Geçen hafta yayımlanan, "yaşlılarımızı hoş tutalım" ana düşünceli yazımdan dolayı, bir çok okuyucumu kızdırmışım da haberim yok.
Hele hele Kilis''ten telefon ettiğini söyleyen bir hanım okuyucumuz, yayınevinde karşısına çıkan Sebahattin Abi''mize sabah sabah öyle yağıp gürlemiş ki!..
Akşama doğru da eşim açmış telefonu:
- İlle de Güler Erkan''la görüşmek istiyorum ben!
Diye ısrar edince:
- Kendisi burada yok. Ben, eşiyim. Bana söyleyin lütfen, ben kendisine iletirim mutlaka...
Deyince, bu kez de eşime sayıp dökmüş...
Neler mi demiş?
Neler dememiş ki?..
"- Bu hafta, yaşlılarla ilgili yazısını okuyuncaya kadar çok seviyordum ben "Güler Hanımı. Ama bu yazısı çileden çıkardı beni. Neymiş efendim? Yaşlıları hoş tutmalıymışız!.. Ne yani?.. Yaşlılar bizi hoş tutuyor mu? Güler Hanım, bir yaşlı kadına bakmış mı bugüne kadar? Onun evinde bir yaşlı var mı? Ben de yaşlıyım. 49 yaşındayım. Evimde her işime karışan 87 yaşında bir ihtiyar var. Telefon gelse, "kimden?" diye sorar. Telefon etsem, yanı başımda biter hemen. "Kime telefon ediyorsun? Ne söylüyorsun? Beni mi çekiştiriyorsun?" diyerek beni deli eder. Bütün hizmetleri benden bekler. Suyunu da, çayını da... Sigarasını da, kahvesini de... Buna rağmen, bir gün bile teşekkür sözü çıkmaz ağzından. Bir kez bile gülümseyerek bakmaz yüzüme. Benim hasta olmaya hakkım yok. Üzülmeye, sevinmeye hakkım yok. Oturmama, dinlenmeme hakkım yok. Gâvurun kölesi, esiri olsam, bu kadar zulüm yapmaz, bu kadar eziyet etmez bana. "Yaşlılarımızı hoş tutalım" dediği günden beri, çok kızgınım. Benim yerimde olsa, yazabilir miydi o sözleri Güler Hanım?.."
Bu sevgili okuyucumun yerine koydum da bir an için kendimi, doğrusu ya yapamazdım, yazamazdım o yazıyı belki de.
Sevgili yaşlılarımız!..
Telefon eden sevgili Kilisli okurumuzun sözlerinden alınacak çok dersler var, derim ben.
Siz ne dersiniz?

