Kaydet
a- | +A

Yaşanan büyük acılar, güzel gelişmelere de vesile olur bazen.

Yıllardır, birbirleriyle kanlı bıçaklı iki kardeş, babalarının ani vefatı ile koşup gelmişlerdi. Öyle bir ortamda kavga mı olur, küskünlükten mi dem vurulur?

Barıştılar tabii... Yıllardır kavgalı, dahası birbirlerine düşman olduklarını hiç hatırlamadılar bile. Kucaklaştılar, sarıldılar, ağlaştılar...

Su sızmıyor şimdi aralarından.

Marmara Bölgesi depremi de öyle oldu sanki. Ne bakımdan mı?

16 Ağustos günü, Yunanistan ile Türkiye iki düşman komşu idi birbirlerine.

17 Ağustos''ta büyük bir deprem felaketi yaşadık biz ulusça. Yardıma koşup geldi birçok ülke... İlk başta da Yunanistan...

Kurtarma ekipleriyle geldiler.

Doktorlarıyla,hemşireleriyle geldiler.

Politikacılarıyla geldiler.

Sanatçılarıyla geldiler.

Ve aramızdaki buzlar çözülüverdi birden. Görüldü ki Türkiye, onları yutmak isteyen bir canavar değil. Biz de anladık ki, onlar, her yerde her zaman bizim kötülüğümüzü arzu eden şeytanlar değil.

Doğrusu bu, güzeli buydu bence.

Dilerim, devam eder bu dostluk.

Birçok kez Yunanistan''a gidip gelmiş biri olarak biliyorum ki, Yunan halkı, bize düşman falan değil. Hele hele Türkiye''den göç eden Rumlar ve bir kez bile olsa ülkemize gelip gitmiş olanlar bizi nasıl seviyorlar, anlatamam.

Son yıllarda "diyalog, diyalog" diyorlar ya.

Nedir diyalog?

Karşılıklı konuşma, değil mi?

Evet, evet.. Diyalogtan şaşmamalı.

Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa... Değil mi ya?

Karşılıklı konuşarak çözebiliriz bütün sorunları.

Ülkeler arasında da böyle bu, iki insan arasında da...

Hele hele, tavşan dağa küserek bir şey elde edemez. Çünkü dağın haberi bile olmaz bundan.

İyi de bunları nasıl öğreteceğiz çocuklarımıza?

İlle de deneyerek öğrensinler dersek, boşuna bir zaman kaybı olmaz mı bu?