Kaydet
|

On beş yıl kadar önceydi. Babamla beraber Perpa yıllarımız. Yokluğun çok olduğu ama bereketli zamanlar. Benim adıma da ticareti yeni yeni öğrendiğim, öğrendikçe büyülendiğim dönemler.

Büyülendim, çünkü çok şey yaparım ben bu ticaretle diye düşünüyordum ticareti tanıdıkça. Bu ticaret sadece para kazanma, zengin olma aracı olamaz. Bu ticaret aslında insanlara dokunmanın, hayatlarında iz bırakmanın çok güçlü bir aracı olabilir gibi geliyordu bana.

Gerçekten de öyleymiş. Ticaret insan tanımanın, insan kazanmanın, genç insan yetiştirmenin, insanların hayatlarına dokunmanın mükemmel bir yoluymuş. Bağımsız kalmanın, kimseye eyvallah etmeden yaşamanın, yanında yapacağın başkaca işlerde de hür ve bağımsız olabilmenin yoluymuş.

Bir gün bir hanımefendi işe başladı bizde. Grafik tasarımcısıydı. Adına Ayça abla diyelim. Benden sanıyorum 5 yaş kadar büyüktü.

Grafik tasarımcısıydı ama interneti bilmiyordu. Web sitesi yapma tecrübesi yoktu. Yaşı benden büyük olsa da onu internet sitesi konusunda yetiştirmek, ona bir şeyler öğretmek bana kısmet oldu.

Bir gün geldi Ayça Hanım “Ömer Bey ben eve giderken zorlanıyorum otobüslerde, Perpa’nın da otoparkında bir servis firması çıkmış. Firmaların çalışan servislerinden farklı olarak bireysel olarak gidip başvurup anlaşabiliyormuşuz. Her ilçenin servisi var, gidip bizim oraya giden servise kayıt olacağım” dedi.

Acemilik yaşlarıydı dedim ya, ne yapmalıyım bu noktada diye bir düşündüğümü hatırlıyorum. Sonuçta eve dönüşüyle ilgili bir konuydu. Ne yaparsa yapardı, ister İETT ile, ister yürüyerek giderdi. Ama içim rahat etmedi. Ya bu servis firması, ya da bineceği servisteki insanlar tuhaf adamlardan oluşuyorsa? Rahat edemedim. Mesai bitimi “Ben servise gidiyorum” dediğinde “Bekleyin” deyip peşinden gittim.

Servise baktım, şoförle tanıştım, firma sahibiyle tanıştım. Servisi kullanan diğer insanlara baktım. Baktım ki düzgün tipler, “Tamamdır” deyip döndüm. İçim rahat etmişti.

Sonuçta bu hanımefendi Perpa’ya bana ve firmama güvenerek gelmişti. İşe gelirken, işten dönerken bir sıkıntı yaşasa, ayağı taşa takılsa ben rahatsız olurdum. Sorumlu olmasam bile sorumluluk duyardım.

O yıllarda bilmiyordum ama bu aslında bizleri yetiştiren insanların yetiştiği Ahilik geleneğinin bir parçasıymış. Çalışan, patrona emanetmiş Ahilik geleneğine göre. Bunu içgüdüsel olarak yapmıştım ama sonraki yıllarda Ahilikte de böyle bir anlayış olduğunu öğrenecektim.

Bir hafta geçti. Ayça Hanım’ın eşi geldi ofise. Tanıştık. “Ömer Bey sana teşekkür ederim, eşimi servis konusunda yalnız bırakmamışsın, o talep etmediği hâlde yanında olmuş, kardeşlik yapmışsın, onun da benim de çok hoşumuza gitti” dedi.

Böylece aile dostu olduk bu güzel aileyle. Hâlâ kopmayan, yılların eskitemediği şekilde aile dostu olduk.

Bu hikâyeyi de geçtiğimiz günlerde bir video hâlinde çekip “Kadın Çalışan, Patrona Emanettir” başlığıyla yayınladım.

Kız babası değilim ama kız çocuğum olsaydı ve büyüyüp bir şirkette çalışsaydı ne olsun nasıl olsun istersem, aynı şeyleri yapmaya çalıştım sadece. Farklı bir şey yapmadım. Videoda da bunu anlattım.

Meğerse güzel ülkemin kadınlarının bu konuda ne büyük yarası, ne büyük derdi varmış. Ne mesaj kutusu, ne de yorumlar kaldı kilitlenmeyen.

Anlatılanları okudukça insanın içi burkuluyor. Kadınların iş yerlerinde yaşadıkları saygısızlıklar, maruz kaldıkları rahatsız edici davranışlar, kendilerini güvende hissedememeleri…

Bir insanın ekmeğinin peşindeyken bir de bunlarla mücadele etmek zorunda kalması ne acı.

Burada bir düşüncemi de açıkça ifade etmek isterim.

Ben kadının mutlaka iş hayatında olması gerektiğini savunanlardan değilim. Bilakis, bir kadının ekonomik mecburiyetler yüzünden evinden, çocuklarından, ailesinden uzak kalmak zorunda olmamasını çok kıymetli bulurum. Kadının evinde, ailesinin yanında huzurla yaşayabilmesini, çalışmak zorunda olmadığı bir hayatı tercih edebilmesini isterim.

Ama hayat her zaman bizim istediğimiz gibi yürümüyor. Kimi kadın ailesinin geçimine destek olmak zorunda kalıyor, kimi eşini kaybetmiş, kimi çocuklarını tek başına büyütüyor. Kimi de kendi arzusuyla çalışmayı tercih ediyor.

Sebebi ne olursa olsun, çalışıyorsa huzurla çalışabilmeli.

İşte benim itirazım da tam burada başlıyor.

Bir kadın çalışmak zorunda kaldığında yahut çalışmayı tercih ettiğinde, bir de iş yerindeki insanların uygunsuz davranışlarıyla mücadele etmek zorunda kalmamalı.

Patron dediğin yalnızca maaş ödeyen insan değildir. O iş yerinin ahlakından, düzeninden, çalışanlarının birbirlerine karşı davranışlarından da sorumludur.

Öyle bir iş ortamı kurmalı ki hiç kimse bir kadın çalışanı rahatsız etmeye cesaret edememeli. Kadın, karşısındaki insanın niyetinden şüphe ederek değil, işine odaklanarak çalışabilmeli.

Üstelik bunu sağlamak için kadının başında beklemeye, hayatına müdahale etmeye de gerek yok. Sağlam bir iş yeri kültürü, açık kurallar, saygılı ilişkiler ve gerektiğinde tavizsiz bir duruş yeterli.

Ahilik geleneğinin bize bıraktığı miras da biraz budur.

İnsanı yalnızca ürettiği işle, getirdiği kazançla değerlendirmemek. Yanında çalışanı bir makine, bir maliyet kalemi olarak görmemek.

Bugün şirketlerimiz büyüyor, cirolarımız artıyor, teknolojimiz gelişiyor. Peki ahlakımız, merhametimiz, birbirimize karşı sorumluluk duygumuz aynı ölçüde gelişiyor mu?

Ayça ablanın servisine gidip bakmamın üzerinden on beş yıl geçmiş. O gün yaptığımın ne büyük bir şey olduğunu düşünmüştüm ne de bir gün köşe yazıma konu olacağını.

Şimdi düşünüyorum da o gün servise gidip baktığım için değil, bugün böyle sıradan bir davranışı anlatmak zorunda kaldığım için üzülüyorum.

Keşke bütün işverenler için bunlar son derece olağan davranışlar olsa.

Keşke hiçbir kadın iş yerinde kendisini koruyacak birini aramak zorunda kalmasa. Çünkü zaten kendisini güvende hissedeceği bir düzenin içinde çalışıyor olsa.

Benim için iyi patronluk, yalnızca çalışanına ekmek vermek değildir. O ekmeği huzurla kazanabileceği bir ortamı da sağlamaktır.

Ve unutmayalım; ticaretin bereketi yalnızca kasaya giren parayla ölçülmez.

Bazen bir çalışanın hayır duasında, bazen bir ailenin gönlünde, bazen de on beş yıl sonra hâlâ devam eden bir dostlukta saklıdır.

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.