Fevkalade kalemi, İstanbul efendiliği, Galatasaray Lisesi mezun olması nedeniyle çok iyi konuştuğu Fransızcası ve hayat görüşü bizi kendisine kısa sürede bağlayıvermişti. Muvakkar Ağabey servisten içeri girer girmez etrafa gülücükler ve sempatiler dağıtır, sonra da geniş bedenini sığdırabileceği ilk iskemleye güçlükle otururdu. Galatasaray Lisesi''nden yetişen koyu bir Beşiktaşlı''ydı. Beşiktaş''ta top oynarken ayağını sakatlamış ve çok sevdiği futbolun anısını hafifçe sekerek yaşıyordu.
Maçları anlatırken hafızalarımızda kalan en önemli cümlesi "İstadyom lebaleb dolu" idi. O zamanın 13-15 bin kişisi Dolmabahçe İnönü Stadı''nı tıklım tıklım doldurmaya yeter de artardı bile. Çünkü stad şimdiki gibi çeşitli eklemelerden mahrumdu.
Aldığı Fransız terbiyesi nedeniyle ve devrin yaşamına uyarak akşamüstleri 5 çayını mutlaka bir pastahanede alırdı. Bu yer de şimdiki metruk Park Otel''in tam karşısına isabet eden Pakiş Pastahanesi''ydi. Şu anda Varan Turizm''in acentası olan Taksim Cumhuriyet Caddesi''ndeki bu sempatik cafeye ben de ustam rahmetli Adnan Fuat Aral''la katılırdım. O sıralarda yıl 1957... Ben Muvakkar Ağabey''le konuşamazdım. Sadece ustam Aral''la onun masadan masaya lâf atışlarını zevkle izlerdim.
Şimdiki gibi ATM ve banka şubelerinin sıkça olmadığı bir devirde, fazla da yürüyemeyen Muvakkar Ağabey zaman zaman parasız kalırdı. Çünkü son derece bonkördü ve elinde, cebinde ne varsa herkese dağıtırdı. Gene bir gün parasını yitirmiş olacak ki, Ermeni şef garson Andranik''i yanına çağırdı. Kendisinden 50 lira borç istedi ve parayı da anında aldı. Smokinle hizmet veren Andranik gülerek Adnan Fuat Aral''ın yanına geldi ve "50 kağıt gitmiştir evladım" dedi. Az sonra Andranik gene Aral''ın yanına gelerek ve de hayli ferahlamış görünerek şunları söyledi "50 kağıdın 20''si gelmiştir evladım."
Muvakkar Ekrem Talu daha sonra tümüyle ödeyeceği 50 liralık borca karşılık Ermeni şefe 20 lira bahşiş vermişti.
1963''te anlatmaya başladığım ilk maçları radyodan dinleyen ustam Muvakkar Ekrem Talu, Tercüman Gazetesi''ne beni çok beğendiğini bütün detaylarıyla açıkladığı bir yazı yazmıştı. Aynı günlerde Cumhuriyet Gazetesi''nde daha sonra adı Şeyh-ül Muharririn (Yazarların şeyhi) olarak anılacak Burhan Felek hocamız ise benim için yazdığı köşesinde şahsımı yerden yere vuruyor ve bende unutulmaz bir yara açıyordu.
Bunları niçin yazdım?
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Muvakkar Ekrem Talu Ödülü''nü 1999 yılı için bana uygun görmüş ve geçenlerde Olimpiyat Evi''nde benim için anlamı son derece büyük bu ödülü Talu''nun oğlu meslekdaşım Umur Talu''nun elinden almıştım.
Mesleki hiç bir ödül unutulmaz, hele böyle anlamlı ve değerlisi...
Teşekkürler Milli Olimpiyat Komitesi, sonsuz rahmetler Muvakkar Ekrem Talu...

