Ne vefalı dosttur Meryem Kara!.. Onu iyi tanırsınız. Daha önce yine söz ettim çünkü.
Fransa''da doğmuş büyümüş... Bir Fransız anne babanın kızı.. Sonra, Necmi Bey''le tanışıp evleniyor. Ve İslamiyet''i seçiyor. Bilerek, okuyarak, düşünerek, mukayese ederek...
Bursa''da evlerine de misafir oldum davetine icabet ederek. O güzel çocuklarıyla, ailesiyle birlikte oldum birkaç saat.
Geçtiğimiz aylarda, İstanbul''a yaptıkları geziyi anlatan güzel bir mektubunu aldım. Sevgi dolu satırlar... Gözlemler harika!..
Onun ağzından Topkapı Sarayı''nı dinlemeye ne dersiniz?
"Bu eskiden kalan eserler, kutsal emanetler, padişahlarımızın oturduğu yerler, kullandıkları tabaklar, kalemler, kılıçlar... Nasıl da güçlülermiş?.. "Türk gibi kuvvetli" sözü aklıma geldi..."
"Harem''i de gezdik. Mükemmel!.. Âyet el-Kürsî ile süslenmiş çok aydınlık bir oda...Kocaman bir fıskıye... Sohbetleri kimse duymasın diye... (Su sesi, insan sesini bastırıyor çünkü.)"
"Bu son derece güzel ve modern lüks, Fransız saraylarında bulunmaz. Bütün sarayları gezdim ben Fransa''da. Bu kadar aydınlık ve huzur dolu hiçbir yer yok onlarda."
Meryem Hanım, bu güzellikler yanında, hiçbir eksiklik görmemiş mi acaba? Dinleyelim bakalım:
"Bütün bu güzelliklerden sonra bir yanlışla karşılaştık. Çocuklarımız için bir kitap almak istedik. Türkçe olsun, dedik, ama yokmuş!.. Fransızca almak zorunda kaldık. Hani,Osmanlı İmparatorluğu''nun 700. yılını kutluyorduk biz bu yıl? Nerde? Ne reklâm, ne kampanya, ne bayrak... Ne süs, ne gece, ne festival... Tam yaz ortasında... Neden yok hiç biri?"
"Küçük çocuklar ve yaşlılar için de hiçbir hizmet yok. Küçücük bir tren konamaz mıydı girişten müzenin kapısına kadar, ziyaretçi götürmek için? Ücret karşılığı tabii.. Ne hoş olurdu değil mi?"
Evet, çok hoş olurdu Meryem Hanım da, bunun için biraz düşünmek, biraz da çalışmak gerek değil mi? Ne gerek var?.. Atalarımız o kadar çalışmışlar, yetmez mi? Biz de oturup yatalım biraz!

