam hukukunda “darülislam” ve “darülharp” ayrımı mevcuttur. Bu ayrıma göre, İslam hukukunun tatbik edildiği yer darülislamdır. Ancak, bu durum İslam hukuk sisteminin bütün insanlığa hitap eden evrensel kimliğine halel getirmez.
Modern hukuk sistemleri ise yer ve zamana göre değişmektedir. Her ülkenin kendisine mahsus şekilde vazedilen bir mevzuat sistemi vardır ve bu hükümler sadece o ülkede caridir.
İSLAM HUKUKU BİR HUKUKÇULAR HUKUKUDUR
İslam hukuku bir hukukçular hukukudur. En temel kaynaklar olan kitap ve sünnet, müctehid hukukçulara hitap eder. Bu kaynakların tefsiri için muhatap, âlimlerdir. İnsanlar, müctehid hukukçuların içtihat faaliyetleri neticesinde çıkardıkları hükümleri tatbik ederler.
Modern hukuk siteminde ise mevzuatı bilmemek mazeret değildir. Yani, her insanın bu kuralları anlaması beklenir. Şüphesiz modern hukuk sisteminde de kuralların nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği Yüksek Mahkemelerin emsal kararları ile daha anlaşılır bir hâle gelmektedir. Bu yönüyle, İslam hukuk sistemi ile modern hukuk sistemi benzeşmektedir.
KAZUİSTİK BİR HUKUK SİSTEMİDİR
İslam hukuku kazuistik bir hukuk sistemidir. Yani her meseleye dair detaylı hükümler mevcuttur. Bilhassa, müctehid hukukçular eliyle meseleler detaylandırılmış, hadiseler somutlaştırılarak kuralların tatbiki kolaylaştırılmıştır.
Modern hukuk sistemi de bu bağlamda kazuistik niteliktedir. Mevzuat sistemi oldukça detaylı ve kapsamlıdır.
Sonuç itibarıyla İslam hukuk sisteminin nev’i şahsına münhasır hususiyetleri mevcuttur. Hâlihazırda, İslam hukukunun gerçek manada tatbik edildiği ülke bulunmadığından, günümüz dünyasında pratik neticelerini gözlemlemek ve modern hukuk pratiği ile mukayesesini yapmak mümkün olamamaktadır. Ancak, “tabii hukuk” bağlamında önemli yeri olduğu göz ardı edilemez bir gerçektir.
.....
Faydalanılan kaynaklar:
Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye, 2025; Hüseyin Hilmi Işık
İslam Hukuku, 2018; Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
İslâm Hukukunun Değeri, 17/12/2019; Prof. Dr. Kemal Gözler

