Bizde çok güzel, çok eski bir gelenek vardır. Cumartesi sabahı baba işe giderken çocuğunu da yanına alır.
Çocuk erkenden kalkar. Normalde okul için uyandırılırken nazlanan o çocuk, o sabah babasından önce hazırlanır. Çünkü bugün başka bir gündür. Bugün babayla işe gidilecektir.
Yaşı beş de olsa, on da olsa, on beş de olsa… Her yaşta babayla işe gitmenin tadı başkadır.
Beş yaşındaki çocuk için babasının koltuğuna oturmak büyük bir hadisedir. On yaşındaki için kendisine küçük bir iş verilmesi… On beş yaşındaki içinse fikrinin sorulması, bir müşteriyle tanıştırılması, “Bu da benim oğlum” yahut “Bu da benim kızım” denilmesi…
Çocuğun boyu değişir, beklentisi değişir. Ama babasının yanında kendisine yer açılmasının kıymeti değişmez.
Peki, neden cumartesi?
Çünkü hafta içi çocuk okulda, baba iş yerinde yoğundur. Akşam eve gelindiğinde yemek, ödev, yorgunluk, uyku derken gün biter. Aynı evin içinde yaşarız ama bazen birbirimizin hayatından habersiz kalırız.
Cumartesi ise birçok iş yerinde tempo biraz düşer. Çocuğun okulu da yoktur. Baba ile çocuk için birbirlerinin dünyasına girebilecekleri güzel bir kapı açılır.
Baba işin sahibiyse, iş yerinin şartları da uygunsa, bence o kapı mutlaka açılmalı. Çalışansa da işvereninin izniyle, işin güvenliğini ve düzenini gözeterek bu imkân değerlendirilmeli.
Çocuğa bir sandalye verin. Bir bardak su getirmesini isteyin. Bir kutuyu birlikte açın. Bir müşteriye selam vermesine fırsat tanıyın.
Küçük gördüğünüz o işler, onun dünyasında büyük bir yere oturur.
Çünkü çocuk orada yalnızca vakit geçirmez. Hayatın nasıl işlediğini görür.
Bir cumartesi çocuğa ne kazandırır?
1. Paranın arkasındaki emeği görür.
Evde ihtiyaçları karşılanan çocuk, paranın nereden geldiğini her zaman bilmez. Kart okutulur, paket gelir, alışveriş yapılır. Fakat o kartın arkasında kaç telefon görüşmesi, kaç müşteri, kaç sorun, kaç saat çalışma olduğunu görmez.
Babasının iş yerinde geçirdiği bir gün, “Baba, bana bunu al” cümlesine yeni bir anlam kazandırabilir. Çünkü artık o isteğin karşılığındaki emeği tanımaya başlamıştır.
2. İnsanlarla konuşmayı öğrenir.
Kapıdan girene selam vermek, gözünün içine bakmak, hâlini sormak, teşekkür etmek…
Bunlar basit görünür. Ama insanın hayatını kolaylaştıran, önünü açan becerilerdir.
Çocuk babasını izler. Babasının müşteriye, çalışanına, kuryeye, çay getirene nasıl davrandığını görür. İnsanlara gösterilen saygının kişiye ve makama göre değişmemesi gerektiğini, babasının davranışından öğrenebilir.
3. Sorumluluk almanın tadına varır.
“Şu paketleri sayar mısın?”
“Şu masayı hazırlayabilir misin?”
“Gelen misafirimize bir sandalye getirir misin?”
Yaşına uygun küçük bir görev, çocuğa büyük bir mesaj verir: Sana güveniyorum. Burada senin de katkına ihtiyaç var.
Bir işi bitirip “Eline sağlık” sözünü duyan çocuğun yüzüne bakın. O gururu pahalı bir oyuncakla satın alamazsınız.
4. Problemlerin nasıl çözüldüğünü görür.
Her şey yolunda gitmez. Sipariş gecikir, cihaz bozulur, müşteri itiraz eder, hesap tutmaz.
Çocuk, hayatın bu tarafıyla da tanışır. Bir problem çıkınca bağırmak mı gerekiyor, dinlemek mi? Suçu başkasına atmak mı gerekiyor, çözüm aramak mı?
Babanın o anda gösterdiği tavır, uzun bir nasihatten daha öğretici olabilir.
5. Babasını daha yakından tanır.
Evde gördüğü baba ile iş yerinde gördüğü baba birbirini tamamlar.
“Babam bunu biliyormuş.”
“İnsanlar babama danışıyormuş.”
“Babam gün boyunca ayaktaymış.”
Akşam eve geldiğinde “Biraz dinleneyim” diyen adamın yorgunluğu, çocuğun gözünde artık daha anlaşılır hâle gelir.
Baba da çocuğunu başka bir ortamda tanır. Neye meraklı olduğunu, hangi soruları sorduğunu, nerede çekindiğini, nerede becerikli olduğunu fark eder.
6. Birlikte hatıra biriktirirler.
Yıllar sonra o günün cirosu unutulur. Hangi müşterinin geldiği, hangi ürünün satıldığı da unutulur.
Ama dükkân açılmadan önce birlikte yapılan kahvaltı hatırlanır. Babanın arkadaşının ikram ettiği çay hatırlanır. Dönüşte alınan simit, otobüste yapılan sohbet, babanın elini omza koyması hatırlanır.
Çocukluğun hatıra defterine bazen en sıradan görünen günler yazılır.
İşe gitmiyorsanız daha da güzel
Cumartesi günü çalışmayan babalara da söyleyecek sözümüz var.
Beraber bir fuar gezin. Çocuk görsün, sorsun, merak etsin. Bir ürünün nasıl yapıldığını, bir fikrin nasıl işe dönüştüğünü konuşun.
Spor yapın, yürüyüşe çıkın. Çarşıya, pazara gidin. Esnaf dostlarınıza uğrayın.
Bir esnafın yanında babayla içilen çayın, çocuğun hatıra defterinde tahmin ettiğinizden çok daha önemli bir yeri olabilir.
Büyük bütçelere gerek yok. Birlikte geçirilen günün kıymetini, harcanan para belirlemiyor.
Yeter ki baba gerçekten orada olsun. Çocuk yanında yürürken gözü sürekli telefonda olmasın. Çocuğun sorduğu soruyu duysun. Anlattığını dinlesin.
“Ama cumartesi kursu var…”
Bunu söyleyeceğinizden eminim.
“Çocuğun spor kursu var, müzik dersi var, yabancı dili var…”
Elbette olsun. Bunların hepsi kıymetli. Benim itirazım, çocuğun takviminde her şeye yer bulunurken babasına yer bulunamamasına.
Dostlar, o kurslara yüz binlerce çocuk gidiyor. Fakat her çocuk babasıyla bir tam gün geçirmiyor. Her çocuk babasının işini, arkadaşlarını, hayatını tanımıyor.
Çocuğumuzun geleceği için dersleri tek tek planlıyoruz. Peki, birlikte geçireceğimiz zamanı neden aynı ciddiyetle planlamıyoruz?
Bir cumartesiyi de buna ayıralım.
Dükkânın öğrettiği ders
İddialı bir şey söyleyeceğim: Babasıyla dükkâna giden çocuğun o gün edindiği bazı tecrübeleri, en pahalı okulun en pahalı kursu bile aynı biçimde veremez.
Çünkü orada hayatın kendisi vardır.
Bir insanın neye ihtiyacı olduğunu anlamak, verdiğin sözü tutmak, yaptığın işin arkasında durmak, güven kazanmak…
Bunların bilgisi anlatılabilir. Fakat davranışa dönüşmesi için görülmesi, denenmesi, yaşanması gerekir.
Kim bilir… Bugün dükkânda çekinerek “Hoş geldiniz” diyen çocuk, yarın kendi şirketinin kapısını açacak. Belki çok iyi okullarda okumuş insanlarla birlikte çalışacak, onlara iş verecek.
Elbette hiçbir çocuğun geleceği yalnızca cumartesi programıyla belirlenmez. Ama o gün kazandığı cesaretin, insan tanıma becerisinin ve sorumluluk duygusunun hayatında nerelere uzanacağını da bugünden bilemeyiz.
Yapay zekânın işleri değiştirdiği bir döneme giriyoruz. Çocuklarımız teknolojiyi öğrensin. Bunun yanında insanı anlamayı, ihtiyaç görmeyi, çözüm üretmeyi ve güven kazanmayı da öğrensin.
Esnaflığın, ticaretin, hayatın bu tarafını ihmal etmeyelim.
Anneler, cumartesi günü baba ile çocuğa biraz alan açın. Saat başı arayıp günün akışını bölmeyin. Bırakın kendi sohbetlerini, kendi hatıralarını oluştursunlar.
Babalar, siz de bu fırsatı sahiplenin. Cumartesiyi bekleyen yalnızca müşteriniz olmasın. Çocuğunuz da “Yarın babamla ne yapacağız?” diye heyecanlansın.
Bir gün büyüyecek. Kendi arkadaşları, kendi işi, kendi programı olacak. Yanınıza gelmesi için sizin gün saydığınız zamanlar gelecek.
Bugün elinizden tutmak isterken elini tutun.
Eğer bugüne kadar yeterince yapmadıysanız bir sonraki cumartesi başlayın.

