Kaydet
a- | +A

Türk ordusunun, askeri deha ile gerçekleştirdiği Kıbrıs zaferinin 25''inci yıldönümünde kararlılığımız bir kez daha sergilenirken, dünyaya kesin mesajımız da verilmiştir sanırız. Çeyrek asır önce, gerçekleştirilmiş bir kurtarma harekâtının sonuçları ortadayken, bunu kabullenmemek, belki de asrın en büyük yanılgısı. Tarihi yanılgının doğurduğu dayatma ise, belki de asrın en büyük gafı. Ne var ki; yanılgı ve gaflar peşimizi bırakmıyor. Oysa; ta 25 yıldan beri fiilen ikiye ayrılmış bir adada, dini, dili, ırkı, bayrağı, gelenek ve görenekleri ayrı iki millet yaşıyor, sınırları tahkim edilmiş iki devlet mevcut. Başbakan Bülent Ecevit''in hitabında dediği gibi;

"İşte vatan, işte millet, işte bayrak, işte devlet." Ecevit, bütün Türkler''in hassasiyetini dünyaya haykırırken, doğrusu, hem heyecanlandık, hem sevinç gözyaşları dökdük, hem de Batı''nın çağ dışı tutumundan ötürü sarsıldık.

BU ZULÜM BİTMELİ Türkler''in bayram ettiği, Rumlar''ın yas tuttuğu 20 Temmuz 1974 tarihi, aslında Kıbrıs adasının bir dönüm noktası olarak değerlendirilmeli. Adanın fiilen ikiye bölündüğü o tarihten itibaren, her şeye yeniden başlanmalıydı. Ancak; Batı, hatta bütün dünya nedense, Kıbrıs''ta sanki hiçbir değişiklik olmamış gibi bir davranış, körlük ve sağırlık içinde, Türk tarafını ve devletini görmezlikten geldi. Bir türlü görülmeyen ve tanınmayan Türk milletine, yaşama hakkı bile verilmek istenmedi. Misli görülmemiş bir ambargonun kasıp kavurduğu, ada üzerindeki ikinci devlete, büyük zulümler yapıldı. Anavatanın bitip tükenmeyen desteğiyle ayakta durabilen KKTC''ye karşı girişilen zulüm artık bitmeli. 21''inci yüzyıla bu insanlık ayıbı miras devredilmemeli. Ve yine Ecevit''in dediği gibi: "Kimse Türk ordusunun gücünü, Türk milletinin direncini sınamaya kalkmamalı."