10 Mart Mutabakatı kapsamında yıl sonuna kadar tüm kurumları ve silahlı unsurlarıyla birlikte Suriye hükûmetine katılımı beklenirken “ademimerkeziyetçilik ve federalizm” taleplerini dile getiren SDG’ye son uyarı Millî Savunma Bakanlığı’ndan geldi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Suriye hükûmeti birlik ve bütünlüğü için bir operasyona karar verirse Türkiye ona destek olacaktır” deniyor.
Suriye'ye entegre olmayı kabul etmeyerek kendisine sunulan tüm uzlaşma tekliflerinden kaçınarak “federalizm taleplerini” dile getiren SDG’nin geride kalan uzun süreci ikmal yapma ve zaman kazanmaktan çok daha fazlası var.
SDG-İsrail ilişkisinin temeli, Şam’ın merkezî otoritesinin oluşumunu engellemekle birlikte bölgedeki parçalı kitle yapılarını kalıcı hâle getirmektir. İsrail bu parçalı çatışma ortamını kendisi için bir güvenlik ağı olarak görüyor.
Mutabakat metnindeki “Tüm Suriyelilerin siyasi süreçte temsil edilme ve devlet kurumlarına katılım hakkı, dinî ve etnik kökenlerinden bağımsız olarak güvence altına alınacaktır” maddesini görmezden gelen SDG’nin Kürtlerin hakkını korumak diye bir dertleri yok.
SDG’nin hissesine düşen, Suriye'de etnik ve dinî azınlıkların haklarını "güvence altına alma" gerekçesiyle “Oded Yinon Planı”na uyarak; “İsrail’in bölgesel gücünü tesis etmek için çevresindeki Arap devletlerini küçük parçalara, özerk kantonlara bölmektir.”
Yinon Planı'nda Suriye; Akdeniz kıyısında Şii devleti, Halep bölgesinde Sünni bir devlet, Kuzeyde Türkiye'ye düşman bir Kürt devleti ve Golan’da bir Dürzi devleti kurmak var. Ancak, Trump’ın Netanyahu’ya karşı “Umarım Netanyahu, Suriye ile iyi geçinir; çünkü Suriye yeni Cumhurbaşkanı iyi çalışıyor” sözleri de Suriye’de bölücülüğü kışkırtan İsrail’e verilmiş bir mesajdı.
Aslında mesajı Trump’a “milyonlarca evsizi, çökmüş bir sağlık ve eğitim sistemini” artık taşıyamayan ABD kamuoyu veriyor. Trump mesajı almış görünüyor.
Uyum fırsatını heba etmekle yetinmeyen ve medya üzerinden “Şam çaresiz kaldı, istediğimizi aldık, otonom bir bölge kuruluyor” diye propaganda yapan terör örgütüne karşı bundan sonra müsamaha gösterilmeyeceğini açıklayan Şam yönetiminin bundan sonraki aşamada sahada vereceği cevap; “terörün imhasıdır!”
Diğer önemli bir belirleyici ise; bölgesel barış açısından güçlü bir aktör olarak Türkiye’nin bu süreçteki kolaylaştırıcı ve diyaloğa açık müdahaleci rolünden istifade edilmemesidir. Türkiye, siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamış güçlü bir Suriye için yeni yönetime gereken desteği vereceğini açık ilan ediyor. Bundan sonraki gelişmelerde Suriye hükûmeti birlik ve bütünlüğü için bir öncelik almaya karar verirse Türkiye ona destek olacaktır.
Türkiye’nin bölgelerdeki gelişmelere müdahil olması Netanyahu’nun korkusu. Hele hamisi(!) Trump’ın Erdoğan için söylediği açık övgüler, korkusunu büyütüyor.
İsrail medyası da Netanyahu’nun korkusunu sıkça depreştiriyor. Türkiye'nin Suriye'deki kazanımlarından ve İsrail'in Türkiye ile muhtemel bir savaşa hazırlıklı olması gerektiğinden bahsediyorlar.
Siyonizm’in medya ayağı The Jerusalem Post, "İsrail'in Türkiye'den korktuğunu" açıkça belirterek Savunma Bakanı Katz'ın Türkiye ile ilgili özel bir güvenlik toplantısı düzenlediğini duyurmuştu.
Korkmakta haklılar! …
MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, yeni yıl mesajı da dikkat çekici. Sayın Bahçeli “Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin güvenlik damarını tarumar edecek her münafık mülahaza ve müzmin hazırlığın sonu faili ve figüranları için vahim olacaktır…” diyor.
Trump ile yaptığı görüşmede “Türkiye Gazze’de olmayacak, ateşkesin ikinci aşamasına da dâhil edilmeyecek” sözleriyle dikkatleri Suriye üzerinden kaldırmayı hedefleyen Netanyahu’nun korkuları ile yüzleşmesi Suriye’de başlayacak…

