Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, çocuklar günü, yaşlılar günü...
Gün, gün, gün... Neredeyse yılın 365 günü dolu... Bir neden bulunuyor kutlamak için...
Doğrusu ya, ilk bakışta güzel geliyor bana... Yılın bir gününde ellerinde çiçeklerle koşturup duruyor insanlar... Eller öpülüyor, sevgiler dile getiriliyor... Hoş doğrusu!..
Peki, geri kalan 364 günde neler oluyor? Keşke o sevgi dolu sözcükleri, bir gün yerine 365 güne dağıtsak!.. Yanılmıyorsam, "yaşlılar gününü" de kutladık bir süre önce.
Hani, yemeyip yediren, giymeyip giydiren, binbir fedakârlıklarla bizleri okutan, yetiştiren yaşlılarımızın günü...
Çevremde görüyorum, anneler-babalar yaşlanınca, ağır geliyor evlatlara... Yer aramaya başlıyorlar onlara... Acaba falanca ev mi, yoksa filanca ev mi olsun diye, harıl harıl araştırmalar... Ya da onca evlatlar yetiştiren anne babalar büyük bir içtenlikle, (aslında içleri kan ağlayarak):
-Evladım, beni bir yaşlılar evine yerleştir. Orada yaşıtlarım var, daha rahat ederim; diyor.
Evlat çok sevinçli!.. İstediği bu zaten... Hemen vakit geçirmeden isteğini yerine getiriyor büyüğünün.
"Oh... Annem rahat edecek orada... Günahı, vebali de yok, kendisi istedi çünkü."
Yaa!.. Anne, baba, onca evlada bakarmış da onca evlat bir anne babaya bakamazmış... Ne acı!.. Sanki kendileri hiç yaşlanmayacak, sanki bir gün onlara da sıra gelmeyecek gibi...
Nerede kaldı anne, baba duasını almanın önemi?.. Ana hakkı, baba hakkı... Unutuldu mu bunlar?..
Birgün kaybettiklerinde, içleri sızlamayacak mı acaba?.. Keşke, keşke, diye pişmanlık yüreklerini dağlamayacak mı?
Ne olur, yaşlılarımızı sevelim. Evimizin bir köşesi onlarla süslensin. Evin neşesi, evin bereketidir onlar!
Onlarsız her şey yarım!..

