Futbolumuzda yeni sezon “hazırlık maçları ile başlamışken”, ben de sabahları gazetelerin spor sayfalarına bakar, geceleri TV’lerin spor programlarını izler oldum.
Bu arada geçen günlerin birinde Anadolu Ajansı’nın “bir araştırma haberini” spor sayfalarımızda okurken, haberi yazan kardeşime de, ajansın sayfalarına koyan kardeşime de teşekkür ettim.
Haber “İstikrarın böylesi” başlığını taşıyor ve Fenerbahçe ile Beşiktaş’ta, “son 25 yılda geçici süreyle görev yapan antrenörler dışında 23'er farklı teknik direktör ile çalıştığını” anlatıyordu. Bu süreçte Galatasaray’da da 18 teknik direktör çalışmıştı.
Aynı süreçte, mesela İngiltere’de “Premier Lig takımı” Liverpool, “kurulduğundan beri 133 yılda 21 teknik direktörle” çalışmıştı.
Buna karşılık Süper Lig’de Galatasaray 25 şampiyonluk kazanarak “5. yıldızı takarken”, Fenerbahçe 19, Beşiktaş 16 şampiyonluk alabilmiş ve “3’er yıldızda” kalmışlardı.
2000’li yıllardaki tablo, “enteresan bir gerçeği” ortaya koyuyordu; 25 sezonda Galatasaray 11, Fenerbahçe 6, Beşiktaş 5 şampiyonluk kazanmış. Başakşehir, Trabzonspor, Bursaspor 1’er…
2000’li yılların ilk 10 sezonunda ise şampiyonluk tablosu: Fenerbahçe 4, Galatasaray 3, Beşiktaş 2, Bursaspor 1.
Görülüyor ki, son 15 yılda Galatasaray’ın 8 şampiyonluğuna karşı, Fenerbahçe 2, Beşiktaş 3 şampiyonluk kazanmış.
Bu tablo gösteriyor ki; Fenerbahçe ve Beşiktaş’taki düşüşlerin sorumluları “sadece” hocalar değil…
Başarının temelinde “Başkan-hoca el ele” sloganının gerçekleşmesi yatıyor.
Dursun Özbek-Okan Buruk birlikteliği bütün kulüplere örnek olmalı!..
O günleri arıyorum…
Dünyada, yaz sezonu için sporda “Atletizmin sezonu” deniyorsa, buna kimse şaşmamalı!
Kupalar, organize yarışmalar, ülke, kıta, dünya rekorlarının kırılması… Dolu tribünler, canlı yayınlar…
Elbette, “Sporların anasıdır” atletizm!...
Bu “özet”, ne yazık ki, “yaz sezonunu yaşayan” Türk atletizmine yâr olmamıştır!..
Ve de “bu acı tablo” ne gazetelerimizin spor sayfalarında ne TV’lerimizin spor programlarında yankı bulabilmiştir!..
Zira ne yazık ki, spor medyamız, “çok az olan istisnalar” hariç, kendisini “Dört Büyüklerin futboluna” ve de basketbolunun “birazına” etiketlemiş bulunuyor.
Bunca spor sayfamız, bunda TV spor programlarında “bir atletizm yazarı ve yorumcusu” var mıdır; geçen asrın son yarısında vardı; bu satırları yazarken, içim yandı!..
Şaka!..
Bugünkü Uluç Market’i, İzmir’e “gide gele” yazıp, daktilo edip, internet kanalı ile gazeteme yollayabildim.
Zira günlerdir, Urla’da “elektrik ve internet bağlantıları” kesildi. Gitti, gelir gibi oldu, gene gitti… Gene geldi…
Yazımı bitirdim, gönderebilmek için 5 dakika sonra İzmir’e oğlumun ofisine gitmek için otomobilime bineceğim.
Aklım “acılı” bir düşünce ile karmakarışık; “Biz 21’inci asrın ilk çeyreğinde” yaşamıyor muyuz?..
Dilerim parça parça yazılabilen bu yazıda bir hata, bir yanlış yoktur…

