Akseki''de doğmadım ama orada doğup büyüyenler kadar ve en az eşim kadar, ben de Aksekili sayıyorum kendimi. İlk kez, bundan 25 yıl önce gitmiştim Akseki''ye ve Gödene köyüne. Ne yalan söyleyeyim, ilk gördüğümde korkutmuştu Toroslar beni. Ne çok dağ vardı öyle!... 50 kilometrelik yolda, ben diyeyim 100, siz deyin 200... Biri bitmeden öteki başlıyordu. Dik mi dik, sarp mı sarp... Üstüme geliyor gibiydi her biri. Ova mı?... Düzlük mü?... Tarla mı?... Ne gezer!.. Ara ki bulasın! Gözüme uyku girmedi ilk gece. Kaçmak istedim ertesi gün. Ama nereye? Ayıp olmaz mıydı? Eşime, kayınvalideme karşı... Beni oturtacak yer bulamayan köylülerime karşı... Eşimden başkasına belli etmedim sıkıntımı. Anlayışla karşıladı o, beni Allahtan: - Sık dişini iki gün. Sen de seveceksin bu dağları en az benim kadar. Üç gün sonra... Dedi gülerek. Gerçekten de öyle oldu. O dağlardan birinin eteğine ev yaptırttım eşime sonunda. İnsanlarını sevince, dağını taşını da sevdim; bitkisini, hayvanını da... Ne güzel bir hayvanmış keçi!.. "Bir de inadı olmasa!" diyeceksiniz ama inadı bile güzel!.. Hele hele, ne şirin şeylermiş "oğlak" denen yavruları! "Ormanın düşmanı" diye öğretmişlerdi bana "keçi"yi ama görünce anladım ki, doğru değil bu. Çünkü keçiler, ne ağaç yiyiyor, ne ağaç kesiyor, ne orman yakıyor... Bu zararlı işleri yapanlar, dört ayaklılar değil, iki ayaklılar!.. Onlara "insan" demeye dilim varmıyor benim. Onca güç şartlar altında yaşamalarına, ekecek-dikecek toprakları olmamasına karşın, Akseki ve İbradı yöresinde ormandan geçilmiyorsa eğer, o yörenin halkına saygı duymak gerekir. İşte bugün Akseki''de yörenin gelişim projesinin başlatılması için törenle bir "protokol" imzalanıyorsa eğer, Devletimizin yöre halkına duyduğu saygının bir kanıtıdır bu bence. Aralarında olamadığım için üzgünüm, ama bu mutluluğu ben de burada yaşıyorum. Yüreğim Akseki''de çarpıyor çünkü bugün!
Bugün ne pişirelim Yayla çorba, lahana sarma, tahin, pekmez, salata

