Silivri''nin Kavaklı köyünde bir bahçemiz var. Depremi orda karşıladık biz ailece. Ve bizi ilk uyandıran "Pekinez" cinsi üç büyük köpeğimiz oldu. Nasıl da çalıyorlardı kapıyı telaş ve heyecanla?..
Tek katlı bahçe evimizde ne bir çatlak oldu, ne de sıva döküldü. Ustabaşımız Mehmet Ulutaş ve ustamız Kadir Kaya''dan Allah razı olsun!.. Temelden çatıya onların eseri çünkü. Hakkıyla çalışmışlar, bilerek iş yapmışlar demek ki!..
Ahşap işlerini de Silivri''deki "Anadolu Mobilya"dan Kayserili Yusuf Demirayak ve yeğeni Ömer Demirayak ustalar yapmıştı. Onlar da sağ olsunlar, var olsunlar!
Yaz başında, balkondaki onarım işleri için, Kayserili ustalarımızı davet ettik yine.
Fidanların büyüyüp ağaç olduğunu, meyveyle dolduğunu gören Yusuf Usta:
-Gilaburu meyvesi de var mı?
Diye sordu. Hiç böyle bir meyve ya da ağaç adı duymamıştım o güne kadar. Anlattılar... Ancak bildiğim hiçbir meyveye benzemiyordu.
-Sonbaharda olgunlaşır. Sıkılarak suyu içilir. Böbrek taşları için çok faydalıdır. Ayrıca, şeker hastalığına da iyi gelir. Size getirelim de görün bir hele...
Dediler. Unutmamışlar sözlerini. Geçen hafta ziyaretimize geldiler. Ellerinde birkaç dalcık gilaburu ve üzerinde meyveleri...
Hayır, böyle bir bitki ve meyve görmemiştik o güne kadar. Ne eşim Hüseyin, ne de ben...
Kayseri''de çıkmış bu meyve. Özellikle Talas ilçesinde ve Sabancılar''ın da memleketi olan Akçakaya köyünde... Asma yaprağını andırıyor yaprakları. Kırmızı renkte ve bezelye büyüklüğünde meyveleri. Güz mevsiminde, salkım salkım toplanıp fıçı, bidon ya da kavanozlarda su içinde muhafaza ediliyormuş.
Suyu, greyfurt tadında imiş.
Bu bitkiyi, bu meyveyi daha iyi tanımalıyız, tanıtmalıyız diye düşünüyorum. Ve baharda, birkaç tane de gilaburu fidanı dikeceğiz bahçemize. Bu ülkenin daha nice değerleri var bilmediğimiz. Kapari gibi, gilaburu gibi...
Öğrenmek de görevimiz, öğretmek de...

