Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Çocuklar savaşta, terör meşruiyet peşinde...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yaşanan çatışmalar, sadece bir savaşın sahnesi değil, çocuklar üzerinden yürütülen bir terör düzeninin de görüntüsüydü. Amara gibi çocuklar, örgütün meşruiyet üretme aracına dönüştürülmüştür. PKK ve onun bugün farklı isimlerle pazarlanan uzantıları SDG, YPG, YPJ silahlı varlıklarını sürdürebilmek için tek bir şeye muhtaçtır: Mağduriyet üretmek...

Bu mağduriyet gerçek değildir; inşa edilir...

Ve bu inşanın en kirli, en işlevsel malzemesi çocuktur...

Bugün “SDG” adıyla uluslararası kamuoyuna sunulan yapı, PKK’nın ideolojik, kadrosal ve yöntemsel devamıdır. Değişen, isimlerdir; değişmeyen ise yöntemdir. Bu yöntem, yüz yıla yaklaşan bir çizgide aynıdır: Kendini halk adına konuşan bir aktör gibi sunmak, halkın en korunmasız kesimini ise araçsallaştırmak...

Çocukların sistematik biçimde okullardan alınması, aile bağlarının koparılması, ideolojik kamplarda yeniden şekillendirilmesi ve çatışma sahasına sürülmesi, askerî zorunluluktan değil; meşruiyet ihtiyacından kaynaklanır. Çünkü çocuk öldüğünde, silah değil, algı ateşlenir...

Amara vakası bu nedenle münferit bir dram değil, bu karanlık stratejinin nasıl işlediğini açıkça gösteriyor.

Ayn el-Arab'da okulunun önünden kaçırılan bir kız çocuğu…

Aradan geçen sürede ailesine iade edilmeyen, herhangi bir hukuki sürece konu edilmeyen, görünmez kılınan bir çocuk…

Henüz bir yıl dolmadan, Halep’te “kadın savaşçı” etiketiyle sahaya sürüldü; keskin nişancı olarak kullanıldı ve bu şekilde hayatını kaybetti.

Burada mesele, Amara’nın hangi kurşunla öldüğü değildir.

Asıl mesele, bir çocuğun nasıl savaşçıya dönüştürüldüğüdür!..

PKK/SDG çizgisi tam da bu noktada ustadır:

Önce çocuğu alır, sonra onu ideolojik olarak yeniden tanımlar, ardından ölümü politik sermayeye çevirir!

Uluslararası gözlemciler de bu yöntemin boyutlarını belgeler niteliktedir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin “Çocuklar ve Silahlı Çatışmalar” başlıklı yıllık raporları, Suriye’deki çatışmalarda çocukların silah altına alınması ve kullanılması ihlallerine ilişkin binlerce vaka kaydetmektedir.

Buna göre 2024 raporunda çeşitli taraflarca 527 çocuğun silahlı kadrolara katıldığı doğrulanmıştır ve bunun önemli bir kısmı SDG/YPG bağlantılı grupların sorumluluğundadır.

Önceki yıllarda da BM verileri, PKK/YPG ve bağlantılı unsurların 2023’te 231 çocuğu; 2024’te ise 286 çocuğu zorla silahlı kadrosuna kattığını ortaya koymuştur; daha eski raporlar bu rakamların yıllar içinde binlerce çocuğu bulduğunu göstermektedir. Bu veriler, yalnızca olguları belgelemekle kalmaz; çocukların askerî araçsallaştırılmasının sistematik, tekrarlayan ve planlı bir suç modeli olduğuna dair açık birer suç delilidir. Bu sayısal gerçeklik, SDG/PKK’nın çocukları ideolojik ve askerî amaçlarla nasıl kullandığını ve kendi propagandasını nasıl inşa ettiğini ortaya koyar.

Mesele, Kürtlerin öldürülmesi değil; Kürt çocuklarının, Kürt kimliği adına konuştuğunu iddia eden bir terör örgütü tarafından tüketilmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin Terörsüz Türkiye haklılığı tam da burada başlar.

Türkiye, bu yapıyla mücadele ederken bir etnik kimlikle değil; bir suç organizasyonuyla mücadele etmektedir. Çünkü devletler niyetlere değil, yöntemlere bakar. Ve yöntem açıktır: Çocuğu silaha sürmek, çocuğu canlı kalkan yapmak, çocuğun ölümünü propaganda malzemesi hâline getirmek.

Bu, uluslararası hukukta tartışması olmayan bir suçtur. Ama daha önemlisi, ahlâki ve siyasi olarak da savunulamaz bir aşağılıktır.

Batı’da ve hatta Türkiye'de bazı çevrelerin bu yapıyı hâlâ “seküler”, “ilerici” ya da “kadın özgürlükçü” olarak sunabilmesinin nedeni bilgisizlik değil; çıkar birlikteliğidir. Terör örgütünün çocuk üzerinden ürettiği mağduriyet anlatısı, bu çevrelerin kendi siyasal pozisyonlarını tahkim etmelerine hizmet etmektedir.

Türkiye ise bu oyunu bozduğu için hedef alınmaktadır.

Çünkü Türkiye, sahada askerî olarak yaptığı şeyi zihinsel alanda da yapmaktadır: "Meşruiyet zırhını parçalamak!.."

Amara’nın adı bu yüzden önemlidir.

Bir sembol olduğu için değil; bir yalan mekanizmasını açığa çıkardığı için.

Bu mesele, çocukların öldürülmesinden ibaret değildir.

Bu mesele, çocukların öldürülebilir hâle getirilmesidir!..

Ve bu gerçeği görmek istemeyen herkes, ister bilerek ister bilmeyerek, bu suç düzeninin parçasıdır.

Türkiye’nin uzun yıllara yayılan terörle mücadelesi, yalnızca sahada değil; istihbarat, güvenlik ve meşruiyet alanlarında yürütülen bütüncül bir stratejidir. Bu strateji sayesinde örgütler, gençleri devşiremez hâle gelmiş, meşruiyetlerini artık çocuklar üzerinden üretmek zorunda kalmıştır.

Bugün yaşanan her çocuk istismarı, yalnızca PKK/SDG’nin ahlaki çöküşünü değil; aynı zamanda Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü kararlı mücadele sonucunda örgütün çıkışsız kaldığını gösterir...

Türkiye sınırları içinde terör artık tarih olmuş, gençler örgütlerin insafına terk edilemez hâle gelmiştir. Ancak Suriye’de çocuklar hâlâ silah altına alınmakta ve propaganda aracı hâline getirilmektedir.

Bu tablo, artık bir halkla yürütülen çatışma olmadığını; çocuklarını silah ve propaganda aracı hâline getiren terör örgütleriyle sürdürülen mücadelenin kaçınılmaz ve meşru olduğunu ortaya koymaktadır...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR