Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Bu iklimde güneş ancak 24 yılda bir açar
0:00 0:00
1x
a- | +A

Lig başlıyor, konuşmaya başlıyoruz. Lig bitiyor, hâlâ susmuyoruz:

“Bu MHK ile bu hakemlerle olmaz!”

“Beceriksizlik var, art niyet var, yapı var!”

7/24 hakemlerle yatıp kalkıyoruz. Tuttuğumuz veya takip ettiğimiz takımın gol ve asist sayılarını bilmiyoruz ama hangi hakemin rakibin kaç maçına gittiğini, lehine kaç hata yaptığını hepsini ezbere biliyoruz. Kısacası biz bu oyunu hep hakemler üzerinden okuyoruz; futbolu tartışmıyoruz bile…

Peki, başka?

Yabancı sınırı tartışması ve her yıl aynı kısır döngü. Her sezon olmazsa olmazımız, yabancı kontenjanının artması. “Daha da azalsın” diyen bir zihniyet çıkmadı. Kulüpler için yabancı sayısının artması âdeta bir mecburiyet hâline gelmiş durumda. 60’ların sonlarında iki, 90’larda üç olan sayı; bugün geldiğimiz noktada 14 olmuş durumda. Yüzde yüzü olmasa da ideal on birlerin yarıdan fazlası yabancılara teslim.

Dahası, neredeyse her takımın forvet hattı yabancılara devredilmiş durumda. Sezonların gol krallığı sıralamasına bakın; en çok gol atan 15-20 golcü arasında Türk oyuncu yok desek yeridir.

Soru şu: Bu ülke futbolunda ne zaman kriterler “dört büyükler” olmaktan çıkıp millî takım oldu ki?

Bizler, ülke millî takımını maçtan maça düşünen bir futbol ailesi olmadık mı?

Eee… Başarıyı yabancıda arayan, kurtuluş formülü yabancı oyuncu olan, her fırsatta sayısının artırılmasını isteyen bir ülkenin kendi evlatlarının dünya futbol arenasına yabancı kalması pek sürpriz olmasa gerek.

SİSTEM YERİNE ADAMCILIK…

İşin özü; “kurumsallaşmanın” yerini plansızlığın, “sistemin” yerini adamcılığın, “gerçeklerin” yerini algının aldığı şu Türk futbol ailesi için Dünya Kupası’nda olabilmek bile çok büyük bir başarı değil mi?

Dün, bugün, yarın… Toplam üç gün “bir”iz. Ya sonra? Yine gerçek renklerimize bürüneceğiz, önceliğimiz renkler olacak.

“Bu hocadan olmaz.”

“Bu takımdan olmaz.”

“Bu kafadan adam olmaz.”

Bu futbol ikliminde de güneş işte böyle 24 yılda bir açar.

Biz Dünya Kupası tarihinde ilk defa mı böyle bir başarısızlık yaşadık ki şok oluyoruz? Yoksa biz 24 yıl sonra ilk defa mı bir turnuvaya katılıyoruz?

Peki, neden bu takıma kupaların müdavimiymiş muamelesi yapılıyor?

Bakın bakalım; sırf Dünya Kupası’na katılım vizesi aldı diye oyuncularının ceplerine adam başı 1’er milyon dolara yakın servet koyan bir başka ülke var mıdır?

Bırakın ne verdiklerini, prim veren var mıdır acaba?

Peki, hâl böyleyken Dünya Kupası’na veda etmek bizim için neden çok büyük bir hayal kırıklığı oluyor ki? Kupaya play-off oynayarak, zar zor geldiğimizi ne çabuk unuttuk! Biz kimiz gerçekten, onu biliyor muyuz?

Bundan önce katıldığımız ikinci turnuva olan EURO 2020’de, rakip kaleye ilk şutunu ancak 3. maçının 62. dakikasında atabilen bir ülkeyiz. Bunları, doğrusu gerçekleri hatırlamakta fayda var.

Federasyonlar değişti, millî takım hocaları değişti, oyuncular değişti. Peki, sonuç değişti mi? Hayır. O zaman bizim sorunumuz federasyon veya millî takım sorumluları değil, Türk futbolunun kökleşmiş problemleri olmalı. Bizim kişileri değil, zihniyeti değiştirmeye ihtiyacımız var.

Tahir Kum’un önceki yazıları...