"93 Harbi" öncesi Osmanlı hükûmetinde savaş çığlıkları atanlar Sultan Abdülhamid Han’a bol keseden vaatlerde bulunuyorlardı. Bunlardan biri de Batı cephesi komutanı Abdülkerim Nadir Paşa idi. Padişaha sunmuş olduğu planda düşmanın tamamıyla yenilgiye uğratılacağı ve hiçbirinin ülkesine dönemeyeceğini belirtmişti. Kendisi Mithat Paşa ve cuntacıların da teşvikiyle göreve getirilmişti.
Ancak savaş başlar başlamaz neredeyse ortalıktan toz olmuştu! Rusların Tuna’yı geçmelerine seyirci kalmak suretiyle Tuna Nehri ile dağlar arasında iki parça hâlinde bulunan Osmanlı ordusunun birleşmesini imkânsız hâle getirmişti.
Serasker Redif Paşa’nın ve meclisin en küçük bir tedbiri ortada görünmüyordu. Bu durum karşısında Padişah, serasker Redif ve Serdar-ı Ekrem Abdülkerim paşaları derhâl azletti.
Padişah, kumandanlığı Plevne Komutanı Osman Paşa’ya teklif etmişti. Fakat Osman Paşa bu teklife karşı şu mukabelede bulunmuştur:
“Acizlerinin şu nazik durumda Plevne’den ayrılması asla doğru ve münasip olamaz. Kanaatimce, bütün komutanın bir tek dirayetli zat nezdinde toplanması şarttır ve zarurettir. Bu şahsiyet ise ancak Süleyman Paşa hazretleridir.”
Bunun üzerine Tuna Ordusu Kumandanlığına Süleyman Paşa getirilmiştir.
Öte yandan Grandük Nikola’nın acilen harekete geçmesini emrettiği Rusların Batı Ordusu Kumandanı General Krudner ise Plevne’nin kolaylıkla aşılacağını tahmin ediyordu. Bu itibarla General Şuldber’i otuz bin kişilik bir kuvvetle o tarafa sevk etti.
Şuldner 7 Temmuz’da Plevne önüne gelmiş ufak tefek çatışmaların dışında asıl hücumu ertesi güne bırakmıştı.
Osman Paşa’nın emrinde ise toplam yirmi bin asker bulunuyordu...
8 Temmuz Cuma günü sabahtan akşama kadar şiddetli çatışmalar vuku buldu. Osman Paşa, meydan muharebesinin hemen her noktasında bulunmuş, bindiği Arap atıyla hemen her tarafa yetişerek askerleri teşvik ve teşci etmiştir. Subay ve erler, kendisini düşmana göstermemesi için yalvarmışlarsa da o yine muharebenin sonuna kadar ateşin en şiddetli yerlerinde bulunmaktan kaçınmamıştır.
Sonunda Ruslar kolayca başarı elde edebileceklerini sandıkları bu saldırıdan hiç beklemedikleri bir bozgunla çıktılar. Yetmiş dördü subay olmak üzere üç bin kadar ölü vererek çekildiler. Binlerce askerleri de yaralanarak savaş dışı kalmıştı.
Osmanlılarda ise şehitlerle yaralıların toplam mevcudu iki bin kadardı.
Gün boyu devam eden bu kanlı çarpışma, '93 Seferi’nde Rusların Rumeli cephesinde Osmanlılardan yedikleri ilk şiddetli darbe olmuştu. Çok mağrur ve kendilerine pek fazla güvenen Rusların, kolayca zafere ulaşmak kanaati sarsılmış; Osmanlılarda ise eski kahramanlık duyguları tazelenmiş kendilerine olan itimat ve güvenleri artmıştır.
Muharebenin sonunda pek çok araba, tüfenk ve çadır ganimet olarak Osman Paşa’nın eline geçmişti...
"Tek tek selam ederim!"
Sultan II. Abdülhamid, Plevne galibiyetinden dolayı Osman Paşa’ya bir telgrafname yollayarak tebrik etmiştir. Osmanlı askerinin bu başarısından dolayı Cenab-ı Hakk’a hamd ü sena için İstanbul camilerinde dua edilmesini irade buyurmuştur. Padişahın Osman Paşa’ya tebriki özetle şöyle idi:
"Sadakatli Mareşalim Osman Paşa!
Daha evvelce elde etmiş olduğun kahramanlıklarına ilave olunan yeni gazan ile Osmanlılığın şanını ve askerimizin namus ve şerefini yücelttin. Allahü teâlâ ve nebilerin iftiharı Hazreti Peygamber, her iki dünyada yardımcın olsun. Bütün komutan ve subay ve öz evladımdan daha önce gelen ve göz sevincim olan (manen) yardım görmüş asker evlatlarıma tek tek selam ederim. Mert ve kahramanca gazalarıyla padişahlarını memnun ve hoşnut ediyorlar. Cenab-ı Hak da kendilerini kazanç ve ebedî mutluluğa nail ve İslam sancağının korunması uğrunda daima bu gibi gazalara muvaffak kılarak maddî ve manevi değerli mükafat mertebelerine ulaştırsın. Bu hizmetinize mükafat olarak zatınıza bir Osmanlı nişanı verdim. Ve komutan ve subaylar hakkında arz ettiğin rütbe hediyelerin yerine getirilmesini emrettim. İnşallah askerin kahraman olanlarının hakları olan övünç madalyalarını da döndüklerinde kendi elimle verir ve yakalarına takarım."
Padişah Osman Paşa’ya yardım gönderilmemesi konusunda da çok titizlikle takip etmekteydi.
Nitekim Niş ve Sofya askerî fırkaları Osman Paşa’nın gazilerinin emri altında bulunduğundan asker ve mühimmat bakımından onlardan dahi gerektikçe yardım isteyebileceği padişahın emri gereği olarak ordu komutanına bildirilmişti.
Rusların büyük bozgunu!
Öte yandan bozgun, Rus Orduları Başkumandanı Grandük Nikola’yı sinirlendirmişti Hiç beklenmediği bir surette uğradıkları yenilginin acısını çıkarmak ve intikam almak hırsıyla General Krudner’i yeni kuvvetlerle takviye ederek, Plevne üzerine ikinci defa taarruzda bulunması emrini verdi.
Bunun üzerine General Krudner, bizzat büyük kuvvetlerle Plevne önüne gelerek General Şuldner’in birliklerine katıldı. Birlikte yeni harekâtın planını görüşerek orduyu hazır hâle getirdiler. Rusların İkinci Plevne Muharebesi için hazırlamış oldukları güç, yaklaşık 60.000 muharip ve 50-60 parça toptan müteşekkildi.
Osman Paşa’nın kuvvetleri ise aldığı destek birlikleriyle otuz bin civarına ulaşmıştı. Top mevcudu elli sekizdi...
18 Temmuz sabahı başlayan muharebe güneş batıncaya kadar şiddetle devam etti. Osman Paşa toplarını istihkamlara yerleştirerek âdeta seyyar tabyalar durumuna getirmişti. Böylece kendi topçuları tesirli atışlar yaparken piyadelerini ise kendi buluşu olan gömülü toprak siperler ardına gizleyerek düşman ateşinden emin kılmıştı.
İkinci gün Rusların umumi hücumları ise kendilerine çok pahalıya patlayacaktı. Kanlı bir savaşın sonunda ağır bir bozgun yiyerek dağınık hâlde çekilmeye başladılar. Osman Paşa bundan sonra süvari kıtalarını harekete geçirdi.
Firar eden Rus askerlerinin arkasından yetişen süvari birliği yakaladıklarını öldürdü. Pek çok Rus askeri de Osma deresine düşerek boğuldu.
İkinci Plevne Muharebesinde Ruslar, sekiz binden fazla ölü ve yirmi binden fazla yaralı vermişlerdi. Türk tarafında ise üç yüz şehit ve beş yüz kadar yaralı vardı. Osmanlı kaybı Rus tarafına göre yok mesabesindeydi.
Osman Paşa’nın zafer haberi İstanbul’da büyük bir coşku ile karşılandı. Kendisine birinci rütbeden bir kıta Nişân-ı Osmânî ile II. Abdülhamid Han tarafından kabzası altın bir kılıç, bir çift dürbün ve bir çift revolver verildi.
"Yetişin, Türkler bizi mahvediyor!"
Osman Paşa’nın adını bütün dünyaya duyuran İkinci Plevne Muharebesi, birincisinden daha şiddetli ve kanlı geçmişti. Savaş sırasında Osman Paşa’nın altında üç at vurulup ölmüştür.
Bu muharebe neticesinde Osmanlı askerinin manevi kuvveti ve kumandanına olan itimadı fevkalade yükselmişti. Rus ordusunda ise Plevne’nin ele geçirilmesinin imkânsızlığı kanaati oluşmuştu.
Savaş dünyanın da gündemindeydi. Bütün meşhur gazetelerin harp muharrirleri ve büyük devletlerin askerî ataşeleri Plevne yakınlarına gelmiş bulunuyordu. Bunlar, telgraf hatları ile Plevne ve civarında vuku bulan günlük olayları bildiren tafsilatlı haberleri aylarca bütün dünya basınına ve okuyucularına iletmiştir.
Osman Paşa’nın, savunma savaşı stratejisine yepyeni unsurlar getirdiği dünya askerî otoritelerince dile getirilmeye başlanmıştır.
Ruslar, İkinci Plevne Savaşında uğramış oldukları hezimetin acısını çıkarmak ve askerî namusu ikmal etmek teşebbüsünde bulunacaklarını bütün Avrupa’ya aksettirmişlerdir...
Düşmanın yüz bin kişiden fazla bir kuvvetle Plevne’ye saldıracağı haberleri İstanbul’dan Osman Paşa’ya bildirilmiştir ve ona göre hazırlanması istenmiştir. Osman Paşa, bu haberi de göz önüne alarak, Plevne çevresinde birçok noktalara tahkimat yaptırmış, aynı zamanda, bir yandan düşmanın hareketini murakabe altına almaya çalışırken diğer yandan da çevre kasabalardan mümkün olduğu kadar asker toplamaya başlamıştır.
Harekâtı yakından izleyen Rus Çarı II. Alexander ise umumu efkâra karşı yüzünü kızartan arka arkaya bozgunlar karşısında yoğun hazırlıklara girişmişti. Bir taraftan Petersburg’daki hassa ve Kazak fırkaları ve alayları ile muhtelif sınıflardan altı fırkayı daha cepheye sevk ederken, diğer taraftan da o güne kadar alay ettiği ve küçümsediği Romanya Kralı Karol’dan imdat istemek mecburiyetinde kalmıştı. Çarın davet mektubu, içinde bulundukları çaresizlik durumunu açıkça yansıtıyordu. Şöyle ki:
“Türkler Plevne’de büyük bir kuvvet topladılar. Acilen imdadımıza gel! İstediğin şartlar altında, istediğin yerde, istediğin gibi Tuna’yı geç! Fakat yardımımıza koş! Türkler bizi mahvediyorlar!”
Alınan bu telgraf üzerine, birtakım şartlar ve vaatler sonunda, Rumenler de Rusların yanında savaşa katılmak üzere birliklerini göndermeye başlamıştır.
Sıra Plevne’de üçüncü muharebeye gelmişti...
TEFEKKÜR
Yâ Rab hemîşe et lutfunu reh-nümâ mana
Gösterme ol tarîki ki gitmez sana mana.
Fuzûlî
(Ya Rabbi lütfunu her zaman bana yol gösterici kıl.
Ol yol ki sana ulaşmıyor, onu bana gösterme.)

