Kaydet
a- | +A

İlk kez, on yıl kadar önce tanımıştım onu. Nedenini anlayamadığım bir ürkeklik vardı üzerinde. Konuşmaktan korkuyordu âdeta. Çok gizli bir şey söylermiş gibi, fısıltıyla konuşuyordu hep. Kocası, anne-babasını evinde ziyaret etmek için "yılda bir kez" izin verirmiş yalnızca. Anne-baba, kızlarının evine gidemezlermiş. Buna izin çıkmamış her nedense! -Olsun Güler Abla... Buna da şükür!.. Ben annemi-babamı yılda bir kez de olsa görüp ellerini öpebiliyorum ya... Bu yetiyor bana. Yine de şanslıyım ben! Ya buna da izin vermeseydi!.. Diyordu genç hanım. Ve devam ediyordu: -Bir komşum var, dünya tatlısı. Doğu''dan bir yerden gelmişler beş yıl önce. Beş yıldır görmemiş annesini, babasını, kardeşlerini... Gözünde tütüyor bütün yakınları. Ama ne o gidebiliyor, ne onlar gelebiliyor. Onu düşünerekten çok şanslıyım ben! Gerçekten böyle mi düşünüyordu, kendini mi avutup aldatıyordu, bilmem! Günlerden bir gün: -Kızınız hastanede... Diye bir haber gelmiş annesine. Gidip buluyorlar kızlarını bir devlet hastanesinde. On gündür hiç konuşmadan yatıyormuş meğer. Ve gelip gideni olmamış hiç. Ne kocası, ne kayınvalidesi, ne kayınpederi... Ne çocukları, ne eltileri... Bir ay kadar sonra, anne-baba, alıp geldiler kızlarını evlerine. İki kelimeyi yan yana getiremiyordu ben gördüğümde. Canlı cenaze gibiydi sanki. Bir deri, bir kemik... Boşanma davası açmış kocası, o hastanede iken. Hiç duraksamadan kabul etti o da. Öyle bir sevindi ki babası, annesi!.. Sanırsınız, kızları hapishaneden çıktı veya esirlikten kurtuldu. Ve boşandılar. Annesiyle, babasıyla birlikte kaldı üç yıl. Her geçen gün iyileşti. Konuşması düzeldi. Benzine kan, bedenine can geldi. Ne korkusu kaldı, ne ürkekliği. Ve kısmeti çıktı bir gün, evlendi. -20 yıl ne çekmişim meğer ben Güler Abla!.. Yaşamanın ve bir aile olmanın tadına ilk kez şimdi varıyorum ben! Diyor da başka bir şey demiyor. Önceki yıllar, kızları için çok üzülen anne-baba, şimdi ondan söz açıldıkça nasıl seviniyorlar bir bilseniz!.. Tencere yuvarlandı, kapağını buldu işte! Hanım, beyinden memnun; bey, hanımından... Onlar ermiş muradına!.. Dilerim, herkesin gönlüne göre versin Allah!

Tetre ve leylak Bahçemizde her türlü sebzeyi yetiştiren Sebile Hanım''dan öğrendiklerime devam ediyorum bugün de. Yaklaşık 9 yıldır birlikteyiz Sebile Hanım ve İlyas Efendi''lerle. Onlar bizim "abla"mız, "ağabey"imiz oldu, biz de onların kardeşleri... Bir aile gibiyiz âdeta... Çalışkan ve dürüst insanlar. Altı dönümlük bahçemizi ekerler, biçerler; her türlü sebze ve meyveyi yetiştirirler. Sabah güneşi yataktayken üzerlerine doğmamıştır hiç. Namazlarında, niyazlarında... Güler yüzlü, sevgi dolu... 1989''da göç etmişler Bulgaristan''dan. Zor günleri olmuş ilk yıllarda ama bir gün bile dönmeyi geçirmemişler akıllarından. Akşamları, havuz başında otururuz birlikte. Anlatırlar orada neler çektiklerini ve Türkiye özlemlerini. Domates, biber, patlıcan, bamya... Alnının teri, emeğinin ürünüdür Sebile Hanım''ın. Eken o, bakan o... Sulayan o, çapalayan o... Semeresini görmek de onun hakkı değil mi? Fazlasını pazara götürüp satar; üç beş kuruş kazanır, mutlu olur. Kocakarı ilaçlarını da pek bilir doğrusu. Arı mı soktu, parmağın mı sıkıştı, omuzun mu ağrıyor? Hemen Sebile Hanım''a... Telaşlı bir kadınım ben. Aceleciyim de üstelik. Bir ay kadar önce, yatağın altını silip süpürürken, elim sıkıştı. Şişmeye başladı parmağım. Bulgaristan''dan getirdiği tetre yapraklarını kaynatıverdi Sebile Hanım. Dayanabileceğim sıcaklıktaki suya batırıp çıkardım. Su soğuyunca, yine ısıttım. Aynı işlemi bir daha yaptım. Ne düştü tırnağım, ne morardı... Ağrısı da kalmadı. -Tetre!.. Sen ne güzel ilaçmışsın!.. Dedim kendi kendime. Koşup geldiler hemen. Durumu öğrenince, bir diş sarmısak kesti hemen Sebile Hanım. Tuza batırıp arıların soktuğu yerlere sürüsürverdi. Bir parça buz alıp dolaptan onu da sürdü. Ne şiş kaldı, ne ağrı... Çocukluğumda çamur sürerdik ama ateşlenip yatardık. Kokusu bir yana, gerçekten de kıymetini pek bilmediğimiz tabii bir ilaç sarmısak! Nerdeyse her derde deva. Konunun uzmanları "tabii antibiyotik" diyorlar sarmısak için. Aklınızda bulunsun!

Bugün ne pişirelim Sebzeli güveç, şehriye pilavı, komposto