Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Suriye’de yeni bir dönem…
0:00 0:00
1x
a- | +A

Elli dört senelik zalim Esad rejimi, Suriye Millî Ordusunun bir haftalık taarruzuna direnemeyip 8 Aralık 2024’te çöküvermişti. Aynı şekilde, şişirilen PKK/YPG/SDG terör örgütünün balonu da, iki günde sönüverdi!..

Zalim Esad rejiminin yıkılışının üzerinden on üç ay geçti… Suriye halkına yarım asırdan fazla kan kusturan vahşi ve barbar rejim aslında kâğıttan kaplandı… Zira elli küsur sene iktidarda kalan bu kanlı dikta yönetimi, İsrail karşısında tam bir acizlik içinde oldu. Bunca zaman zarfında, Siyonist Devletin yaptığı sayısız saldırılara karşı, bir kere olsun ciddi bir reaksiyon gösteremedi. Tam aksine İsrail ile örtülü bir uzlaşma içinde, kendi topraklarının işgal ve ilhak edilmesine göz yumarak, iktidarda kalmaya çalıştı. Gelin görün ki, bu vahşi rejim, zavallı Suriye halkına karşı çok acımasızdı. Yarım asır boyunca milyonlarca Suriyeliyi canından etti. Sadece son on dört yılda, bir milyona yakın kişiyi vahşice katletti… Esad rejimi iktidarda kalmak için her türlü kirli pazarlığın içine girmekten kaçınmadı. Son olarak terör örgütü PKK/YPG/SDG ile benzer bir ilişki içinde, Suriye topraklarının üçte birini peşkeş çekti. (Ki; bu topraklar en büyük yer altı zenginlikleri, su kaynakları, verimli tarım alanlarını teşkil ediyor…) Esad rejimini haraca bağlayan PKK/YPG/SDG, güya yüz bin kişilik orduya sahipti! Sözde DEAŞ’la mücadelede ABD’nin ortağıydı. Ve ABD’nin desteğiyle Suriye topraklarının üçte birine çökmüş istediği gibi sömürüyordu. 10 Mart 2025 mutabakatına göre, Suriye’nin yeni yönetimi ile entegre olma sözü veren SDG, on ay süren oyalamadan sonra nihayet gerçeklerle yüz yüze geldi… Anlayacağınız o yüz bin kişilik ordu lafları, meğerse şişirilmiş balon imiş! Ve o balon iki günde sönüverdi. 18 Ocak’ta, Suriye Hükûmeti SDG ile yeni bir mutabakat imzaladı. Bu mutabakatın hükümleri, 10 Mart 2025’e göre, SDG hesabına daha ağır şartlar getiriyor ve üstelik tartışmaya da kapalı. Yani SDG’nin buna uymaktan başka çaresi yok. SDG’nin o bilhassa şişirilen askerî gücünün gerçekte ne olduğu iki günde ortaya çıktı. İmzaladığı mutabakat yerine Kandil’den gelen talimata göre hareket eden “çakma general” Ferhat Abdi Şahin, yanlış adreslerden medet ummanın neticesiyle yüzleşti… Kandil’deki terör baronları, 2013’te başlatılan çözüm sürecinde de ayrı baş çekmişlerdi. Karayılan, Bayık ve Bese Hozat, Öcalan’ın rehin durumda olduğunu bu sebeple bağımsız karar verme imkânına sahip bulunmadığını iddia etmiş ve yapılan çağrılara uymayacaklarını bildirmişlerdi. Kandil’in o günkü ayak oyunları bugün de devam ediyor...

Bese Hozat, Temmuz 2025’te bir grup terörist ile birlikte silahını teslim ettiğinde, niyetlerinin ne olduğunu da açıklamıştı aslında. “Biz af filan istemiyoruz… Dağdan inmekle yetinemeyiz. Ankara’da, İstanbul’da siyasetin öncüsü olmak istiyoruz” diyordu. 2015’te; “Suriye’de bize devlet kurma imkânını veriyorlar, onun için çözüm sürecine katılmıyoruz" diye kendince meydan okuyan Kandil Baronları, bu defa da yine Rojava üzerinden taktik geliştirerek, Öcalan’ın silah bırakma çağrısını daraltmaya çalıştılar. Hâlbuki, Öcalan 29 Aralık’ta Ferhat Abdi’ye gönderdiği mektupta 10 Mart mutabakatına uymalarının sürecin önünü açacağını ifade ediyor. Lakin Kandil’deki Baronlar, Abdi’ye baskı yaparak onu kendi çizgilerinde tutmaya çalışıyor. DEM Parti yöneticileri Gülistan Koçyiğit ve Tuncer Bakırhan da aynı sazı çalıyor ve ısrarla Öcalan’ın çağrısının Suriye’yi kapsamadığını tekrarlıyor. On aylık zaman bu türden ayak oyunlarıyla geçti. Neticede müsamaha sınırları aşıldı ve Suriye Ordusu, terör örgütünün kontrolündeki toprakların üçte ikisinden fazlasını iki günde ele geçirdi. Şimdi Suriye’de yeni bir dönem başlıyor. YPG/SDG terör örgütünün ABD ve İsrail’e ve genelde Batı’ya bel bağlayarak sürdürmek istedikleri ayrılıkçılığın zemini fena hâlde daraldı. Esasen 2015 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına asla izin verilmeyeceğini dünyaya ilan etmişti. Şu sıralarda Erdoğan’ın bu açıklaması medya organlarında tekrar tekrar veriliyor. Bu da şunu gösteriyor: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, her zaman dile getirdiği üzere, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve millî birliğini kendi iç meselesi mesabesinde tutuyor... Evet, bu köşede de mükerrer olarak belirtildiği üzere, Suriye’nin birliği Türkiye için bir ulusal güvenlik meselesidir ve ona göre de takip edilmektedir.

Netice olarak PKK’nın Suriye versiyonu, YPG/SDG için yolun sonu gelmiş bulunmaktadır. Örgüt elebaşlarının en azından bu safhadan sonra akıllarını başlarına devşirip, daha fazla kan dökülmesine meydan verilmeden Suriye ile entegre olması ve barışın kurulmasına katkı yapması beklenir. ABD helikopterleri ile Şam’a gidip gelen Ferhat Abdi şahin gibi isimlerin, Kandil’den talimat almaktan artık vazgeçmesi kaçınılmaz olmuştur. “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedeflerine bir an evvel ulaşmanın Kürt halkının da menfaatine olduğunu, Abdi Şahin ve diğerleri inkâr etmekten vazgeçmeli. Bilmeliler ki, bu saatten sonra ne Washington ne Tel Aviv, SDG’nin beklediği yardımı yapmayacaktır. Hiç olmazsa Kandil’deki baronlar ve onların peşinden gidenler, bu acı gerçeğin farkına varsınlar. Ve şunu da unutmasınlar: Esad rejimi ve SDG’nin zulmünden kurtulan Suriye halkı, içeride çok çabuk toparlanacaktır. On yılların yaraları hızla sarılacaktır. SDG’liler hâlâ daha ham hayaller peşinde koşmaktan vazgeçmeli. Sahi, şu son bir haftada yüz yüze geldikleri gerçekler dahi tek başına yeterince ders vermiyor mu?..

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR