Yeterli param olsa, hemen bir "huzurevi" yaptırırdım.
Niçin mi? Böyle bir şey nerden mi geldi aklıma? Geçen ay, yaşlıca bir tanıdığım telefon etti: "- Kızım, Güler, bu evden sıkıldım artık. Gençlerin davranışları ve konuşmaları bana batar oldu, tabii benimkiler de onlara... Biliyorsun, az da olsa bir maaşım var. Bana bir "huzurevi" ara, bul..." Demesin mi? Önce şaka yapıyor sandım. Öyle ya insan, onca yıl birlikte oturduğu ve biliyorum çok sevdiği, onlar için varını yoğunu verdiği canlarından ayrı kalmak ister mi hiç? - Şaka falan değil canım, çok ciddiyim. Bu kararı vermeden önce çok düşündüm elbette. Sonunda doğrusunun bu olduğuna kanaat getirdim. Bir kızgınlık sonucu falan değil... Kime, niçin öfkeleneyim ki?.. Kararlıyım... En kısa zamanda, bugün değilse yarın, mutlaka bir "huzurevi"ne çıkmalıyım. Anladım ki, kararlıydı yakınımız. İş başa düştü. Ona sor, buna sor. Oraya telefon, buraya telefon...
Meğer, pek öyle kolay bir iş değilmiş "huzurevi" buluvermek... Özelinin ayrı formaliteleri var, resmisinin ayrı... Bütün şartları yerine getirseniz bile: "Haydi, buyurun, gelin." demiyorlar. Yedek listeye alıyorlar sizi. Sıraya, yani kuyruğa giriyorsunuz. 60 kişilik bir huzurevine, "pekiyi, kaçıncı yedek?" diye sordum. Kaç dese beğenirsiniz? 49... Evet, kırk dokuz... İki ayda da gelebilirmiş sıra, bir yılda da gelmeyebilirmiş... İyi mi?.. Parası olup da hayır yapmak isteyenler, haberiniz olsun!
Bugün ne pişirelim? Yayla çorba, yeşil mercimek, pirinç pilavı, muhallebi

