Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Türkiye’nin küresel diplomasi vizyonu: Gazze’de Tü...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türk dış politikası, sadece konjonktürel gelişmelere verilen anlık bir refleks değil; kökleri 1523’te Reis-ül Küttablık makamının tesisine kadar uzanan, beş asırlık bir devlet aklının ve kurumsal müktesebatın ürünüdür. Bugün Ankara, bu devasa mirası "360 derece diplomasi" vizyonuyla birleştirerek; Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Baltık’tan Körfez’e kadar uzanan bir etki alanını ustalıkla yönetmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde; Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın yönetimindeki bu süreç, hariciyemizin sadece protokol uygulayıcısı değil, küresel krizlerde bizzat "oyun kurucu" ve "kural koyucu" bir aktöre dönüştüğünü kanıtlamaktadır.

Ankara’nın egemen duruşu: Washington’da kim muhatap?

Türk diplomasisinin bu öz güvenli ve ilkeli duruşu, geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanlığının yıllık basın bilgilendirme toplantısında, bizzat yönelttiğim bir soruya verilen cevapta tüm berraklığıyla tecelli etti. ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın, bölgedeki terör unsurları üzerinden Türkiye’yi hedef alan ve "Akıllıca seçim yapın" diyerek haddini aşan beyanatlarını hatırlatarak yönelttiğim soruya Sayın Bakan’ın verdiği cevap, tam bir devlet dersi niteliğindeydi. Bakan Fidan, ferdi çıkışların devletler arası hukuku rehin alamayacağını şu sözlerle mühürledi:

"Amerika'da Senato’da birçok senatör var, Temsilciler Meclisinde birçok üye var. Biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi veya bölgesel politikaları açıkçası belirlemiyoruz. Bizim için Beyaz Saray'daki iradenin ve muhataplarımızın söylem ve faaliyetlerinin nasıl olduğu önemlidir, onlarla yola devam ediyoruz."

Bu kararlı duruş aslında şu gerçeğin altını çiziyor; Senatörler şahsi ikballeri için gürültü yapabilirler ancak Amerikan devlet sistemi çözüm üretmek istediğinde, Ankara'nın rasyonel muhataplığına dönmek zorundadır. Nitekim ABD Senatosundan yükselen bu "ferdi gürültüler" devam ederken, Beyaz Saray Gazze gibi en çetrefilli krizlerde çözümün anahtarını çoktan Ankara'da aramaya başlamıştı.

Stratejik süreklilik: Gazze’nin katmanlı yönetim mimarisi

Ankara’nın Washington’daki bu şahsi polemikleri devlet vakarıyla sönümlendirmesi, aslında Türkiye’nin kriz bölgelerindeki "vazgeçilmez aktör" konumunu bir kez daha tescil etti. Şimdiye kadar sessiz sedasız yürütülen ve Türkiye-Mısır-Katar üçlüsünün ara buluculuk çabalarıyla şekillenen süreç, geçtiğimiz günlerde ilan edilen "Gazze Barış Planı" (Gaza Peace Plan) ile kurumsal bir kimliğe büründü.

Kamuoyunda sanılanın aksine, bu mekanizma tek bir yapıdan ibaret olmayıp, her birinin yetki alanı farklı olan üç katmanlı bir hiyerarşiden oluşmaktadır:

1. Barış Kurulu: (Küresel liderliğin onay makamı)

Meselenin en üst siyasi çatısı olan Barış Kuruluna, Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından 'Kurucu Üye' sıfatıyla davet edilmesi; Gazze’nin geleceğinin ve bölgesel istikrarın Türkiye’nin stratejik garantörlüğü olmadan inşa edilemeyeceğinin uluslararası sistem tarafından ilanıdır. Bu gelişme, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın küresel sistemdeki vazgeçilmez ağırlığının yanı sıra, Trump yönetiminin Gazze meselesini 'ticari' bir sığlıktan çıkarıp kalıcı bir barışa tahvil edebilmesi için; bölge üzerinde tartışmasız bir manevi nüfuzu olan ve 'Dünya beşten büyüktür' diyerek küresel vicdanın sesi hâline gelen bir liderin iradesine duyulan ihtiyacın açık bir itirafıdır.

2. Barış Kurulu Yönetim Kurulu (Stratejik Planlama ve Koordinasyon Merkezi)

Marco Rubio ve Jared Kushner gibi isimlerin yer aldığı, sürecin diplomatik kurgusunun ve üst düzey planlamanın yapıldığı katmandır.

3. Gazze Yönetim Kurulu: (Sahadaki etik sigorta)

İşte Türkiye’nin en kritik "fren ve denge" mekanizması burasıdır. Sayın Hakan Fidan’ın bu icracı kurulda yer alması, stratejik bir garantörlük hamlesidir. Sayın Bakan’ın bu masadaki varlığı; Gazze’nin bütünüyle şahsi çıkarların veya geçmişin "enkaz mimarlarının" insafına terk edilmesini engelleyen, Gazzeli yöneticilerin (NCAG) küresel güç odakları karşısında ezilmesini önleyen yegâne devlet garantörlüğüdür.

Netice itibarıyla; küresel sistemin derin bir jeopolitik belirsizlikten geçtiği bu dönemde Ankara’nın sergilediği duruş, bölgesel istikrarın Türkiyesiz kurulamayacağının en net ilanıdır. Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın yürüttüğü "360 derece diplomasi" perspektifiyle, Türkiye’yi krizlerin sadece yönetildiği değil, çözümlerin bizzat inşa edildiği bir merkez hâline getirmiştir.

Türk diplomasisinin beş asırlık müktesebatından süzülen stratejik devlet hafızası; Sayın Cumhurbaşkanı’mızın küresel liderliğinde bir "Türkiye Ekseni" olarak tecelli etmektedir. Jeopolitik fay hatlarının yeniden kırıldığı bu çağda Türkiye; sadece kendi sınırlarının değil, küresel vicdanın ve istikrarın en güçlü teminatı olmaya devam edecektir.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR