"Unutmayalım, unutturmayalım!.." 17 Ağustos''tan bu yana, her an dilimizde olan sözcükler bunlar.
Geçen hafta, Gölcük deprem bölgesindeydik, "Ören Bayan Güler Erkan Sizlerle" programı olarak. "Mehmetçik 2. Çadırkenti"nde...
Birçoğumuzun aklından:
- Güler hanım, iki buçuk aydır nerelerdeydiniz?
Sorusu geçebilir. Ama depremden hemen sonra, hepimiz ve her kurum, elinden gelen yardımı yaptı.
Göndermek başka, gidip de felaketi yerinde görmek başkaymış meğer!..
Bizim gittiğimiz "Mehmetçik 2 Çadırkenti" sakinleri, başka çadır kentlere göre, kendilerini daha şanslı görüyorlardı. Ve teşekkür üstüne teşekkür ediyorlardı gururumuz Mehmetçiğimize, ordumuza, yardımsever halkımıza ve devletimize...
Doğrusu ya tertemiz, pırıl pırıl her yer. Yalnızca çadırların içi değil, dışı da...
Düşündüm de bizler ne kadar rahatmışız evlerimizde ve iş yerlerimizde. Mutlu olmak varken, nasıl da büyütüyoruz küçücük sorunları!..
Kadınımızın gücünü bir kez daha gördüm orada. Onlar anaydı, eşti... Yuvanın dişi kuşuydu onlar.
Mark günleri, dolar ve altın günleri geliverdi birden aklıma. Çaylar, neskafeler, pastalar, börekler... Ye, iç, konuş... Ye, iç, oyna... Keşke, dedim; keşke toplanan dövizlerle, altınlarla bir şeyler alınsa da deprem bölgelerine götürülebilse...
Toplanan yardımların yerine ulaşmadığı konusunda kuşkularımız varsa, ki olabilir, o halde kendi elimizle götürüp ulaştıramaz mıyız ihtiyaç sahiplerine?
Ya düğünlerde saçılan dolarlar!..
Depremzedelerimiz orada her şeye muhtaçken...
Elimizi uzatalım onlara. Elimizi uzatamıyorsak, hiç değilse parmağımızı uzatalım.
Teşekkürler Ören bayan!.. Ürünlerinden yüzlercesini Gölcüklü depremzede hanımlara ulaştırdığın için...

