- Fransa, Ortadoğu'da varlık göstermek ve Türkiye'nin rolünü zayıflatmak amacıyla PKK/PYD uzantılarını bir araç olarak kullanmıştır.
- Bu strateji, örgütün ideolojik ve örgütsel kalıntılarının Fransa sokaklarına taşmasına, Paris'te güvenlik krizlerine ve radikalleşmeye yol açmıştır.
- Fransa'nın PKK ile olan sorunlu ilişkisi, Mitterrand döneminden başlayarak Suriye iç savaşıyla (Hollande ve Macron dönemleri) örgüt yöneticilerinin Elysee Sarayı'nda ağırlanmasına kadar uzanan uzun bir geçmişe sahiptir.
- PKK, Avrupa'da dernekleşme, propaganda ağları, diaspora içinde baskı mekanizmaları ve organize suç bağlantılarıyla güçlenerek kurumsal bir yapıya dönüşmüştür.
- Avrupa ülkeleri, PKK'yı "uzaktan kullanışlı bir aparat" olarak görme hatasına düşmüş, örgütün sadece sınır ötesinde değil, kendi metropollerinde de tehdit oluşturma kapasitesini öngörememiştir.
Fransa, yıllardır Ortadoğu’da "sahada varım" diyebilmenin kestirme yolunu buldu: PKK/PYD hattını bir tür kaldıraç gibi kullanmak.
Türkiye ile gerilim pahasına… Bölgedeki hamlelerini bu yapının üstüne kurmak pahasına… Kulağa strateji gibi geliyordu; ta ki bu "kart" dönüp dolaşıp Paris’in sokaklarında Fransa’nın yüzüne çarpana kadar.
SDG, YPG ve türlü harf oyunlarıyla parlatılan PKK uzantıları, Ortadoğu’da yıllardır sürdürülen dış destekli bir "yeniden dizayn" sürecinin sahadaki en kullanışlı aparatı olarak devreye sokuluyor.
Ortadoğu’da başkalarının taşlarını kullanarak oyun kurduğunu sanan Fransa, bumerang etkisini hesaplamadı. Terör örgütü PKK/PYD üzerinden yürütülen her hamle kısa vadede diplomatik manevra alanı açtı belki; ama uzun vadede bu yapıların ideolojik ve örgütsel artıkları Fransa’nın sokaklarına taştı. Bugün Paris banliyölerinde yaşanan güvenlik krizleri, Fransa’nın dışarıda oynadığı tehlikeli oyunun içeriye kesilmiş faturasıdır.
FRANSA’NIN "DENGE" ARAYIŞI ADI ALTINDA TERÖRLE FLÖRTÜ
Türkiye’nin bölgesel ölçekte üstlendiği oyun kurucu rolü zayıflatmak isteyen Fransa, lobi desteğiyle PKK’ya göz kırpmaktan çekinmedi. Paris’in yaptığı en büyük hata ise terörü, uzak coğrafyalarda kontrol edilebilecek bir araç sanmasıydı. Oysa bu tür yapılar doğaları gereği sınır tanımaz. Sadece sahada değil, diaspora içinde de kök salar; yalnızca çatışma bölgelerinde değil, Avrupa metropollerinde de örgütlenir ve güç toplar. Buna sessiz kaldığınızda denge kurmuş olmazsınız, aksine büyüyen bir tehdidi biriktirirsiniz.
Faturanın bu kadar ağır olmasının bir diğer nedeni de Fransa’nın PKK meselesini "geçici bir ortaklık" değil, neredeyse 40 yıllık bir dış politika alışkanlığına dönüştürmüş olmasıdır. Bugün Paris’te yaşananlar bir "anlık taşkınlık" ya da "kontrolsüz protesto" değil. Yıllardır biriktirilen siyasi tercihler zincirinin kaçınılmaz sonucu oldu.
Fransa’nın PKK ile kurduğu sorunlu hattın kökleri 1980’lerin başına uzanıyor. François Mitterrand döneminden itibaren örgüte Fransa’da alan açıldığına dair iddialar, sadece kulis bilgisi olarak kalmadı; zamanla örgütün dernekleşmesi, propaganda ağları ve diaspora içindeki baskı mekanizmalarıyla somut bir zemine oturdu. Mitterrand döneminde PKK’nın "siyasallaşması gerektiği" fikri etrafında kurulan yaklaşım, örgütün Fransa’daki meşruiyet üretimini kolaylaştırdı.
Sonraki yıllarda Chirac ve Sarkozy dönemlerinde bu ilişki daha düşük tonda sürse de asıl sıçrama Suriye iç savaşıyla geldi. 2011 sonrası Avrupa’nın birçok başkentinde YPG/PKK’ya dönük "sahada partner" arayışı tartışılırken, Fransa bu hattı en fazla sahiplenen ülkelerden biri oldu. Hollande döneminde örgüt yöneticilerinin Elysee Sarayı’nda, hem de askeri üniformalarla ağırlanması, Paris’in bu yapıya bakışını adeta ilan eden bir eşikti. Bu noktadan sonra artık mesele "görmezden gelme" değil, doğrudan "temas ve siyasal meşruiyet" meselesine dönüştü.
Macron döneminde ise bu çizgi daha da belirginleşti. Nisan 2019’da SDG adı altında YPG/PKK mensuplarının Elysee’de kabul edilmesi, Fransa’nın terör örgütüyle arasına mesafe koymak yerine onu yönetilebilir bir ortak gibi gördüğünü gösterdi. Üstelik Fransa’nın Suriye’nin kuzeyinde askeri varlık göstermesi ve Ayn İsa gibi noktalarda "danışmanlık/eğitim" iddiaları, Paris’in bu yapı üzerinden bölgesel denklem kurmaya çalıştığı algısını güçlendirdi.
PARİS’İN VE BRÜKSEL’İN KÖR NOKTASI
PKK’nın Avrupa’daki şiddet kapasitesini, radikalleştirme yöntemlerini ve sokak saldırılarını anlamak için sadece "eylem anına" bakmak yetmez. Önce örgütün Avrupa’daki çatı yapılanmalarına, özellikle de uluslararası faaliyetleri koordine eden ağlarına bakmak gerekir.
Belçika’daki KNK ve KCDK-E gibi üst yapılar, yıllar içinde bir "protesto endüstrisi" kurarak örgüt ajandasını Avrupa’nın merkezine taşımayı başardı. Bu eylemlerin önemli bir kısmı, doğrudan örgütün ideolojik hedeflerini besleyen başlıklara odaklanıyor: "Öcalan’ın serbest bırakılması" talepleri, Türkiye’nin terörle mücadele kapsamında etkisiz hale getirdiği unsurlara dönük sistematik kampanyalar ve PKK çevresinde sembolleştirilen isimler üzerinden oluşturulan mobilizasyon…
Avrupa’da "sivil alan" kisvesiyle büyüyen bu yapı, aslında örgütün propaganda ve lobi damarını canlı tutan bir stratejik ağ gibi çalışıyor.
Fransa’dan Türkiye’ye skandal provokasyon: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldılar
AVRUPA NEYİ ÖNGÖREMEDİ?
PKK’nın Avrupa’daki en kritik etkilerinden biri de diaspora içinde kurduğu baskı düzeni. Örgüt, kendi çizgisinde olmayan Kürtleri dahi sindirmeye çalışan bir mekanizma kuruyor; aidiyet üretmeyi değil, zorla hizaya sokmayı esas alıyor. Şiddete eğilimli bir kitle üretmek, sokakta "her an patlayabilecek" bir gerilim hattı oluşturmak tam da bu stratejinin parçası.
Belçika gibi ülkelerde ortaya çıkan yapısal boşluklar ve kurulan ağlar, örgütle bağlantılı unsurların silah, bıçak ve kesici-delici aletlerle şiddete daha kolay başvurmasına zemin hazırlıyor.
Örgütün Avrupa gündeminden düşmeyen bir diğer yüzü ise organize suç bağlantılarıdır: 1990’lardan itibaren insan ticareti, uyuşturucu kaçakçılığı, para aklama ve kaçakçılık gibi başlıklar PKK’nın yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda ulus-aşırı suç ekonomisiyle iç içe geçmiş bir yapı haline dönüşür. Çünkü terör finansman olmadan yaşayamaz; finansman ise çoğu zaman suçun karanlık ekonomisiyle büyür.
AVRUPA’NIN "KULLANIŞLI APARAT" SANDIĞI ŞEY, AVRUPA’YI DA REHİN ALIYOR
Bugün gelinen noktada Avrupa’nın yaşadığı sorun yalnızca "sokak olayları" değil. Bu, yıllar boyu görmezden gelinen, kimi zaman meşrulaştırılan, kimi zaman da bilinçli biçimde idare edilen bir terör ağının Avrupa’nın merkezinde kurumsallaşmasının sonucudur.
Avrupa’nın uzun süre "uzaktan kullanışlı" sandığı bu aparatlar, artık Avrupa’yı da rehin alıyor.

