Tatil, tatil, dedik, o da bitti işte! Okullar açıldı bugün. Yüreğimiz buruk olsa da... Hayat devam ediyor. Edecek de...
Akla-kara yan yana olduğu gibi, sevinçle-hüzün de yan yana. Dünyanın kanunu bu.
Okula yeni başlayan miniklerimizi saran heyecan, son buluyor bugün artık. Okuluyla, öğretmeniyle kucaklaşıyor o körpe yürekler.
Yeğenim Dilay da onlardan biri...
Çantası, forması, kalemi, defteri alındığı gün, baktım, dudakları titriyor. Ağladı, ağlayacak...
- Ne o Dilay?
Dememe kalmadan, gözlerinden yaşlar boşanmasın mı?
- Teyze, anne!.. Ben okula gitmek istemiyorum.
- Neden? Sen okulu çok seviyordun...
- Aklımda bir şey var...
- Nedir?.. Söyle bakayım.
Israrla söylemiyordu. Hiçbir anlam veremedik önce. Çünkü, geçen yıl, ana sınıfına gitmiş, okulu da öğretmeni de çok sevmişti.
Annesi:
- Bak tatlım, kafanın içindekini söyle, tartışalım. Kendi kendine çözemezsin. Teyzen de yardımcı olur bize...
Deyince, iki gözü iki çeşme:
- Depremden korkuyorum!
Demesin mi?
Hiç aklıma gelmemişti bu. Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık, depremin yağmur gibi, rüzgâr ve şimşek gibi doğal bir olay olduğunu.
Biraz rahatladı sonunda.
Özellikle Marmara Bölgesindeki çocukların ruhsal durumlarını, mutlaka gözönünde bulundurmamız gerekiyor bugünlerde. Okullar açılır açılmaz, paldır küldür derslere başlamadan, bu çöküntüyü onarıp tedirginliği yok etmeli önce, derim ben.
Öğretmen, anne, baba el ele...
Yeni öğretim yılı, hayırlı uğurlu olsun!

