Dünyanın, özellikle Orta Doğu’nun hemen her yerinde büyük patırtılar devam ettiği için, ABD’nin Irak’tan çekilmesi sessiz sedasız oldu. Hâlbuki ABD Irak’ı işgale geldiğinde, ne kadar da tantana yapmıştı!..
Amerika Vietnam’da 25 yıl (1950-1975) kaldı… Dile kolay çeyrek asır… Önce askerî danışmanlık formatında Vietnam’da boy gösterdi. 1965’ten itibaren muharip birlikleri gönderdi. Toplamda sekiz yıl (1965-1973) savaştı. Bu savaşta toplam beş yüz bin asker ve tam yedi bin adet uçak ve helikopter kullandı. Napalm bombalarıyla Vietnam’ın neredeyse bütün ormanlarını yaktı. En az iki milyon Vietnamlı hayatını kaybetti… Peki sonuç? Tam bir hezimet… ABD, resmî rakamlara göre en az 53 bin ölü bırakarak çekilmek zorunda kaldı. Güney Vietnam’ın çökmesiyle birlikte, Saygon’dan kalkan son Amerikan helikopterlerinin görüntüsü hâlâ hafızalarda taptazedir… Savaşta ABD ile iş tutup, en sonunda da hesap vermekle yüz yüze gelen Vietnamlıların helikopterlere tırmanması, kimilerinin düşmesi, ezilmesi vs. unutulmayacak sahneler…
Benzer bir tablo, ABD’nin tam 20 yıl boyunca (2001-2021) kendisi ile beraber NATO’yu da angaje ettiği Afganistan işgali sonrasında meydana gelmişti. Orada da Kabil’den kalkan son Amerikan uçağına binmek için tekerleklere tırmanan zavallı iş birlikçilerin hâli içler acısı idi. Amerika yirmi yıl savaştığı ve en az beş yüz bin sivil kişinin hayatını (düğünevlerini bombalamak dâhil) söndürdüğü Afganistan’dan doğru dürüst bir nizami çekilme bile gerçekleştiremedi. Apar topar ülkeden kaçması ayrıca bir kargaşa ve kaosa sebep oldu. Bu da ABD’nin yaşadığı ayrı bir rezalet idi. Heyhat, sonuç ne olursa olsun, Afganistan’ın dünyanın en büyük mayın tarlası olması ve dolayısıyla Afgan halkının da en fazla kolsuz, bacaksız bir kitleye dönüşmesi gerçeği değişmiyordu... Ama ilave olarak, ABD yirmi yıl sonra başı önüne eğilmiş vaziyette, Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldı!.. Terörle mücadele için bütün dünyayı (Ya benimlesin ya da bana karşısın) diye tehdit eden Amerika, hiç hesaplayamadığı bir hezimet yaşadı. Dünyanın “SÜPER GÜCÜ” ne hallere düşmüştü!
Aynı Amerika Irak’ı işgale kalkıştığında dünyanın en büyük resmî yalanını söylemişti. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell BM Güvenlik Konseyi’nde bütün dünyanın gözünün içine baka baka, güya uzaydan, uydulardan aldıkları fotoğraf ve görüntülerle, Saddam Hüseyin’in Irak’ta kitle imha silahları ürettiğini iddia ediyordu… Birleşmiş Milletler Teşkilatı bu yalanı yutmadı tabii. Lakin netice değişmedi. Kurt kuzuyu yemeyi kafasına koymuştu bir kere! Oğul Bush, Baba Bush’un; Kuveyt’i kurtarma görüntüsü altında, Orta Doğu’ya tarihin en büyük askerî yığınağını (36 ülkeden oluşan koalisyon…) yaparak, ÇÖL FIRTINASI OPERASYONU gibi tumturaklı bir isim altında, Irak ordusu üzerinde yeni silahları da kullanarak başlayıp yarım bıraktığı işi tamamladı. Oğul Bush ve şürekâsının gerekçesi BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ ile sözde bölgeye demokrasi ve hürriyet getirmekti… Bu hürriyet hikâyesi, 23 yıl (2003-2026) içinde en az iki milyon Iraklının hayatına mal oldu. Ölenlerin en az bir milyonu çocuktu. Ve bunlar ilaçsızlık ve gıdasızlıktan öldü… ABD’nin Vietnam ve Afganistan’da ika ettiği insanlık dışı işkencelerin üç misli de Irak’ta kayıtlara geçti. Ebu Gureyb Hapishanesi gibi cehennem çukurlarında zavallı Irak vatandaşlarının neler çektiğini dünya hiçbir zaman tam olarak görmedi ve öğrenemedi!.. Bağdat’ta Saddam’ın yıkılan heykeline terlikle vurarak öç almaya çalışan Iraklılar daha sonra Saddam devrini mumla arar oldular, ama iş işten geçmişti...
Irak bir taraftan en korkunç bombalarla tahrip edilirken, diğer yandan ülke fiilen üçe bölünmüştü. Etnik ve mezhebî ayrılık üzerine inşa edilen yeni düzen ne Sünni ve Şii Araplara ne de Kürtlere huzur getirmeyecekti. İşgal sırasında ABD’ye direnen tek kesim Sünniler olmuştu. O da kısmi bir direniş. Şiiler en başında ABD’ye karşı zorluk çıkarmadan teslim olmuştu. Şüphesiz bunun mükâfatını(!) göreceklerdi. Muktedir olmayan iktidar yapısında Şii kesim söz sahibi olunca mesele halloldu zannettiler. Ama öyle olmadı. Irak bir anda terör pençesinin içine düştü ve korkunç bir hâl kâbus gibi ülkenin üzerine çöktü… Aynı şekilde özerklik-bağımsızlık vaadiyle işgalci Amerikan güçlerine kucak açan Kürtler de bekledikleri sonuca kavuşamadı. Tamamen bir Siyonist planla (Oded Yinon’un 1983’te yazdığı makalede üç bölünme projesi) üçe bölünen Irak’ın başına bir de İran tahakkümü eklendi!.. Hâlihazırda İran’ın başındaki en büyük musibet, şüphesiz İran nüfuzunun ülkeye getirdiği fitne ve fesattır. Irak’ta devlet yapısını tamamen çökerten ABD, İran’ın her geçen gün artan nüfuzuna karşı hiçbir şey yapmadı, belki de yapmak istemedi… İşte bu şartlar altında, Amerikan zulmü tam 23 sene devam etti.
ABD’nin 2003 yılındaki işgali, yukarıda işaret ettiğimiz üzere, hürriyet ve demokrasi kılıfına sarılı idi. Bu hikâyesi boşa çıkan Amerika, Irak’tan çekilme yoluna gitti. Fakat 15 yıl sonra bu defa bizzat kendi elleriyle kurduğu DEAŞ terör örgütüyle mücadele kisvesi altında geri döndü. Aynı yalan ve sahtekârlıkla, DEAŞ’a karşı bir mücadele vermediği gibi, tam tersine mizansenlerle bir orduyu baştan başa donatacak miktarda silahın terör örgütünün eline geçmesini temin etti…
Velhasıl ABD üç trilyon dolar harcadığını iddia ettiği Irak işgalini de tıpkı Vietnam ve Afganistan gibi kayıplarla kapattı. Amerikan imajı yerle bir oldu. Erbil’den kalkan son uçak olsun!..

