Kurgusal ekranlarda ve sosyal medyada tekrar ve tekrar dolaşan habaset hafta içinde bizi önce Şanlıurfa Siverek’te ardından Kahramanmaraş’ta vurdu. 9 kişinin hayatını kaybettiği saldırıda, 6’sı ağır 13 kişi de yaralandı.
Toplumun tüm kesimlerinde çocukların ve ergenlerin ünlü olmak ve tanınmak için şiddet içerikli karakterleri “rol model” almalarının önemli sebebi, “Aile aidiyetini” sosyal medyaya kaptırmamızdır.
Amerikalı film yapımcısı, yönetmen ve aktivist Aaron Russo (1943- 2007) diyor ki: “…Bana soruyorlar; ‘kadın özgürlüğü sence neyle ilgiliydi?’ Nedenini bilmek ister misin? Bu sebeplerden biri, kadınlar yaşamadan önce nüfusun yarısını vergilendiremeyecek olmamızdı. İkinci neden ise çocukları erken yaşta okula başlatmamız. Çocuklara nasıl düşüneceklerini telkin edebiliyoruz…”
Şüphe yok ki çocukları sosyal medya kullanımına iten güçlü sebeplerden biri “yalnızlıktır.” İnsan yaratılışı itibarıyla yalnız yaşayamaz, başka insanlar, canlı ve cansız sosyal çevresi ile ilişki kurmaya muhtaçtır.
Öğretmeni, Kahramanmaraş saldırısının faili Aras Mersinli’yi tanımlarken “Teneffüslerde hep yalnız dolaşır, kimseyle konuşmaz, içine kapanık ve anlaşılması zor bir çocuktu” diyor...
“Temel Önleme Anketi” sonuçlarına göre; öğrencilerin çoğunluğu, “TV dizilerinin etkisi altında kaldığını, bilgisayar oyunlarında şiddet içeren oyunlar oynadıklarını, öfkelerine hâkim olamadıklarını, ailelerinin kendilerini anlamadıklarını” belirtmişlerdir.
ABD’de Los Angeles’ta bir mahkeme, bağımlı yaptığı çocukları birer “figür” hâline getirdiği gerekçesi ile sosyal medya platformları Instagram ve YouTube’u 6 milyon dolar tazminat cezası ödemeye mahkûm etmiş. Darısı başımıza…
Uzmanlar, çetelerin çocukları âdeta “suç çiftliklerinde” yetiştirdiğini vurgulayarak, “Çocuklar, aynı suçu defalarca işleyebiliyorlar. Çünkü cezaevine girmeyi statü, suçu itibar alanı olarak gören çocuklar aynı suçu defalarca işleyebiliyorlar…” demişti.
Çocukların sosyal hayattan koparılmasının tehlikelerine işaret eden uzmanlar "odalarına izole edilen, masasına yemek götürülen çocukların, sofraya gelmemesine göz yumarak bağ kuramayız. Çocuğun hayata, aile içi etkileşimlere karışması gerektiğini” aktarıyor.
Prof. Dr. Oytun Erbaş’ın tespiti: “Dizileri değiştirmeden toplumu değiştiremezsiniz, Türk dizilerinin senaryoları incelenmeli, Televizyondaki mafya dizileri, pavyon dizileri, çocuklarımızı zehirliyor, toplumu çökertiyor…”
Bireyin karakteri “Ahlak”, aile ve toplum hayatı içinde, muhatap olduğu davranış ve tecrübeler sonucunda (iyi-kötü, doğru-yanlış) öğrendiği davranışlardır. Bu yaşadıklarımız Dijital çağda ailedeki dönüşümün ürkütücü sonucudur. Aileler çocuklarla birlikte geçirmeleri gereken zamanı sosyal medyaya kaptırınca bu durum ortaya çıktı.
Kurallar sadece sosyal medya ile sınırlı değil. “Dijital dönüşüm ofisi” dijital platformlardaki her türlü zorbalık, tehdit ve risklere karşı ailelere “Çocuğunuzun kişisel bilgilerini gizli tutun, arkadaş listesini gözden geçirin, ekran süresini sınırlayın, şüpheli hesapları engelleyin” uyarılarında bulunuyor.
Ebeveynler olarak hayat tarzımızı gözden geçirmemiz gerek. Özellikle ekran ve dijital araçların kullanımı konusunda hem kendimiz hem de çocuklarımız için koyacağımız sınırlar kendi geleceğimizi belirler…
Kendilerine ait bir planı olmayanlar, başkalarının planına tâbi olur…

