Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Gazi Osman Paşa
0:00 0:00
1x
a- | +A

Geçenlerde etkili bir şahsın hezeyanlarını bana gönderdiler. II. Abdülhamid Han’ın Plevne Savaşları sırasında Gazi Osman Paşa’ya yardım etmediğini, Plevne’nin düşmesine yardımcı olduğunu falan zırvalıyordu!..

Allah Allah! Tarih bu kadar tersyüz edilir miydi? Bir milletin evlatları tarihine bu kadar yabancılaşır mıydı? Anlamak mümkün değil. Fakat son yıllardaki tarihî diziler bunun bize mümkün olduğunu çok açıkça gösterdi.

Plevne dediğimizde tarihimizde ilk akla gelen isim Gazi Osman Paşa’dır. Adı şiirlere marşlara konu olmuştur. 149 sene önce temmuz ayında başlayan ve içinde bulunduğumuz günlerde bir ölüm kalım savaşına dönüşen Plevne müdafaaları en mühim savunma savaşlarımızdandır. Hafızalara kazınmıştır. Fakat Osman Paşa ve Plevne bunun dışında pek fazla bilinmez. Neden bilinmez, niçin nisyana itildi?

Çünkü o orduda iken yeraltı örgütü kurmadı ve öyle örgütlere girmedi. Devletinin en bunalımlı günlerinde Makedonya dağlarına çıkıp asilik yapmadı. Türk'ün devlet adamlarına kurşun sıkmadı. Padişahına asi olmayı aklından geçirmedi. Hiçbir zaman Batı’nın ve Türk düşmanı ülkelerin piyonu olmadı. O sahada hep milleti ve vatanı için görevini yapan bir komutandı. Milletinin değerlerine tam bağlı idi.

Günümüzde bazıları II. Abdülhamid Han’ın yanında kimse yoktur diye ahkam keserler. Bunlar ne tarih bilirler ne tarih bilmeye heves ederler.

Günümüzün dizicileri tarihimize olmayan entrikaları sokmak için sabah akşam kafa yorarlar. Tarihî dizileri kadın kavgalarına meze yaparlar. Reyting uğruna tarihimizin altın yıllarını çöpe çevirirler. İttihat Terakki içerisinde padişaha karşı darbelere girişmiş olanlara toz kondurmak istemezler. Onları nasıl öveceklerini bilemezler. Padişahın ve devletinin yanında olanları ise bir kalemde es geçerler. Böyle şahsiyetleri milletin gençlerine öğretmeyi hiç düşünmezler. Sonra dönerler bu gençler neden tarihine, milletine yabancılaşıyor diye esef ederler...

Bakın şimdi de en büyük Anadolu Selçuklu Sultanlarından Alaaddin Keykubat dizisi başladı. Dizinin tanıtımı size her şeyi anlatmıyor mu?

“Aşkın, iktidar savaşlarının, saray entrikalarının ve haremde yaşanan güç dengelerinin merkezinde şekillenen hikâye.” Buyurun bu zihniyet gençliği tarihimizden soğutmaktan başka ne işe yarayacaktır.

İşte yıllardır gerek ders kitaplarında gerekse dizi ve filmlerdeki bu sakat bakış açısı sonucunda, gençlerimiz tarih fukarası oldular.

93 Harbi'nde Plevne’yi Ruslara karşı savunan Osman Paşa’yı günümüzde konuşacak olsanız, hakkında kimse beş cümle kuramaz. Oysa son dönemin namlı komutanlarından ve kahramanlarından bir tanesidir. Adı Türk ve dünya tarihine 1877-78 Harbi sırasında Plevne’yi parlak ve fedakârca müdafaasından dolayı büyük bir kahraman olarak geçti.

Osman Paşa kimdi, nasıl yetişti. Hangi görevlerde bulundu. Plevne savaşlarında neler yaptı. Peki Plevne’den sonra milletin hafızasından birden silinen bu Paşa, gerçekten unutuldu mu? Yoksa hangi görevlerde idi. Bunları bilmek gerekir.

Bunlar bilindiğinde milletiyle, devletiyle bütünleşen şahsiyetlerin büyüdüğünü kahramanlaştığını, tarihine şan ve şeref yüklü sayfalar eklediğini göreceksiniz.

Onun için bu milletin yücelmesini ve ilerlemesini istemeyenler onun tarihini bozmakla veya örnek alınacak şahsiyetlerini unutturmakla işe başladılar. Mithat, Enver, Talat, Cemal, Bahattin Şakir gibi olanları ise baş tacı ettirecek yolları açtılar.

Yetişmesi ve ilk görevleri!

Gazi Osman Paşa, 1833 yılında Tokat’ta doğmuştur. Ailesi hakkında fazla bilgi yoktur.

Babası Kereste Gümrüğünde Kâtip Mehmed Efendi namında bir zattı. Annesi ise Şakire Hatun’dur. Henüz 7-8 yaşlarında iken, babasının İstanbul’da bulunması nedeniyle bütün aile fertleriyle birlikte İstanbul’a gelerek Beşiktaş semtine yerleşmişlerdir.

Osman Paşa bir müddet Sıbyan Mektebi’ne devam etmiş daha sonra, Beşiktaş Askerî Rüştiyesi’ne, 1844 yılında ise henüz on iki yaşında iken, dayısının ders nazırı bulunduğu askerî idadîye yazılmıştır. Buradaki beş yıllık tahsilini tamamlayarak Harbiye’ye girmiş ve dört sene de burada okuyarak, 1853 yılında, akranlarının üzerinde bir başarı göstererek mülazım-i sani rütbesiyle buradan mezun olmuştur.

Harbiye’den sonra, üstün başarısı dolayısıyla imtihansız olarak, mülazım-i sani rütbesiyle kurmay sınıfına (Erkân-ı Harp) kaydolmuştur. Fakat tam o sırada Kırım Harbi çıktığı için cepheye gönderilmiştir. (29 Eylül 1853)

Savaşlarda gösterdiği yararlılık ve kahramanlık, komutanlarının takdir ve teveccühünü kazanması dolayısıyla rütbesi mülazım-i evvelliğe (üsteğmen) yükseltilmiştir. Kırım Harbi, 8 Eylül 1855’te Sivastopol’un zaptı üzerine Osmanlı ve müttefiklerinin galibiyeti ile noktalandı. Osman Paşa 1857 yılında yüzbaşı rütbesiyle İstanbul’a dönerek Harp Akademisi’ne tekrar devam etmeye başladı.

Osman Paşa Erkân-ı Harp tahsilini tamamladıktan sonra bir süre Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’de (Genelkurmay Başkanlığı) çalışmış, ertesi yıl ise kolağalığa, yani ön yüzbaşılığa terfi etmiştir.

Bursa ve Rumeli Yenişehir’inde görevlerde bulunan Osman Paşa 1865’te Suriye’de ortaya çıkan bir isyanı bastırmakla görevlendirilmiş ve burada büyük başarı göstermiştir.

1866 yılında bu defa Girit Adası’nda isyan eden Rumların üzerine gönderilmiştir.

Girit’e İstanbul’dan Mustafa Naili Paşa kumandasında 40 bin asker gönderilmiş, daha sonra ise Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa gidip asilerle savaşa girişmiştir.

O zamanlar henüz yarbay rütbesinde bulunan Osman Paşa kıtaların başına geçmiş, Girit’in en yüksek dağı olan Esfakya’da asilerle amansız bir mücadelenin içerisine girmiştir. Neticede kendilerini Romalı sayan bu dağlı eşkıyalara fırsat tanımayarak hepsini perişan etmiştir.

Osman Paşa ortalığın sükûnet bulmasına kadar Girit’te kalmış, ilk defa bu hareket sırasındaki gayret, fedakârlık ve dirayeti sayesinde adı geniş ölçüde duyulmuş ve şöhret sahibi olmuştur. Bilhassa Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’nın takdirini kazanmış ve Ömer Paşa, başarılarından dolayı rütbesini albaylığa terfi ettirerek, kendisini tebrik ile üçüncü dereceden Mecidiye Nişanı’nı takdim etmiştir.

Vidin Komutanı!

Osman Paşa devletine isyan eden değil isyanları bastıran bir paşa olarak nam salmıştır. Suriye ve Girit isyanlarının bastırılmasında önemli roller üstlenmişti. Bu defa 1868 yılında Yemen’de isyan çıkması üzerine ihtiyatlar silah altına alınıp bir tümen teşkil edilmiş ve bu tümenin 1. Alayına Osman Paşa komutan tayin edilmiştir.

Osman Paşa bu tayin üzerine Yemen’e giderek muharebelere iştirak etmiştir. Bu muharebe ve çarpışmalarda göstermiş olduğu başarı ve yararlılıktan dolayı rütbesi mirlivalığa (tuğgeneral) yükseltilmiştir.

Osman Paşa, bundan sonra 3. Ordu’nun merkezi olan Manastır’da görev yapmıştır. Burada gösterdiği başarılar nedeniyle 1873 yılında 39 yaşında bulunduğu sırada, Yenipazar tümen komutanlığına tayin edilmiştir. Bu vazifede bulunduğu zaman zarfında, yüksek bilgisi, çalışkanlığı, emrindeki kıtaları her sahada yüksek kaliteli olarak yetiştirmesi, talim ve terbiyede gösterdiği başarı, o sıralarda üçüncü ordu komutanlığına tayin edilmiş bulunan Müşir Derviş Paşa ile seraskerin de nazar-ı dikkatini çekmiştir. Bunun üzerine kendisine ferik (tümgeneral) rütbesi verilmiştir.

Osman Paşa bundan sonra sırasıyla İstanbul, İşkodra, Bosna ve Erzurum’da görevlerde bulunmuştur.

Bu sırada, Balkanlar tam bir kargaşa içinde bulunmaktaydı. Bir taraftan Bosna-Hersek olayları, diğer taraftan Karadağ isyanı ve Bulgaristan’daki iç huzursuzluk bölgeyi tam bir barut fıçısı hâline getirmişti. Babıâli, Balkanlardaki huzursuzluğu bir an evvel gidermek için bazı tedbirler almış, kabiliyetli komutanları tespit ederek Rumeli’ye tayin etmişti.

Rumeli’ye tayin edilen komutanlar arasında, bu sırada Erzurum’da 4. Ordu Kurmay Başkanlığında bulunan, Ferik Osman Paşa da yer almaktaydı. Osman Paşa 1875 yılında Vidin Komutanı olmuştu. Bu sırada Sırplar büyük bir hazırlık içinde idiler.

Osman Paşa, Balkanlarda siyasi vaziyetin tehlikeli ve karışık bir hâl aldığını gördüğünden görevine başlar başlamaz Vidin’deki kuvvetleri seferber ederek savaşa her an için hazır duruma getirdi ve ordugâhını Sırp hududuna bir buçuk saat mesafedeki Adliye kasabasında kurmuştu.

Şimdi Sırplarla büyük ve çetin bir mücadelenin içerisine girecekti...

İnşallah bu büyük Türk devlet adamını her yönüyle tanıtmaya devam edeceğiz.

TEFEKKÜR

İştikâ etme felek cevrinden ey dil dâimâ

Şâd eder mahzûn dili bir gün gelir Allah kerîm

Lâ Edrî

(Ey gönül, sürekli feleğin zulmünden yakınma

Sevindirir üzgün gönlü bir gün gelir, Allah kerim!)

Ahmet Şimşirgil'in önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.