Doktorların çıkış saatiydi.
Aynı sitede oturan üç doktor, hastane otoparkında aynı otomobile bindiler.
Hastane bahçesinden ana caddeye çıkıyorlardı ki bir trafik kazası ile burun buruna geldiler.
Telaşlı bir genç aniden işlek yola atlamış, soldan gelen taksi acı frenle son anda durabilmiş, aynı hızla atladığı sağdan geliş yönündeki lüks bir otomobilin altında kalmıştı. Doktorlar sözleşmiş gibi aynı anda arabadan atlayıp kaza yerine koştular. Dâhiliye uzmanı doktor, genci omuzlarından tutup biraz da sürükleyerek otomobilin altından çıkardı.
- Abiciğim, ilgileneceğim seninle, hiç merak etme, doktorum ben.
Ancak tecrübesiyle delikanlının ölmek üzere olduğunu anladı. Kulağına eğildi:
- Bir yandan kelimeişehadet getir abiciğim.
Arada göz kapaklarını kıpırdatması dışında pek hayat alameti yoktu delikanlıda...
- Kelimeişehadeti biliyor musun; eşhedü enla…
Genç onaylar gibi kafasını hafiften aşağı indirdi:
- Eşhedü…
dedi belli belirsiz. Diğer doktorlarla birlikte, dikkatlice kaldırmaya çalıştılar. Ancak buna gerek kalmadı. Yaralı genç son söz olarak “Eşhedü…” diye sesli başladığı kelimeişehadeti sessiz dudak hareketleriyle tamamladıktan sonra ölmüştü. Üç doktor, adli işlemlerden sonra gelen ambulansın morga doğru götürdüğü cenaze ile birlikte, az önce çıktıkları hastaneye döndüler.
Gencin cebindeki kimliğinden yola çıkan polisin bulup haber verdiği aileden, önce babası ile annesi geldi hastaneye. Çok fazla ortalığı yıkmadılar. Anne koridorun duvar dibinde sessizce ağlarken, baba asık suratla görgü şahidi doktora sordu:
- Nasıl oldu? Nasıl öldü?
Anne de soruyu duyunca merakla doktora yaklaştı. Delikanlının son dakikalarına yakından şahitlik eden dâhiliye uzmanı, aileyi teselli etti:
- Hepimizin çıkacağı bir yolculuk bu. Ha bugün, ha yarın. Öbür taraftaki sonsuz hayatın yanında, buradaki üç beş fazla günün ne anlamı var? Maşallah, çok nasipli bir evladınız varmış. Son nefesinde kelimeişehadet getirdi. Biz üç doktor arkadaş, hepimiz şahit olduk. Tertemiz bir Müslüman olarak, huzurla gitti ahirete…
- Ne diyorsun sen yaa diye öfkelendi baba. Anne de bir anda ağlamayı kesip, büyümüş gözlerle bir doktora bir kocasına baktı. Sonra adam kadını kolundan sürükledi ve hastaneden çıktılar. İki doktor bahçeye çıkıp arabaya doğru yürüdü. Son doktor da arkadaşlarının yanına gitmeye hazırlanırken, bu defa ölen delikanlının kardeşi girdi içeri. Görevlilerden, kardeşini son gören kişinin o doktor olduğunu öğrenmişti.
- Ben, dedi, onun ikiziyim. Nasıl öldü sahiden? Doktor ölüm şeklini bir kere daha anlattı.
Ve bu defa doktor sordu ikizine:
- Peki, nasıl bir çocuktu? Acı, pişmanlık ve sevgi karışımı bir gülümseme ile cevapladı kardeş:
- Altın gibi kalbi, geniş merhameti vardı. İlginç olan, biz Ermeni’yiz ama o Bosna’da, Afganistan’da, Irak’ta, Gazze’de Müslümanların öldürülmesine çok üzülürdü.
Doktor, ikiz kardeşi oturttu, karşısına geçti, elini omuzuna koydu:
- Bizim dinimize göre biri kişi son nefeste kelimeişehadet getirdi mi, tertemiz gider ahirete… Hiç üzülme, senin kardeşin -inşallah- günahsız öldü. Onu biz defnedeceğiz.

