Filistin meselesi yıllardır uluslararası toplantıların gündeminde. Açıklamalar yapılıyor, bildiriler yayımlanıyor, hukuki değerlendirmeler ortaya konuluyor.
Fakat uluslararası siyasette haklı olmakla haklılığını dünyaya duyurabilmek aynı şey değil.
Bir meselenin görünür kalması yalnızca ne söylediğinizle değil; o sözün hangi kanallardan dolaşıma girdiği, kimlere ulaştığı ve zaman içinde nasıl bir ortak hafızaya dönüştüğüyle ilgili...
Konya’da 30 Eylül’de düzenlenen İİT Gençlik Başkenti 2026 Uluslararası Programı kapsamında düzenlenen 'Filistin Günü'ne bu açıdan bakmak gerekiyor.
Konya, 2026 yılı için İslâm İşbirliği Teşkilatı Gençlik Başkenti seçilmiş bir şehir.
2027’de bu ünvanı Lefkoşa devralacak.
Filistin davasını merkeze alan program, salt bir dayanışma buluşmasının çok ötesine geçerek stratejik bir kamu diplomasisi örneği sundu. Uluslararası Gazze Mahkemesi oturumlarından Filistin Gençlik Forumu’na, yoğun diplomasi trafiğinden akşam yeşil sahada yankı bulan Konyaspor-Filistin Millî Takımı karşılaşmasına kadar uzanan son derece çok katmanlı bir ajandaya şahitlik ettik.
Dikkat çekici olan, bütün bu başlıkların birbirinden kopuk etkinlikler olarak kalmamasıydı. İslam ülkelerini buluşturan bu organizasyonda gençlik, hukuk, diplomasi ve spor aynı zeminde buluştu. Farklı disiplinler arasındaki bu bağ, kamu diplomasisinin güçlü bir örneğine dönüşerek Filistin meselesinin farklı iletişim kanalları üzerinden daha geniş kesimlere ulaşmasını sağladı.
İşte kamu diplomasisinin asıl gücü de burada başlıyor.
Bir meseleyi dünyaya anlatmak, yalnızca ne söylediğinizle değil; bunu hangi mecrada, hangi aktörlerle ve hangi toplumsal kesimlere ulaştırdığınızla da ilgilidir.
Bu nedenle ben Konya’da yaşananı yalnızca bir günlük etkinlik olarak görmüyorum.
İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Bilal Erdoğan’ın Konya’daki konuşmasında dikkat çeken husus da Filistin meselesini geçici bir gündem başlığı olarak değil, uluslararası toplumun önünde tutulması gereken bir sorumluluk olarak ele almasıydı.
Bir mesajın bir kez söylenmesiyle farklı zamanlarda, farklı platformlarda yeniden gündeme taşınması arasında ciddi bir fark var. Toplumsal hafıza, içeriğini kaybetmeden tekrar edilen mesajlarla canlı tutuluyor.
Gelelim gençlik diplomasisine…
İslam İşbirliği Gençlik Forumu Başkanı Taha Ayhan’ın yürüttüğü çalışmanın kıymeti de tam burada ortaya çıkıyor. Zira uluslararası bir organizasyon yapmak, yalnızca salonları doldurmak ya da kâğıt üzerinde kusursuz görünen bir program hazırlamak değil. Mesele, farklı coğrafyalardan ve kültürlerden gelen gençleri ortak bir vicdan ve ortak bir mesele etrafında buluşturabilmek.
Konya’da gördüğümüz tablo biraz da bunu anlatıyor. Bürokratik sınırları aşan bir kurumlar arası koordinasyon, farklı aktörleri aynı zeminde buluşturan bir diplomasi ve etkinlik sona erdikten sonra da devam edebilecek iletişim kanalları… Gençlik diplomasisinin gerçek karşılığı da burada yatıyor... İnsanları sadece bir araya getirmek değil, aralarında kalıcı bir bağ kurabilmek.
Taha Ayhan’ı ve emeği geçen bütün ekibi bu vesileyle tebrik etmek gerekir.
Çünkü gençlik diplomasisi, gençleri yalnızca geleceğin yöneticileri olarak görmek değildir. Onları bugünün uluslararası meselelerinde söz sahibi, temas kurabilen ve farklı toplumlar arasında köprü kurabilen aktörler olarak konumlandırmaktır.
Konya’daki forumun değeri de gençleri Filistin başlığında uluslararası bir buluşmanın merkezine yerleştirmesiydi.
Üstelik bunun 2026 İİT Gençlik Başkenti Konya’da gerçekleşmesi, organizasyona ayrı bir anlam kazandırıyor. 2027’de Lefkoşa’nın bu ünvanı devralacak olması da bu gençlik diplomasisinin şehirler üzerinden bir süreklilik kazanabileceğini gösteriyor.
Konya Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliği de burada özel bir yere sahip.
Şehirler artık yalnızca diplomatik temasların gerçekleştiği mekânlar değil. Tarihleri, kültürleri, insan kaynağı ve organizasyon kabiliyetleriyle uluslararası iletişimin de aktörleri.
Bu noktada spor diplomasisine ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Sporun diplomatik gücü, farklı toplumları ortak bir zeminde buluşturmasında, geniş kitlelere ulaşmasında ve kimi zaman resmî kanalların erişemediği insanlara temas edebilmesinde ortaya çıkıyor.
“Evimiz Sizin Evinizdir” sloganı da Konya’daki karşılaşmanın bu yönünü özetliyordu.
Filistin Millî Takımı’nın Konya’da sahaya çıkması, ev sahipliğini ve dayanışmayı soyut bir söylem olmaktan çıkarıp somut bir deneyime dönüştürdü. Konyaspor’a Filistin Millî Takımı’nı ağırladığı için teşekkür etmek gerekir.
Kendi adıma, Türkiye A Millî Futbol Takımı’nın da böyle bir organizasyonda yer almasını isterdim.
Bunu bir eksiklik ya da eleştiri olarak değil, Türkiye’nin sahip olduğu spor diplomasisi kapasitesinin ne kadar geniş olduğunu düşünerek söylüyorum. Çünkü millî takımlar yalnızca futbol karşılaşmalarının tarafı değildir; ülkelerin uluslararası görünürlüğünü artıran, farklı toplumları ortak bir duygu etrafında buluşturabilen güçlü sembollerdir.
Türkiye A Millî Takımı’nın böyle bir gecede Filistin Millî Takımı ile aynı sahayı paylaşması, taşıdığı mesajı çok daha geniş bir izleyici kitlesine ulaştırabilirdi. Fakat Konya’da gerçekleşen karşılaşmanın kendi başına oluşturduğu sembolik değer de küçümsenmemeli.
Konya’da; Hukukun diliyle… Gençliğin enerjisiyle... Diplomasinin temas gücüyle… Sporun evrensel diliyle… bunların hepsi aynı gün içinde yan yana geldi.
Ve gece, maç skoruyla değil bir cümleyle bitti:
“Filistin özgür olana dek maç ertelenmiştir.”
Filistin’in yarım bırakılan hayatlarını hatırlatmak için tamamlanmadı.
Belki de geriye kalan en güçlü mesaj buydu:
Maç ertelendi. Mesele değil.

