Kaydet
a- | +A

“Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olabilen” insanlar var ya, onlara hayranım ben! Ne yazık ki, sayıları pek az onların. Ve ne yazıktır ki, çoğunluk yere bakan, yürek yakan... Ne güzel bir sözle tanımlamış, insanın bu niteliğini atalarımız! “Hayvanın alacası dışında, insanın alacası içinde...” diye. Gerçeğin ta kendisi bu işte!.. Bakıyorsunuz... Kibar, nazik... Bal akıyor ağzından sanki...

Bugün ne piþirelim? Tarhana çorba, kabak dolma, zeytinyaðlý pýrasa, revani Görünüşe aldanıverdiyseniz, yandınız!.. Niye mi? Rol yapıyor çünkü karşınızdaki. Sizi nasıl faka bastıracağını planlamış, oyun oynuyor. Övüyor bizi... Hem de ne övgüler!.. Bir mim koyun hemen buraya. Öyle ya, ortada fol yok, yumurta yokken, niye? “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?” diye sorun kendi kendinize. Gerçekten de biraz kuşkucu olmanın yararı var. Her şey gibi, çoğu zararlıysa da azı yararlıdır kuşkunun. “-Şöyle iyisiniz, böyle iyisiniz!.. Güzelsiniz, yakışıklısınız!.. Gözünüz bir başka, sözünüz bir başka güzel!..” Diye söze başlamışsa karşınızdaki, bir art niyet arayın bunda. Gözünüzün o kadar güzel sözünüzün o kadar tatlı olmadığını siz de biliyorsunuz. Bile bile bu yalana niye inanıyorsunuz ki?.. “Karga ile tilki” öyküsünü anımsayınız hemen. Karganın ağzındaki peyniri alabilmek için ne diyordu tilki? “-Ne kadar güzelsiniz, ne kadar şirinsiniz! Gözüm kör olsun yalanım varsa... Hele tüyleriniz gibiyse sesiniz, sultanı sayılırsınız bu ormanın!” Bu aşırı övgüyle mest olan karga, sesinin de güzel olduğunu göstermek için, açınca ağzını, düşüyordu elbet nevalesi. Ve böylece, ulaşmış oluyordu tilki hedefine. Bazı insanlar, bizi “karga” yerine koyarak “tilki” rolü oynuyorlar sürekli. Biz, biz olalım, aklımızı kullanalım da faka basmayalım. Çevremizde dolanan tilkilere kaptırmayalım, alın terimizle kazandığımız, çoluk çocuğumuzun nafakasını.