Dünyanın gözü birkaç gün sonra Antalya'ya çevrilecek.
NASA'dan Avrupa Uzay Ajansına, SpaceX'ten Blue Origin'e, Airbus'tan Boeing ve Lockheed Martin'e kadar küresel uzay ekosisteminin önemli aktörleri 5-9 Ekim'de 77. Uluslararası Uzay Kongresi (IAC 2026) için Türkiye'de buluşacak.
50'den fazla uzay ajansının başkanı, yaklaşık 30 astronot, bilim insanları, mühendisler ve dünyanın önde gelen uzay şirketlerinin yöneticileri aynı çatı altında olacak.
Uluslararası Uzay Federasyonunun 75 yılı aşkın süredir düzenlediği kongrenin Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilecek olması başlı başına önemli.
Ancak bence IAC 2026'nın Türkiye açısından asıl anlamı kongreye ev sahipliği yapmaktan çok daha büyük.
Çünkü Türkiye dünyanın uzay aktörlerini Antalya'da ağırlarken masaya artık yalnızca gelecek hedeflerini değil, son birkaç yılda kazandığı somut kabiliyetleri de koyabilecek.
İMECE...
TÜRKSAT 6A...
İlk insanlı uzay misyonumuz...
Ay Araştırma Programı...
Artemis Mutabakatı...
Ve şimdi bunların belki de en kritik halkalarından biri:
ŞİMŞEK.
UYDU YAPMAK YETMİYOR
Türkiye'nin uzay yolculuğunda uzun süredir sessiz ama çok önemli bir eşik üzerinde çalışılıyor.
Bir ülke kendi uydusunu tasarlayabilir, üretebilir, test edebilir.
Ancak o uyduyu uzaya göndermek için başka bir ülkenin fırlatma sistemine ihtiyaç duyduğu sürece zincirin en kritik halkalarından birinde dışarıya bağımlı kalmaya devam eder.
Türkiye'nin bugün aşmaya çalıştığı eşik, uzaya erişimde dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak.
ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci'nin geçtiğimiz günlerde anlattığı ŞİMŞEK 1 ve ŞİMŞEK 2 projelerini bu nedenle yalnızca "yeni bir roket projesi" olarak görmemek gerekiyor.
ŞİMŞEK'in arkasındaki esas hedef Türkiye'nin uzaya bağımsız erişimi.
ROKETSAN, Savunma Sanayii Başkanlığı ile yürüttüğü program kapsamında Türkiye'nin uydularını yörüngeye taşıyabilecek fırlatma sistemlerini geliştiriyor.
İLK BASAMAK ŞİMŞEK 1
Türkiye yaklaşık 400 kilogramlık faydalı yükü 500 kilometre civarındaki yörüngeye taşıyabilecek bir sistem geliştirecek.
Ardından çok daha büyük bir kapasite geliyor.
ŞİMŞEK 2'nin 1,5 tonluk faydalı yükü 700 kilometreye kadar taşıması hedefleniyor.
İki rakam arasındaki fark aslında Türkiye'nin hedefinin büyüklüğünü de anlatıyor.
Çünkü mesele yalnızca "bir roket fırlattık" diyebilmek değil.
Kendi uydularımızı kendi imkânlarımızla uzaya taşımanın ötesinde, başka ülkelerin uydularını da yörüngeye ulaştırabilecek bir fırlatma altyapısı için çalışmalar sürüyor.
NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Uzay artık yalnızca bilim insanlarının araştırma alanı değil.
Haberleşmeden navigasyona, meteorolojiden tarıma, istihbarattan savunmaya kadar modern devletlerin kullandığı kritik altyapıların önemli bir bölümü uzaya bağımlı.
Dolayısıyla uzaya erişim kabiliyeti de giderek stratejik özerkliğin parçalarından biri haline geliyor.
Daha açık söyleyelim:
Kendi uydunuzu yapabiliyor fakat onu istediğiniz zamanda yörüngeye çıkaramıyorsanız hala başkasının takvimine, altyapısına ve siyasi kararlarına ihtiyaç duyuyorsunuz.
ŞİMŞEK başarıya ulaştığında Türkiye bu zincirin en zor halkalarından birini kendi eline almış olacak.
Üstelik burada teknoloji transferiyle kolayca satın alınabilecek bir kabiliyetten söz etmiyoruz.
Murat İkinci'nin de dikkat çektiği gibi fırlatma teknolojilerinin arkasındaki motor, itki, navigasyon, termal koruma ve ileri malzeme teknolojileri dünyada kolaylıkla paylaşılmıyor.
Türkiye'nin 2016'dan bu yana sonda roketleri ve farklı test platformlarıyla yürüttüğü çalışmalar bu nedenle önemli.
Bugün ŞİMŞEK dediğimiz sistemin arkasında aslında yaklaşık on yıllık bir teknoloji birikimi bulunuyor.
SIRADAKİ HEDEF: MALİYETİ DÜŞÜRMEK
Fakat uzay yarışının yeni bir kuralı var.
Uzaya ulaşabilmek artık tek başına yeterli değil.
Ucuz ulaşabilmek gerekiyor.
SpaceX'in küresel uzay sektöründe oluşturduğu dönüşümün en önemli nedenlerinden biri yeniden kullanılabilir roket teknolojileriyle fırlatma ekonomisini değiştirmesi oldu.
ROKETSAN'ın yol haritasında bunun karşılığını da görüyoruz.
ŞİMŞEK 1 ve ŞİMŞEK 2'nin ilk konfigürasyonlarında yeniden kullanılabilir kademeler bulunmayacak.
Ancak ROKETSAN şimdiden yeniden kullanılabilir roket kademeleri üzerinde çalışıyor. Böylece uzaya taşınan yükün kilogram başına maliyetinin düşürülmesi ve uluslararası pazarda rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor.
ŞİMŞEK 2'yi asıl önemli kılan noktalardan biri de burada görülmekte. Sistem yalnızca millî ihtiyaçlara değil, ticari pazara da dönük geliştiriliyor. Bu da Türkiye'nin gelecekte başka ülkelerin uydularını yörüngeye taşıyan bir fırlatma hizmeti sağlayıcısına dönüşmesinin önünü açabilir.
UZAYDA YENİ PAZAR
Savunma sanayiinde son yirmi yılda yaşadığımız dönüşümü hatırlayalım.
Türkiye önce kendi ihtiyacını karşılamak için ürün geliştirdi.
Ardından bu ürünler ihracat kalemine dönüştü.
Bugün Türk savunma şirketleri dünyanın birçok ülkesinde rekabet ediyor.
Uzayda da benzer bir ekonomik modelin oluşması mümkün.
Çünkü küresel uzay ekonomisi artık yalnızca birkaç devletin dev bütçeli programlarından ibaret değil.
Özel şirketler, küçük uydu üreticileri, üniversiteler ve gelişmekte olan ülkeler de oyunun içerisinde.
Bunların hepsinin ortak bir ihtiyacı var:
Uzaya erişim.
Eğer Türkiye güvenilir ve rekabetçi bir fırlatma sistemi ortaya çıkarabilirse ŞİMŞEK yalnızca teknolojik bağımsızlığın değil, yeni bir ihracat sektörünün de kapısını açabilir.
Murat İkinci'nin ŞİMŞEK 2 için uluslararası iş birliklerine ve ticarileşmeye özellikle vurgu yapması bu nedenle dikkate değer.
ANTALYA'DA DÜNYAYA NE GÖSTERECEĞİZ?
Türkiye'nin uzayda yeni bir aşamaya geçtiği dönemde, küresel uzay ekosisteminin rotası da Antalya'ya çevriliyor.
IAC 2026'nın önemini biraz da buradan okumak gerekiyor.
Uluslararası Uzay Federasyonu İcra Direktörü Christian Feichtinger'in ifadesiyle Türkiye artık bölgede öncü rollerden birini üstleniyor.
Daha önemlisi Türkiye, kongreye birkaç yıl önce sahip olmadığı bir hikâyeyle giriyor.
2023'te İMECE uzaya gönderildi.
2024'te Alper Gezeravcı Türkiye'nin ilk astronotu olarak Uluslararası Uzay İstasyonu'na gitti.
Aynı yıl Tuva Cihangir Atasever yörünge altı araştırma uçuşunu gerçekleştirdi.
Yine 2024'te Türkiye'nin ilk millî haberleşme uydusu TÜRKSAT 6A uzaya çıktı.
Şimdi ise Türkiye'nin ilk derin uzay görevi için geliştirilen Ay Uzay Aracı test aşamasında.
Yaklaşık 3,5 tonluk araç yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranıyla geliştirildi ve İMECE ile TÜRKSAT 6A'dan elde edilen mühendislik tecrübesi bu projeye aktarıldı.
Bir başka kritik gelişme ise 31 Ağustos'ta Washington'da yaşandı. Türkiye, Artemis Mutabakatı'nı imzalayarak bu yapıya katılan 71'inci ülke oldu.
Yani birkaç yıl içerisinde uydu, insanlı görev, Ay programı, uluslararası uzay diplomasisi ve millî fırlatma sistemi aynı stratejinin parçaları hâline gelmeye başladı.
ASIL SINAV ŞİMDİ BAŞLIYOR
Elbette bütün bunları anlatırken bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor.
Uzayda iddialı hedef açıklamakla o hedefi operasyonel kabiliyete dönüştürmek arasında çok büyük fark var.
ŞİMŞEK 1 ve ŞİMŞEK 2'nin gerçek başarısı da ancak uyduları planlanan yörüngelere güvenilir biçimde taşıyabildiğinde ortaya çıkacak.
Ardından ikinci sınav başlayacak:
Bunu sürdürülebilir ve rekabetçi maliyetlerle yapabilmek.
Çünkü Türkiye'nin karşısında onlarca yıllık tecrübeye sahip ülkeler ve milyarlarca dolarlık özel uzay şirketleri bulunuyor.
Ancak Türkiye'nin önemli bir avantajı var.
Savunma sanayiinde kurulan mühendislik ve üretim ekosistemi uzaya doğru genişliyor.
ROKETSAN bugün yaklaşık 2 bin 500 iş ortağıyla çalışıyor.
Üniversiteler, TÜBİTAK UZAY, TUSAŞ, ASELSAN ve diğer kurumlarla oluşan bilgi birikimi giderek ortak bir uzay ekosistemine dönüşüyor. Ve belki IAC 2026'nın Türkiye'ye sağlayacağı en büyük katkı tam burada ortaya çıkacak.
Çünkü Antalya'ya gelecek şirketler ve uzay ajansları yalnızca Türkiye'nin yaptıklarını görmeyecek.
Türk şirketleri ve mühendisleri de dünyanın en büyük oyuncularıyla aynı masaya oturacak.
BİR KONGREDEN FAZLASI
Bu nedenle 5 Ekim'de Antalya'da başlayacak IAC 2026'yı yalnızca dünyanın en büyük uzay organizasyonlarından birinin Türkiye'de yapılması olarak görmüyorum.
Bence bu kongre Türkiye'nin uzaydaki yeni döneminin dünyaya tanıtıldığı vitrinlerden biri olacak.
Düne kadar başka ülkelerin roketleriyle uydularımızı uzaya gönderiyorduk.
Bugün kendi haberleşme ve gözlem uydularımızı geliştiriyoruz.
Ay'a göndereceğimiz aracı test ediyoruz.
Astronotlarımız bilimsel görevler gerçekleştiriyor.
Şimdi sırada zincirin belki de en stratejik halkası bulunuyor:
Kendi uydumuzu kendi fırlatma sistemimizle uzaya göndermek.
ŞİMŞEK 1 bunu başardığında Türkiye için mesele yalnızca gökyüzüne yükselen bir roket olmayacak.
O roketin üzerinde yıllardır oluşturulan mühendislik altyapısı, insan kaynağı, uydu teknolojileri ve bağımsız uzay hedefi de yükselecek.
ŞİMŞEK 2 ile hedef daha da büyüyecek:
Türkiye'nin başka ülkelerin uydularını da yörüngeye taşıyabilen ticari bir uzay aktörüne dönüşmesi.
IAC 2026'ya sayılı günler kala Antalya'ya gelecek dünya uzay sektörüne Türkiye'nin vereceği en önemli mesajlardan biri bence tam olarak bu:
Artık uzaya yalnızca gitmek istemiyoruz.
Uzaya kendi yolumuzu açmak istiyoruz.
Ve o yolun adı bugün ŞİMŞEK.
Üstelik Türkiye'nin uzay gündemi ŞİMŞEK'le sınırlı değil. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın açıkladığına göre, Türkiye'nin geliştirdiği Ay aracının 2027'nin ilk aylarında fırlatılması planlanıyor.
Yazılımı tamamen yerli, donanımı ise yüzde 87 yerlilik oranına sahip araçta kullanılan hibrit motor teknolojisinin derin uzayda ilk kez kullanılması öngörülüyor. Görevin başarıyla tamamlanması halinde Türkiye, Ay'a ulaşan 9'uncu ülke olacak.
Kacır'ın dikkat çektiği bir diğer başlık ise Somali'de kurulan uzay limanı. Türkiye'nin coğrafi şartlarının fırlatmalar açısından uygun olmaması nedeniyle Somali'de kurulan altyapının, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin uzaya erişim planının önemli ayaklarından biri olması bekleniyor.

