Kaydet
a- | +A

Birçok şeyden korkuyoruz:

Sözgelişi, en çok depremden korkuyoruz. (Korkulmayacak gibi de değil ki!..)

Hastalıktan korkuyoruz... İşsiz kalmaktan korkuyoruz.

Korkmak için sebep çok...

Karakola gitmekten korkuyoruz; mahkemeye düşmekten korkuyoruz...

Ondan korkuyoruz, bundan korkuyoruz.

Korkunun sonu yok... Oysa, korkunun ecele faydası yok!

Bütün bunları anlıyorum bir dereceye kadar. Anlamadığım ne mi?

Eleştirilmekten korkmamızı anlayamıyorum.

Sahi, biz herkesin herşeyini hiç beğenmediğimizi söyleyip yazmaktan müthiş bir zevk alıyoruz da bizi eleştirdiklerinde neden kızıp köpürüveriyoruz?

Tartışma programlarını ilgiyle izliyorum. Siz de izliyorsunuzdur sanırım. Dikkat ettiniz mi? Politikacıları, devlet adamlarını, bürokratları kıyasıya eleştirip topa tutanlara, iğnenin ucuyla şöyle bir dokunuverdiniz miydi, hemen asılıveriyor suratları.

Ses tonları değişiveriyor. Eleştiriye cevap vereceklerine, eleştirene saldırmaya ve hakaret etmeye başlıyorlar.

Kim bu yolu seçerse, küçülüveriyor gözümde. Olacak şey mi?

Biz herkesi eleştirme hakkını bulacağız kendimizde ama bizi kimse eleştiremeyecek. Niçin?..

İnancım o ki haklı insan, güçlü insan, eleştirilmekten korkmaz. Kim korkarsa, bilin ki haksızdır o, güçsüzdür o, zayıftır o!..

Başkalarına, bırakın çuvaldız batırmayı, hançer saplayanlar, kendilerine iğne ile dokunulmasına bile tahammül edemiyorlarsa, kusura bakmasınlar, onlara karşı saygım yok benim.

Öğrenci-öğretmen, memur-âmir, çalışan-çalıştıran, işçi-patron, karı-koca ilişkilerinde de tek taraflı olmamalı derim ben eleştiri.

Ortada bir sorun varsa, yalnızca bir tarafta değildir suç.

Davalı da konuşmalı, davacı da...

-Ben yüzde yüz haklıyım. Ben hiç yanılmam. Bütün kabahat karşı tarafta. Ben, sütten çıkmış ak kaşığım!..

Diyen hiç kimseye inanmıyorum, güvenmiyorum.

Siz de inanmayın ve güvenmeyin sakın!