Bir zamanlar benim coşku dolu milli takımlarım vardı.
Senede yapılan en fazla 5 milli müsabakaya seçilen oyuncu semtinde kahraman gibi karşılanır, genellikle de gizli bir yerde adak kurbanı keserdi.
Dolmabahçe''deki milli maçlar ise bir alemdi. O zamanın kapasitesi 15 bin kişi ile tribünler dolar, özellikle numaralı ve kapalıda son derece şık kürklü hanımlar ve genellikle takım elbiseli borsalino şapkalı beyefendiler maçları tek kötü tezahürat yapmadan izlerlerdi.
İstanbul Belediye Bandosu''nun şu anda ismini hatırlayamadığım rahmetli zenci şefi istiklal marşı için ellerini kaldırdığında büyük bir sessizlik hakim olur, eliyle başlama işaretini verdiğinde ise adeta gök gürlerdi. Bu sesler 305 bin nüfuslu İstanbul''un Taksim''indeki ara sokaklardan dahi rahatça duyulurdu.
Gençliğimin milli takımları Osmanlı eyaletlerinin takımlarına her zaman üstünlük sağlarlardı. Hem doğuda hem de batıda maçlarda devamlı fark yaparlardı.
Ay-yıldızlı formayı giyebilmek ve bir milli maçta oynayıp hele hele gol atabilmek şereflerin en büyüğü idi.
Şimdi bir de Bosna Hersek karşısındaki milli futbolcularımızı düşünün. Cumhuriyetin kuruluşunun ilk çeyreğindeki coşku ve verime bakın, 76. yılındaki lâubalilik ve laçkalığa bakın. İnsanın doğrusu içi parçalanıyor.
Benim milli takımlarım Hollanda, Almanya ve Polonya gibi devleri yüzerbin kişilik stadyumlarda ve kendi evlerinde yenerlerdi. Berlin panteri Turgay''lar, uçan kaleci Cihat''lar işte böyle dev maçlarda Türk futbol tarihine geçtiler. Moskova''da 1936 Sovyetler-Türkiye temsili maçında rakip oyunculara geçit vermeyen Cihat Arman kırılan parmağıyla otel odasında yatarken, çevreye 10 bin kişiden fazla bir Rus topluluğu yığılmış ve Cihat''ı görmek için tempo tutmaya başlamışlardı. Rusça bilmeyen bizimkileri otel müdürü uyarıp Cihat''ın balkona çıkmasını sağlamıştı.
Bir zamanlar benim futbolcularım vardı. Enflasyonla henüz tanışmamış ülkede tüketim nedir bilmezler, bir montafon ineğinin verimliliğinde devamlı üretirlerdi. Yaptıkları transferler binli rakamları geçmez, kamplarda mevyalı gazoz veya maden suyu içtikleri zaman paraları ceplerinden öderlerdi.
Bir zamanlar benim futbolcularım vardı. Bülent Esel''ler.. Şükrü Gülesin''ler.. Bülent Eken''ler.. Lefter''ler.. Metin Oktay''lar.. Can Bartu''lar.. Özcan Arkoç''lar.. Ve Şükrü Ersoy''lar, Avrupa''nın en büyük takımlarında futbol oynarken sadece sahada değil bulundukları şehirlerin sosyal etkinliklerinde de yer alırlardı. Futbolu bıraktıktan sonra Roma''da bir restoran açan Şükrü Gülesin''in İtalyan sosyetesinin dışındaki en önemli müşterisi kendisini sık sık ziyarete gelen Mısır Kralı Faruk''tu.
Bir zamanlar benim futbolcularım vardı. Yabancı takımları TV olmadığı için seyredemezler, senede 2 veya 3 Brezilya takımı özel maç için ülkemize geldiğinde onlardan gördüklerini 5''le katlayarak sahaya yansıtırlardı.
Bir zamanlar benim futbolcularım şimdikiler gibi jeepleri ellerinin tersiyle itmezler maçlara ve idmanlara tramvayla giderlerdi. Hem de kırmızı boyalı birinci vagonda değil, yeşil boyalı ikinci vagonda ve daha ucuz bilet ödeyerek.
Bir zamanlar benim futbolcularım vardı... Bir zamanlar benim futbolcularım... Bir zamanlar... Bir... B...

