Kaydet
a- | +A

12 Kasım, Cuma... Akşam yemeği için, sofrayı henüz hazırlamıştım.

Eşim, elini yıkamak için lavaboya gidince, iki dakika oturayım, dedim. Dememle fırlayıp evden çıkmam bir oldu.

Deprem!.. Yine deprem!.. Yine deprem!..

Eyvah!.. Eyvah!..

Eyvah yine gitti canlar!..

Yine dağıldı yuvalar!...

Yine yetim kaldı, öksüz kaldı yavrular.

Büyük bir deprem olduğu belliydi her halinden. Ve tabii o anda, dua etmekten başka ne gelir elden! Ve ağladım doyasıya.

Benim ağlamam ne ki?

İşte bir daha yıkılan Düzce, işte yıkılan Bolu!..

Üç ay bile olmadı büyük depremi yaşayalı. Henüz sarılmamışken yaralar, henüz gülmemişken insanlarımızın yüzü, ikinci bir felâket... Hangisine yanarsın?

Daha geçen hafta, Gölcük''te#dim. Gözümün önünden gitmiyordu çadırkentte yaşayan insanların ağlayarak boynuma sarılmaları.

İçim acıyor.

Delik deşik yüreğim.

Karanlıkta, soğukta, çoluk çocuk, ne yapsın onca insan? Canları, oğulları, kızları, yakınları yıkıntı altında iken; nasıl uyku girer gözlerine?