Bu tesisler yaz ayları içindir. Felaketzedeler için kış aylarında bundan mükemmel barınak olamaz. Acaba ben mi yanılıyorum. Önümüz kara kış, bu garibanlar burada kalsalar ve o tesislere baksalar kötü mü olur? 65 milyonun dişinden tırnağından arttırarak yardım ettiği depremzedelere bu ne acı devlet terörüdür? Yöneticilerimiz neden garibanın değil de güçlünün yanında? Biz birbirimize benzeriz...
Yabancıları göstermelik olarak çok severiz, kendimizi fırsat bulduğumuzda badem gibi ezeriz. Boşuna "Türk gibi başla, İngiliz gibi bitir" dememişler. Önce UEFA, sonra da Süper Kupa''yı kazanan Cimbom''un büyük zaferi gazete manşetlerinde kursağımızda kaldı. Galatasaray''ın anlı-şanlı başkanı zafer çılgını olarak içindeki uzun yılların depresyonunu ve kompleksini küçücük bir cümleyle kusuverdi: "Terim''siz de oluyormuş."
Demek ki Süren ve Galatasaray yönetimi Fatih Terim''e tam 4 yıl riya yapıp el pençe divan durmuşlar kafalarını kaldırdıkça Terim''in sopası başlarında boza pişirmiş. Belli ki Adanalı ''maço''dan öyle korkup çekinmişler ki ortalama 1500 gün Terim karşısında devamlı ceketlerini iliklemişler. Hazin ve acınacak bir tablo. Herkes bir yol tutturmuş giderken; G.Saray da iyi bir rotada giderlerken sarı-kırmızılı yöneticilere acaba rahat mı battı? Medyada bir bölüm dostlar verdiği sert cevaplar için Terim''i suçluyor ve "Buna gerek var mı idi? Demek ki Terim olmamış bir hamlıkta. Gene 5 sene öncesine döndü" diyerek G.Saray''a üst üste 4 yıl şampiyonluk apoletini takan hocayı suçluyorlar. Peki, doğuştan değil de sonradan olma monşerler bir Adana delikanlısına küfürden beter lâflar ederken sosyeteleri hiç bozulmuyor mu? Bir başka G.Saray yöneticisinin 3-5 gün önceki demeci ise, hem insanlık, hem de Galatasaraylılık suçu. İnter''in kupadan elenmesine ve Hakan Şükür''ün başarılı bir oyun çıkaramamasına son derece sevinen zat-ı muhterem zehirini şöyle döküyor: "Allah''ın sopası yok ki..."
Galatasaray''a UEFA Kupası''nı kazandıran, Milli Takım''ı EURO-2000''e götüren Hakan Şükür''e lâyık görülen davranışa bakın. Ayıptır, günahtır, vefasızlığın böylesine acul tesellisi az görüldü. Kompleks midir, kıskançlık mıdır anlaşılır gibi değil. Turistler cehennemi geziyorlarmış. Görevli, günahkârların yandığı birinci kazanın yanına konukları davet etmiş. Fokur fokur kaynayan kazandan çıkmak isteyen günahkârlar cehennem zebanisinin sopasını yedikçe kendilerini kaynayan kazanın dibinde bulurlarmış. Diğer bir kazanda gene kaynayan sular varmış fakat görünürde hiçbir el-kol veya kafa yokmuş. Turistler cehennem zebanisine bunun sebebini sorduklarında şu cevabı almışlar: "Bu kazanda Türkler kaynar. O kadar kıskançtırlar ki; kazanın içinden birisi yukarı çıkıp kaçmak istediği zaman bacağından aşağı çekerler!. Biz bu kazanın başında nöbetçi veya görevli tutmayız."
Fenerbahçe bir kriz geçirip Ankara''da postu deldirince Mustafa Denizli sıkıntıyı azaltmak için stadyumdan İstanbul''a otobüsle gidiş emri verdi. İyi de etti. 3.5 saatte İstanbul''a ulaşarak oyuncularını hem havaalanında lüzumsuz baskılardan, hem de Havaş ve THY''nin eziyet ve rötarlarından kurtardı.
Mustafa Denizli bu akıllı davranışı ile kutlanacağına ''tu ka ka'' edildi. Hele eski başkanın "Mustafa İstanbul''a yürüyerek dönmeliydi" gibi bir lâfı olayın üstüne tuz-biber ekti.
Fenerbahçe''de nedense hiç sabır yok. En ufak bir teklemede yenecek adam aranıyor. "Türk Türk''ün kurdudur" diye bir özdeyiş vardır. Ben bunu "F.Bahçeliler birbirinin kurdudur" diye değiştiriyorum. Var mı itirazı olan? 1940''lı yıllarda Ankara''da Beşiktaş Harp Okulu karşısında ilk yarıyı 3-0 geride kapatmıştı. Hakkı kaptan soyunma odasına ellerini arkasına bağlayarak girdi. Ağzından tek lâf çıkmıyordu. Bütün futbolcular kendisine korku ile bakarken malzemeciye dönerek "Dönüş tren biletlerini bana ver" dedi. Sonra da oyunculara kesin bir dille yemin eder gibi şunları şöyledi; "Maçı ya alırsınız ya da İstanbul''a yürüyerek gidersiniz." Oyunculardan hiç birinin cebinde 5 kuruş para yoktu ve Hakkı Yeten''in blöf yapmadığını da çok iyi biliyorlardı. İkinci yarı sahaya çıkıp Harbiye''yi 6-3 mağlup ettiler.
İşte o Hakkı Yeten Beşiktaş''a kaptan olarak, yönetici olarak ve başkan olarak unutulmayacak hizmetler verdi ve Kartal''a şampiyonluklar kazandırdı. Medya şimdiki gibi olmadığı için kimse kendisine "Efsane başkan" lakâbını yakıştırmadı. Çünkü o efsanenin ötesindeydi. Tek şampiyonluk değil, sayısız şampiyonluklar kazanmış ve kazandırmıştı. Tarihe de Beşiktaş''ın "Baba Hakkı"sı olarak geçmişti. Ana gibi, baba gibi kutsal bir varlık acaba var mıdır?

