Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İlim İslam’ın hayatıdır!
0:00 0:00
1x
a- | +A

İslam dininin üzerinde önemle durduğu hususlardan birisi belki de en önemlisi Müslümanların ilme teşvik edilmesi olmuştur. Pek çok âyet ve hadiste doğru bilgiye ulaşmanın fazilet ve önemine yer verilmiştir.

Bilhassa İslami ilimlerin tahsilinde bulunan talebeler başlangıçtan itibaren hocalarından ilmin ehemmiyetine dair pek çok teşvik edici sözler işitmişlerdir. Asırlar boyunca ilmiye sınıfı, kendilerinden yerlerini alacak ve halefleri olacak zevatı teşvik için kimi zaman seleften kimi zaman da kendi hayat tecrübelerinden ilme dair kıymetli özlü sözleri aktarmak suretiyle talebenin bu yöndeki arzularını diri tutmuşlardır.

Ayrıca talebenin ilim yolculuğunda her daim yanında bulunduracağı kitaplar telif edilmiştir. Misal olarak hadis kaynaklarının hemen hepsinde bulunan “Kitâbu’l-ilm” başlıklı bölümler yine ilimle meşguliyetin ne kadar ehemmiyetle üzerinde durulduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

“Allah’tan ancak onun âlim olan kulları korkarlar” âyeti gibi, “Âbid ile âlim arasındaki fark benimle sizin aranızdaki fark gibidir” hadis-i şerifi de bu tarzdaki eserlerin girişlerinde sıklıkla karşımıza çıkar.

Allahü teala âyet-i kerimelerde şöyle buyurmaktadır:

“Allah iman edenleri yüceltir; kendilerine ilim verilmiş müminleri ise (Cennet’te) kat kat derecelerle yükseltir." (Mücadele suresi: 11)

“De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.” (Zümer suresi: 9)

“Kulları arasında Allahü teâlâdan en çok korkan âlimlerdir.” (Fatır suresi 28)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

“İlim öğrenmek, kadın-erkek her Müslümana farzdır.” (Beyheki)

“Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeye çalışınız.” (Şir’a)

“Allahü teâlâ, İbrahim aleyhisselama, ‘Ben ilim sahibiyim, ilim sahiplerini severim’ buyurdu.” (İbn Abdilber)

“İlim, İslam’ın hayatı, imanın direğidir.” (Ebuşşeyh)

“Hiç kimse, cehaletle aziz, ilim ile de zelil olmaz.” (Askeri)

“Melekler, ilim talebesinden memnun oldukları için kanatlarını onların üzerine gererler.” (İ. Abdilber)

“Bir âlimin, yanına oturarak, bir saat ilimle meşgul olması, bir âbidin 70 yıl ibadetinden hayırlı olabilir.” (Deylemi)

Büyük mutasavvıf İsmail Hakkı Bursevî (1137/1725) hazretleri, tefsirinde en faziletli amelin ne olduğu sorusuna Hazreti Peygamberin verdiği üç kez “Allah’ı bilmek” cevabı ile “faydalı ilmi” izah etmektedir. Dolayısıyla Bursevî’ye göre ilmin faydalı oluşu ancak Allah’ı bildirmesi ile mümkündür.

Âyet-i kerime ve hadis-i şeriflere uymak Müslümanları her devirde ilimle mücehhez kılmıştır.

İstikamet ve orta yol!

İlim ve onun ehemmiyeti hakkında söylenenleri en kapsamlı bir şekilde derleyen, Endülüslü Maliki fakihi büyük âlim İbn Abdilber’dir. (v. 463/1071) O, “Câmi’u beyâni’l-ilm ve fazlihî” adlı eserinde, ilme dair kendisine ne ulaşmışsa derlemiş ve başlıklar hâlinde tasnif etmiştir.

Bu başlıklardan bir tanesi de “faydasız ilim” hadisidir. Burada konu çerçevesinde alınan bir kısım hadisler şu şekildedir:

“Az ilmi kendisine fayda vermeyenin çok ilmi kendine zarar verir.”

“Faydasız ilim Allah yolunda infak edilmeyen mal gibidir.”

“Fayda veren ilimden daha faydalı ve fayda vermeyen ilimden de daha zararlı bir şey yoktur.” (İbn Abdilber)

İlmin fazileti hakkında rivayet edilen pek çok hadisin yanında bu “faydasız ilim” hadisleri hemen her konuda gerekli olan “istikamet” ve “orta yol” hassasiyetinin ilim hususunda da dikkate alınmasını ortaya koymaktadır.

Nitekim hemen her davranışın ve ahlaki tutumun ifrat, tefrit ve vasat olmak üzere üç mertebesi bulunmaktadır.

Misal olarak kişinin uhrevi sorumluluklarını terk edecek derecede dünyaya bağlanması ifrat, dünyaya ait vazifelerini ihmal edecek seviyede ahirete yönelmesi tefrit, dünyayı ahiretin tarlası bilerek dünyevi ve uhrevi mesuliyetlerini dengeli bir şekilde ifa etmesi ise vasattır yani orta ve doğru yoldur.

İşte ilim hakkında Peygamber Efendimizin belirttiği hususlarda buna dikkat çekilmektedir. Kişinin kendisini asla ilgilendirmeyecek ne dünyevi ne de uhrevi hiçbir faydası olmayacak şeyleri öğrenmeye çalışması ifrat, dünya ve ahiret hayatına faydalı olacak bilgilere karşı ilgisiz olması tefrit hem kendine hem de diğer Müslümanların dünya ve ahiretine fayda sağlayacak bilgilerin peşine düşmesi ise vasattır.

Bazı âlimler, “faydasız ilim, sahibinin amelinde ve takvasında herhangi olumlu bir davranış meydana getirmeyen ilimdir” demişlerdir.

Konusu hadis, tefsir, nahiv, kelam vb. olan bir bilgi dahi kimi zaman gereğinden fazla meşguliyet ile faydasız olabilmektedir. Zira farz olan ibadetleri ikinci, üçüncü derecede bıraktıracak ya da daha önemli ve öncelikli vazifeleri ihmal ettirecek kadar kişiyi meşgul eden bir araştırmanın tefsir ya da hadis olması onu faydasız ilim olmaktan kurtaramayacaktır.

Dolayısıyla, “faydasız ilimle" dikkat çekilen ameldir ki ilmin faydası da odur. Eğer öğrenen kişi bu ilimle amel etmiyorsa kendisine hiçbir faydası da yoktur. Faydası olmadığı gibi o ilme sahip olan kişiye zararı da vardır.

İmam-ı Gazâlî hazretleri (v. 505/1111) şöyle buyurmaktadır:

“İlim odur ki Allah’tan korkunu artırır ve dünyaya olan rağbetini azaltır. Seni dünyadan ahirete çağırmayan her ilim cehalettir. Sen faydasız ilimden Allah’a sığın.”

Ömür hoş sermayedir bilenlere!

Akıl sahiplerine göre dünya hayatı çok kısadır. Göz açıp yumunca geçiverir. Ölen aile fertlerinin hayatını düşünürsen bu meseleyi iyi anlarsın.

Öyleyse bu kısa hayat boşa geçirilecek bir zaman değildir. Zira sonsuz bir hayatın zahiresi burada devşirilecektir. Bu da ilim ve amel ile mümkündür.

Fakat evlatlarımızın yıllarını verdikleri tahsil hayatı bugün görülüyor ki mesleki bir kısım bilgilerin dışında faydasız buyrulan ilmin içerisine girmektedir.

Özellikle İmam Hatip ve İlahiyat müfredatları dahi faydalı ilimlerden fersah fersah uzaklaşmıştır! Bu müfredatlar bir asırdır oryantalistlerin yönlendirmeleri ile oluşmuştur. Dini anlamaya bilmeye ve yaşamaya yönelik değildir. Tamamen tartışma ve çatışma üzerine kuruludur.

Meseleler buna göre seçilmektedir. İsa aleyhisselamın göğe çekilip çekilmemiş olduğu, kıyamete yakın gelip gelmeyeceği, kader konusu, kabir azabı, mucizelerin olup olmadığı, şefaatin var olup olmaması gibi mevzularla yıllar geçirilmektedir.

Bunu yaparken de asla âlimler kıstas olarak alınmamaktadır.

"Kanaatime göre, benim düşünceme göre..." gibi efsunlu sözler, gençler için sanki bir numaralı delil olarak verilmektedir.

Sanırsınız bunların hepsi allâme olmuş. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik, İmam-ı Ahmed bin Hanbel -hâşâ- bunların eline su dökemez hâle gelmiş.

Bugün sosyal medyada dinî sahada yapılan tartışmalar da bu eğitimin açık göstergesidir.

Ahiretine en küçük bir faydası olmayacak meseleler en hayati konular gibi tartışma konusu yapılmaktadır.

İşte bu eğitim modeli oryantalistlerin bizi getirmek istedikleri en birinci hedefti.

Gerçekten başardılar. Daha edille-i şer’iyye nedir dediğinizde bön bön suratınıza bakan zavallılar, dinin en temel bilgilerinden dahi noksan olanlar, usul ilimlerinde dahi üstad olmuşlar haberimiz yok!..

Bu gidiş, sahibini nereye götürür bellidir.

Son yıllarda süratle artan deizmin temelleri bu usulle atılmıştır. Gençlerimizde ve hatta toplumda artan büyük ahlaksızlığın sebepleri de bu mecrada değerlendirilmelidir.

Öyleyse önce ilmin ne olup olmadığını bilelim. Ona göre vaktimizi harcayalım. Gece olunca, “bugün ne ile vakit geçirdim” diye sakince bir düşünüp değerlendirelim.

“Ömür hoş sermayedir bilenlere”, demişler. Yoksa büyük pişmanlık bizi bekliyor!

TEFEKKÜR

Mebhâs-ı ilm ü hüner nâ-kâmili ta’zîb eder

Tıfl-ı mektep şüphe yok memnun olur âzinede

Lâ Edrî

(İlim ve sanat konuları hamları sıkar,

Okul çocuğu, kuşkusuz, sevinir tatil günlerine.)

Ahmet Şimşirgil'in önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.