Yazımın başlığı ’’Boğaların altın çağı!’’ ya da ‘’İspanyollar nasıl başarıyorlar da biz neden başaramıyoruz?’’ olacaktı. Ancak; başarı bir günde gelmiyor; sistemli, planlı, istikrarlı, yıllara yayılan büyük bir çaba ve enerji gerekiyor.
Misal mi?
İşte İspanya Millî Takımı...
Günübirlikçi yaklaşımlar yerine altyapı ve liyakate dayalı sürdürülebilir bir sistem kuran İspanya, Luis de la Fuente yönetiminde Rodri ve Lamine Yamal gibi isimlerle sabırla inşa edilen sistemli ve daha dikine hücum felsefesiyle, 38 maçlık yenilmezlik serisiyle 2026 FIFA Dünya Kupası'nı kazanarak tarihsel bir "altın çağ" yaşadı. Şöyle ki; 2008 UEFA Avrupa Şampiyonluğu'nu kazanan ''total futbolun babası Luis Araones'le başlayıp Vicente del Bosque'yle devam edip, Luis de la Fuenta ile; zirveye yapan destansı bir başarı hikâye bu.
Matadorlar; 2010 ve 2026 Dünya Kupası'nın yanı sıra 1964, 2008, 2012 ve 2024 dört kez UEFA Avrupa şampiyonluğunu en çok kazanan takım olarak tarihe geçti.
Bitmedi, bu muazzam performansa 2023 UEFA Uluslar Ligi şampiyonluğunu da ekledi.
Her proje kendi mimarı ile güzeldir... Aragones'in mirasını 2010'daki ilk Dünya Kupası zaferiyle taçlandıran Vicente del Bosque dönemi ''altın çağın başlangıcı'' gibi görülse de sonrasında turnuvalardan erken elenen İspanya için bir travmaya dönüştü. Ta ki, Ferran Torres'in uzatmalardaki Arjantin'i 1-0 mağlup ederek ikinci Dünya Kupası şampiyonluğunu getiren golüne kadar...
Başarının mimar kim ve görkemli zaferin sırrı ne?
Hiç şüphesiz başarının mimarı; İspanya'yı önce Avrupa şampiyonu yaparak başladığı serüvene, 2026'da Dünya Kupası'nı ekleyen 65 yaşındaki teknik direktör Luis de la Fuente.
Kim bu De La Fuente?
Farklı biri... La Liga'da 254 maça çıkmış, altı gol atmış. U21 milli forması giymiş, 1988 Seul Olimpiyatları'nda milli takımda yer almış, Javier Clemente'nin başında 1983 ile 1984'te iki lig şampiyonluğu, bir Kral Kupası ve bir de Süper Kupa kazanmış biri.
Böyle bir teknik adam işsiz kalır mı? Kalmış! Hem de on sekiz ay!
Öyle ki; adeta dışlanmış antrenörlük çarkının dışında bulmuş kendini.
..Ve, hayatının en zor döneminde, ‘’Bu iş bitti’’ dediği anda küçük bir gazete ilanı her şeyi değiştirivermiş:
''İspanya Futbol Federasyonu altyapı milli takımları için teknik direktör arıyor.''
Risk, özgüven ve sabır
Riskli de olsa ''Yapabilir miyim?'' diye hiç düşünmemiş De la Fuente… Club Portugalete'deki üç sezonluk bölgesel lig tecrübesi... İspanya 2. Ligi’ndeki Aurrera de Vitoria'da yaşadıkları. İspanya Millî Takım kaptanı Sergio Ramos'un da bulunduğu Sevilla Genç takımına katkısı... Athletic Bilbao Genç takımı ve Alaves denemeleri onu ümitlendirmiş; ‘’Neden olmasın?’’
Önce; sistemin inşası
"Sportif babam" dediği eski milli takım teknik direktörü Inaki Saez'i arayıp, ''Bana referans olur musunuz?'' diye sormuş. Cevap ''tabii ki...'' ancak! Bir şart var... Üç ay içinde U19 takımını bir turnuvaya taşımak.
O görevlendirmeyle başarı merdivenlerini tek tek tırmanmış De la Fuente; 2015, U19 Avrupa şampiyonluğu, 2018, U18 Akdeniz Oyunları altın madalyası, U21 ve 2019'da Avrupa şampiyonluğu, 2020, Tokyo Olimpiyatları'nda gümüş madalya.
Yetmez mi, hayır!
Asıl başarı; ''İnsan ve sistem'' demiş De la Fuente... Ansu Fati, Pedri, Gavi, Marco Asensio ve Dani Olmo gibi gençlerle bir sistem inşa etmiş.
Enrique'nin sonu ve...
..Ve, ''Geçici'' görev... A Millî Takım teknik direktörlüğü... Federasyon, 8 Haziran 2021'de, Luis Enrique'nin COVID-19 protokolü nedeniyle sahaya çıkamaması üzerine, Litvanya maçında İspanya A Millî Takımı De la Fuente'ye emanet edilmiş. Bu görev 2022'de, Dünya Kupası’ndan İspanya elenince Luis Enrique'ye yol verilmiş, De la Fuente dönemi başlamış.
''Kim bu teknik direktör'' diyenlere tokat gibi cevap:
"Profesyonel futbola on beş yaşında başladım. On üç yıl birinci ligde oynadım, kupalar kazandım, on yıldır federasyonda çalışıyorum, Avrupa şampiyonalarını, olimpiyatları gördüm. Son Dünya Kupası kadrosundaki on altı futbolcuyla çalıştım. İspanyol futbolunun geçmişi ve geleceğini tanıyan biri varsa, o da karşınızda."
De La Fuente dokunuşu...
..Ve, o riskli kararla sadece De la Fuente'nin göz kamaştırıcı kariyeri başlamıyor, İspanya'nın 16 yıl sonra kupa hasreti bitiyor ve tarihi seyri değişiyor bir muazzam dokunuşla... Taktiksel disiplin, genç yetenekler, tecrübeyle harmanlanması, sabır, inanç, azim, irade ile olgunlaşması ve 38 maçlık yenilmezlik serisiyle kırılan tarihi rekor.
Neler değişti neler?
Luis de la Fuente, geleneksel pas odaklı "tiki-taka" yerine daha akışkan, dikine ve hırslı bir hücum felsefesi olan bir takım yapıyor. Yıldızlar takımı... Orta sahada müthiş performansıyla akıllarda yer eden savunma önünde top kesici ve oyun kurucu takımın kalbi durumundaki, kaptan Rodri... Kalesinde devleşen altın eldiven Unai Simon. Turnuva boyunca sadece 1 gol yiyen "En İyi Genç Oyuncu" 19'luk Pau Cubarsi ile deneyimli Aymeric Laporte ikilisi.
Önlerindeki 10 numarada Dani Olmo. Sağ kanatta 19 yaşındaki Lamine Yamal ve kupa golcüsü Ferran Torres... Sol kanattaki Álex Baena ve ileri uçtaki "sahte dokuz" Mikel Oyarzabal...
Hepsi ama hepsi zaferin birer mimarı.
Biz nerede hata yapıyoruz?
İspanya’nın takım mühendisliği, sistem yapısı ve kaliteli oyuncu havuzuyla gelen kupalardan çıkaracağımız derslerle soruyu genişletelim. Avrupa'nın beş büyük futbol ülkesinden biri olarak ‘’Biz nerede hata yapıyoruz? Ya da Sepp Piontek - Fatih Terim ikilisinin devamını neden getiremiyoruz?’’ Daha da önemlisi A Millî Takımı dünya çapında bir büyüklüğe taşıyacak başarıyı neden yakalayamıyoruz?
Sorular... Sorular... Sorular...
Cevap; her şeyin bir anda olmasını bekleyen aceleciliğimiz, sabırsızlığımız ve altyapılara gereken önemi vermeyen gündelikçi yaklaşımımız olabilir mi?

