Oğulları varsa eğer ve evlenmişse, "sütten çıkmış ak kaşıktır o da, ah gelinimiz, ah gelinimiz!" diye dövünür mü sanırsınız siz her anne, baba? Hiç de öyle değil!.. Bir anne, baba tanıdım ki, övünüyorlar gelinleriyle. İki oğulları, iki de kızları varmış. Baş göz etmişler dördünü de. Bir küçük dükkânları varmış Kasımpaşa''da. Birlikte çalışırlarmış uzun yıllardır. -Akmasa da damlıyor, diyorlar, nâmerde muhtaç etmiyor bizi âhir ömrümüzde. Evlatlarından da memnunlar, gelinlerinden ve damatlarından da.. Ama ille de Karamürselli gelinleri!.. Yere göğe sığdıramıyorlar onu. Nedenini soruyorum, zevkle anlatıyorlar: Tatlı dilli ve güler yüzlüymüş. Yalnızca hısım akrabaya, konu komşuya değil, herkese karşı... Onca yıl olmuş geleli de daha bir gün olsun asık suratlı görmemişler. Ayda yılda bir giderlermiş ziyarete ama nasıl da hürmet edermiş!.. Boş durmayı sevmezmiş hiç. Öyle güzel örgüler, danteller, oyalar yaparmış ki hayran olurmuş her gören. -Ne olur, bana da örer misin şu masa örtüsünden? -Zahmeti neyse, benim için de yap şu perdeden! Diye yalvaran yalvarana... Sıraya koyar, hayır demezmiş hiç kimseye. Parasıyla tabii. Dedikodu da sevmezmiş, şikâyet etmeyi de... Üstü başı da tertemizmiş her zaman, evi de, çocukları da... Dinimizin emirlerini de yerine getirirmiş işlerini aksatmadan. Ve üstelik, bunu bir övünme vesilesi yapmazmış hiç. -Bir anne, baba, gelininden daha başka ne bekler Güler Hanım? Diye onlar sordular bana bu kez. Duyduklarım kadarıyla, hayran oldum ben de Karamürselli gelinimize. Darısı herkesin başına!
Bugün ne pişirelim Kıymalı bezelye, pilav, imambayıldı, salata.

