Kolay kolay vazgeçilemez alışkanlıklardan. Hele de kötü alışkanlıklardan... Hele de zararlı alışkanlıklardan... Bunun için olsa gerek, eskiler, küçük yaşlarda güzel alışkanlıklar kazandırmaya çalışırlardı çocuklara. Kız çocuklarına örgü öğretilirdi. Dantel öğretilirdi, nakış öğretilirdi. Eğri de olsa, yanlış, yamuk da olsa ilk denemeleri: - Aferin!.. Aferin, bak ne güzel olmuş! Benim kızım büyümüş, abla olmuş artık!.. Diye teşvik edilirdi. Yalnızca bununla kalınmaz, bu "güzel işleri" yaptığı için, hoşlandığı bir hediye de alınırdı ona. Hele hele bir misafir gelmeye görsün eve, hemen çocuğun yaptığı yün örgü, dantel veya nakış getirilir: - Bak Zehra Teyzesi, bak Şefika Halası!.. Benim kızım neler yapıyor? Diye gösterilirdi. Zehra Teyze ve Şefika Hala, sanki olağanüstü bir sanat eserini temaşa eder gibi inceledikten sonra: - Ay, bunları sen mi yaptın? Ne güzel, ne güzel!.. Ne yetenekli bir genç kız olmuşsun sen de haberimiz yok bizim! Deyip çocuğu iki yanağından öperek eline de beş-on kuruş sıkıştırıverirlerdi. Allah!.. Mest olan küçük kızın değmeyin artık keyfine! Bundan sonra, zor bırakırdı artık o çocuk, elinden iğneyi ve ipliği. Nerde şimdi o anneler, babalar, nerde şimdi o teyzeler, o halalar?.. Aksine: - Örgü bilip de ne olacak? Dantel, nakış öğrenip de ne olacak? İğne ile kuyu kazmaktan farkı ne? Makineler en güzelini yapıyor, şimdi. Deniyor. İlk bakışta size de doğru gibi mi geliyor bu sözler? İyi de, hiçbir şey boş kalmaz. Siz, aldığınız bir şeyin yerine daha güzelini koyamıyorsanız, orası daha kötü bir şeyle dolar mutlaka! Gençlerde gördüğümüz, adını bile anmaktan korktuğumuz kötü alışkanlıkların sebebi nedir dersiniz? Bütün iş size, bütün iş bizlere kalıyor sevgili anneler, sevgili babalar! Çocuklarımıza "güzel alışkanlıklar" kazandıramıyorsak eğer, onların her birine bir kat, bir apartman bıraksak da hiç faydası yok!
Bugün ne pişirelim ? Karnıyarık-Patates püre-Zeytinyağlı barbunya-Salata

