Kaydet
a- | +A

Yenilerde, bir sözcük dolaşıp duruyor dillerde: "Yalakalık"..

O kadar çok kişiden duydum ki... Düşünür oldum ağızlara "ciklet" olma nedenini.

Toplumun çoğunluğu mu yalaka oldu acaba?

İzlemeye başladım çevremi bu gözle.

Çıkar uğruna, insanların kişiliklerini yitirdiklerini, gerçek yüzlerini sakladıklarını fark ettim.

Yüze gülen, arkadan verip veriştiren, yerin dibine batırdıklarıyla karşılaşınca, can ciğer kuzu sarması olanlar...

Yerden yere vurdukları "dost"larının (!) kulağına gider mi bu sözler diye çekindikleri de yok. Hoş, gitse ne olur? İnkâr etmek zor bir şey değil ya!..

Karşılaştıkları zaman, son derece saygılı, içten, sevgi dolu gibi görünenlerin gözlerine baktığımda, sevgiden de saygıdan da bir iz göremiyorum.

Ya ne görüyorum?

Yalnızca riya, riya, riya...

Ne kötü!..

Birilerini kandırıyoruz, aldatıyoruz diye övünen, ancak kendi kendilerini aldattıklarını bilmeyen zavallı insanlar!

Hani, bir söz var: "Gözünün içine baka baka yalan söylüyor" diye... Birçok insan böyle yapıyor gerçekten.

Dinleyen bilmiyor mu öyle olduğunu?

Biliyor, biliyor elbet. Rol gereği, inanır görünüyor o da.

Diyeceksiniz ki şimdi:

- Ne yani, doğru insan yok mu hiç?

Yok olur mu? Var, var... Hem de çok!.. Ama onlar, hiç görünmüyorlar nedense ortalarda..

- Aman efendim!..

- Evet efendim!...

- Sepet efendim!..

Diyenler fink atıyorlar meydanlarda.

İş güç yapmayıp dolaşanlar... Önemli işler yapıyormuş gibi atıp tutanlar... Başkalarının, alın teri akıtarak ortaya koydukları güzellikleri kendilerine mal edenler... Nefretini sevgi gibi gösterenler...

Nereye kadar yanar mumları, bilemem.

Bildiğim tek şey, aldattığını sananların, gerçekte en büyük aldanan olduklarıdır!

Not: Geçen hafta saygıyla ve rahmetle andığım Naci Yıldırım beyefendinin Erzurumlu değil, Erzincanlı olduğunu belirtirim. Uyaran okurlarıma teşekkür ederim.