Zengin bir adam, akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıkar. Şehrin sokaklarında biraz dolaştıktan sonra, iki rekât namaz kılmak için bir mescide girer…
Namazını kılarken, mescidin bir köşesinden gelen hıçkırık sesleri dikkatini çeker. Başını çevirir… Bir adam, gözyaşları içinde, kalbi parçalanmış gibi ağlamaktadır. Dayanamaz, yanına yaklaşır ve sorar:
“Hayırdır kardeşim, seni bu kadar ağlatan nedir?”
Adam titreyen bir sesle cevap verir: “Şu kadar borcum var… Ödeyemiyorum. Kimsem yok… Rabbime yalvarıyorum, bana bir kapı açsın diye…”
Zengin adam bir an duraksar… Sonra cebine uzanır, parayı çıkarır ve adama uzatır:
“Al kardeşim, borcunu kapat. Bu da kartım… Bir daha ihtiyacın olursa beni ara.”
Adam parayı alır… Ama kartı geri uzatır.
Zengin adam şaşırır:
“Neden kartı almıyorsun?”
Adam gözlerini siler, derin bir nefes alır ve öyle bir cevap verir ki… kalbe dokunur;
“Eğer bir daha borçlanırsam, yine Allah’a yalvarırım… Seni aramam. Çünkü O, seni bana gönderdi… Dilerse başkasını da gönderir.”
İşte o an…
Zengin adam susar.
Kalbi titrer.
Ve belki de o güne kadar hiç düşünmediği bir gerçeği anlar; Asıl zenginlik, parayla değil, Allah’a olan güvenle ölçülür.
***
Adamın biri dervişe dertlendi;
“Her şeyimi yitiriyor gibiyim… İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı var.”
Derviş, sessizce etrafına baktı, sonra bir ağacı işaret etti:
“Bak” dedi: “Bu ağaç her yıl yapraklarını bir bir kaybeder. Soyunur, üşür, sessizleşir… Ama köklerinden vazgeçmez. Fırtına geçer, mevsim döner ve o yine filiz verir…”
Sonra ekledi:
“Kaybettiğini sandıkların, belki de yüklerindir. Sen sabret… Şükret ki ayaktasın… Ve dua et;
Çünkü bahar, en çok sabreden dallara uğrar…”
Ninem diyor ki; Sabır, belanın karşısına edep ile dikilmektir…

