Türkiye Vodafone, Toplum Gönüllüleri Vakfı ile iş birliği yaparak başlattıkları “Dijital dostum” projesi ile 8-14 yaş arası öğrencilerin dijital teknolojileri daha güvenli kullanmalarını sağlayacak eğitimler verecek. Vakıf Başkanı Hasan Süel, projenin temel hedefinin “Her dördünden üçünün uyku bozukluğu, stres ve hayatlar arasında denge kuramayan çocukların dijital dünyada karşılaşabilecekleri riskleri erken tanımaları” olduğunu açıklıyor.
Matbaanın buluşundan bu yana bilgi ve haberin geniş kitlelere ulaştırılmasını sağlayan medya araçlarındaki bu dönüşüm; haberin üretiminden okuyucuya aktarımına kadar medyanın tüm aktörlerini yeniden şekillendirmektedir.
"Herkesin haberci, herkesin okuyucu" olduğu yeni medya düzeninde Sosyal medya kullanımına kontrolsüz, sınırsız zaman harcayan kişiler sosyal ilişkiler için daha az zaman ayırmakta, gerçek hayattan ve yüz yüze iletişimden uzaklaşarak yalnızlaşmaktadır...
Hafta sonu Erzincan’da yapılan ‘Doğu Anadolu Gazeteciler Çalıştayı”nda çok sayıda kamu yöneticisi ve medya çalışanının katıldığı konferansta yerel basının sürdürülebilirliği, haberciliğin teknolojik dönüşümü ve bu süreçte ortaya çıkan doğruluk, güvenirlilik konuları tartışıldı.
Haberin, üretiminden okuyucuya aktarım araçlarına kadar kuşatan bu çok yönlü değişimin sürüklendiği yeni macerada “insan ilişkileri ve Sosyal hayattaki değişim ve hasar” üzerine tecrübe paylaşımı oldu.
Değerli Araştırmacı-Hekim Hüseyin Haydar Kutlu Hoca’nın paylaştığı bir tecrübe sosyal medyanın zamanla kişiyi dış dünyadan, kopararak hayatın dışına nasıl savrulduğunun güçlü bir örneğidir.
Kutlu Hoca’nın aktardığı hikâye hepimize tanıdık geliyor. 28 yaşında elektronik mühendisi Tarık’a soruluyor “Tarık nasıl biridir bana anlatır mısın?”
“Hocam ben kendimi çok depresif ve mutsuz hissediyorum, yataktan bile kalkasım gelmiyor. Hatta bazen dünyada niye yaşıyorum gibi anlamsızlık hissine kapıldığım oluyor. Ben böyle biri değildim, lisede sınıfın en şaklaban, neşeli tipi olur ya öyle biriydim. Sonra üniversite yıllarım başladı, 6 yıl falan sürdü, orada da böyle neşeli bir tiptim. Keyifli neşeli bir insandım. Ne olduysa üniversiteden sonra daha çok başladı. Üniversite bitti, sonra bir girdik, iki girdik, olmadı. Bir, iki iş denemem oldu, ama ücret çok az. Çalışmayan adam ne yapacak? Şimdi evdeyim…”
Hekim soruyor;
-Tarıkçığım bir günün nasıl geçiyor? Ne yapıyorsun, mesela sabah saat kaçta kalkıyorsun, sabahları ne yapıyorsun?
-Hocam doğrusu benim günüm sabah başlamıyor, çünkü sabah kalkamıyorum. Gece 3’ten 4’ten önce pek yattığım olmuyor. Odamda arkadaşlarım var. Bir iki saat işte Instagram, TikTok filan. Sonra arkadaşlarla oyun oynuyoruz. Genelde böyle geçiyor benim akşam vakitlerim. Biraz internette biraz oyunda böyle geçiyor gecelerim.
-Peki, Tarıkçığım, hiç dışarı çıkar mısın? Ya da sosyal aktiviten nedir?
-Hocam, yani dışarı pek çıktığımız olmuyor. Genelde evdeyim, hatta genelde odamdayım diyebilirim…
***
Tarık’ın hikâyesi size de tanıdık geliyor mu?.. Oldukça yaygın duyduğumuz bir hikâye.
İyi de kötü de hiçbir alışkanlık kendiliğinden gelmez, mutlaka onun bir taşıyıcısı, insanların gözlemlediği bir rol modeli vardır. Bu taşıyıcı kuryelerin ilişki ağı ne kadar sağlıklı ise çocuk da toplumla o ölçüde uyumlu ve yapıcı bir karakter kazanır. Çocukları korumak isterken yüzleştiğimiz bağımlılık çocuklarda mı yoksa ailelerde mi daha fazla? Aile bireyleri rol modelliğinden istifa edince yerleri boş kalmadı.
“İzleyerek, sorarak ve paylaşarak” öğrenme en yakımızdan, aileden başlar. Hasar çocuklarda görünse de kaynak geriden geliyor. Aile akraba, kanaat önderi gibi taşıyıcılar sorumluluk alanına geri dönmeli.
Kendine sosyal sermaye ve güvenli bir gelecek kurmak isteyen bir gencin başlangıç adresi “ailesidir”. İçeride yer bulamayan dışarıda da yer bulamaz…

